1. HABERLER

  2. ARŞİV

  3. BAKIŞMA – YAPIT OKUMALARI
BAKIŞMA – YAPIT OKUMALARI

BAKIŞMA – YAPIT OKUMALARI

Ümit İnatçı’dan bir ilk… BAKIŞMA – YAPIT OKUMALARI Geçtiğimiz günlerde toplumumuzda ‘basın-kitap’ olayında güzel bir başlangıç yaşandı: “Söylem Ajans ve Basın Hizmetleri” adıyla yeni bir yayınevi üretime başla

A+A-

 

 

 

Ümit İnatçı’dan bir ilk…

BAKIŞMA – YAPIT OKUMALARI

Geçtiğimiz günlerde toplumumuzda ‘basın-kitap’ olayında güzel bir başlangıç   yaşandı: “Söylem Ajans ve Basın Hizmetleri” adıyla yeni bir yayınevi üretime başladı ve akabinde de, bir yılda – her ay bir kitap yayınlayacağı – programını, ilk yayını olan, Ümit İnatçı’nın “BAKIŞMA – Yapıt Okumaları” adlı kitabının tanıtımı ve diğer aylarda da yayınlanacak kitapların panolarıyla açtı. Bu ilginç, çok emek ve sağlam bir yürek isteyen girişimi için “Söylem Ajans” sahibi Ali Bizden’i, yürekten kutlar ve gerçekten başarmasını dilerken, Yayınevinin ilk kitabını tanıyalım birlikte…

BAKIŞMA

Ülkemizin başarılı sanatçı – yazarlarından Ümit İnatçı’nın (22.) kitabı olan “BAKIŞMA”, bir ‘eleştiri’ kitabı; ama, öyle sıradan bir eleştiri değil,  bunun tanımını da kitabın yazarı yapsın size; çünkü, ona göre ‘eleştiri için’ yapıt bir esin nesnesi değil, bilgi nesnesidir…

“(…) Bir ressam, bir yazın sanatçısı, bir kritikçi, biraz da felsefe seven olarak bakıştığım eserleri, yeni bir dile / bedene kavuşturmayı oldukça besleyici bir entellektüel eylemden sayıyorum.

(…) Toplam elli iki metin üzerinden bakıştığım (55) adet yapıtla birbirimize doğru yürüdük (…) uzun uzun başka metinlerden alıntılanmış, akademik değinmelerden yola çıkarak değil, - bir ressam ve eleştirmen gözüyle – kendi birikimlerim üzerinden baktım bu yapıtlara.

(…) Günümüzde sanatın bir sosyal seviyeye indirgenmesi ve toplumsal yaşamın bir “boş vakit” aksesuarına dönüştürülmesi  beni rahatsız ediyor.

(…) Sanatçıyı öldürüp, sanatı kurumsal bir yetke alanı olarak kullanmak isteyen ve tecimsel kaygılarla ‘sanat etkinliği’ yöneticiliğine soyunan kişilere karşı, elinden gelen direnci gösteren bir ressam olarak, böyle bir kitabı sunmak istememdeki amaç, sanatçı kişiliğinin önemini vurgulamaktır…

 

İLK ELEŞTİRİ KİTABI…

Ümit, gerçekten de sanat alanında inanılmayacak bir eleştiri kitabı çıkarmış ortaya. İnsanın / okuyanın ‘başucu kitabı’ olabilecek öylesine yüklü bir kitap; değil mi ki onu yazanın donanımı da aynı derecede; çünkü, Ümit İnatçı, yüksek öğrenimini, İtalya’nın Perugia kentinde, “Pietro Vannucci” Güzel Sanatlar Akademisi’nde, burslu okuyarak, “Resim Bölümünü’ birincilikle bitirdikten sonra, ‘Sinemacılık’ üzerinde’ çalışmalar yapmış, Perugia – Avrupa Uygulamalı Sanatlar Ens. İletişim Tasarımı (Algı Kuramı ve Biçim Semiolojisi) üzerine branşlaşma eğitimi görmüş… “Prato-Luigi Pecci Çağdaş Sanat Müzesi” gibi önemli sanat merkezlerinde sergiler açmıştır. Eserleri, Avrupa’nın değişik müzeleri, kamu ve özel kolleksiyonlarda sergilenmektedir. Küratörlük ve sanat eleştirmenliğinin yanında ‘belgesel film’ dalında çalışmaları var…”

 

BİR GERÇEK SANATÇI…

İşte böyle bir sanatçının, tutun Van Gogh, Munch, Kandinski, Klee ve daha nice sanatçı ve yaratıyı konu eden hatta bunca yıldır bu alanda yer alan olguların dahi eleştirisini yapabilen bir gerçek sanatçı O…

Gerçek sanatın / edebiyatın / eleştirinin ne olduğunu, insanın kafasına / yüreğine bir sürü sorunun takıldığının yaşanıp, merakımızın nüksettiği anlarda uzanıp kitaplığımızdan alıp yeniden okuyabileceğimiz ve bunları çocuklarımızla / öğrencilerimizle de paylaşabileceğimiz güzel bir başyapıt kazandırdı dilimize yazar.

Titiz bir çalışma, yoğun bir emek ürünü…

Özellikle de tarih gibi sanatta da, zamanın beylik düşüncelerinin ve yargılarının bir bölümünü güçlendirirken, bir bölümünün de, “anasını ağlatan”, bilgi donanımlı, kül yutmaz bir yazar olarak…

Hem yetkin hem de severek yapılmış bir eser bu… Bize düşen, bu eseri alıp, içindekilerle – bildiklerimiz konusunu karşılaştırmak içinde gittikçe daha da bunaldığımız “kültürel çıkmazdan” biraz olsun soluklanmak…  

Son olarak: Kültürel bir deneyim, birikim ve bu konularda çoğulcu bir dünyada yaşayıp, üretmekte olan sanatçımız / yazarımız Ümit İnatçı’yı kutlamak ve ondan yeni eserler beklemek… dileği ile…

 


ONLARI SEVGİ İLE ANIYORUZ.

İki sanatçımızı – Ali Atakan ve Pembe Marmara’yı da – yitirdik Ocak ayında…

Aslında, sevdiklerimizin ölmediğini, yaşayarak biliyoruz. Tıpkı, ölümün, ‘ayrılık’ olmadığını bildiğimiz gibi… ama, yaşadığımız toplum ve içinden geçmekte olduğumuz “tarihsel dönem’ ve şartlar öylesine sert ve acımasız ki!

Uğruna ölünen yolların artık bir anlamı da yok (gibi)…

Geriye ne kalır dersiniz !!! Şişik banka cüzdanları, uğruna pek çok yüreği kırdığımız ‘payeler’, mallar ve mülkler mi…

Bunların hiçbiri değil geriye kalan, gidenden… Geriye, sadece o, “kimileri de ölmüyor.” dedirten, iyi yürekli, insanı ve dünyayı, olduğu gibi seven ve ardında, ‘kendini-adını’ sonsuza dek yaşatacak, gerçek eserler bırakanlar…

Yani, zamanın, hatır gönül bilmeyen eleğinden geçecek olanlardır…

Bu bağlamda, pek çok değer yargılarımızı yitirmiş olsak da, Biz, bu sayfalarda – en azından – bizden önce göçmüş ‘yazar-çizerlerimizi’ sevgi ve saygı ile anmayı sürdüreceğiz…

 

ALİ ATAKAN (1940 – 23-1-2007)

Baf kazası’nda, Kasaba’da doğan Ali Atakan, öğretmenlik yaşamında, resim sanatının toplum tarafından sevilip, resim tahsiline önem verilmesini sağlamıştır. Yetenekli öğrencileri fark ederek onların gelişmelerini sağlayacak yönlendirmeye yaparken, ileride bir ‘Sanatçı’ olarak yetişmelerine de öncülük yapmıştır.

Bu  yüzden hep, “Hocaların Hocası” diye anılmıştır. Onunla yaptığımız bir röportajda: “Kimseden madalya beklemiyorum… Azacık vefa yeter” demişti… Sağır yüreklere seslenircesine…

Bu ustamızı da ölüm yıldönümünde sevgi ve saygı ile anıyoruz…

 

PEMBE MARMARA… (25-12-1925 – 31-1-1984)

Lefkoşa’da doğan, Pembe (Yusuf) Marmara, Viktorya Kız Lisesi ve Kız Öğretmen Koleji’ni bitirerek ilkokul öğretmenliği yaptı. 1940’lı yılların önde gelen şairlerindendir. “Nevin Nale, Gülen Gaye, Lafazan, Meçhul, Funda, Fırtına “takma adlarla yazmasına neden, o günlerin kadına uyguladığı ağır baskı ve yasaklarıydı!

Sürekli kendini yenileyen, “40 Kuşağı Şairleri” içinde, şiirleri, en çok ‘Kıbrıslılık’ taşıyan bir şairdir… Türkiye’de de adını duyurmuş, özellikle de, “Yedigün” dergisinde şiirleri yayımlanmıştır.

Yaşamın taa içinden, “taşlama, yergi, ironi ama bir o kadar da, ‘sıcak, insancıl, hoşgörü ve sevgi yüklü şiirler” bırakmıştır.

Şiirde, bireysel ve toplumsal eleştiri örneklerini vermiş ilk şairlerimizdendir…

Hep, muzip ve bilgece baktığı hayatın, ona taşıdığı acılarla, yakın çevresine kapanarak, sona erdirmiştir yaşamını…

Uzun yıllar – evliliği nedeniyle – Türkiye’de yaşamış; fakat, hastalanınca yurdu Kıbrıs’a dönmüş çok sevdiği Lefkoşa’da yaşama veda etmiştir…

Çok istediği halde, kitaplaştıramadığı Şiirleri, ölümünden sonra, kız kardeşi, Selma Yusuf Saygın tarafından, 1986’da, “Pembe Marmara – Şiirler” adıyla yayınlanmıştır.

Ona dair ikinci kitap olarak, Mart 2012’de, “Yitik Metinler – Pembe Marmara” adıyla benim ona ve özellikle de toplumuna, ‘Söylem Yayınları’nda çıkacak bir kitap armağanımız olacaktır.

***

Gelin,onun biraz hüzünlü ama yine de gözlerinde saklayamadığı müziplikle bize okuyacağı şiirine kulak verelim:

“Rüyalarıma giren  

Hülyalarımı saran  

pırıl pırıl ışıkları yanan  

Bir aleme ulaşmak

Sokaklarında dolaşmak

Parklarında gezmektir gayem…

Hem, öldükten sonra da

Yaşarım belki…”

***

Ne dersiniz, sağlıklarında gereken sevgi ve saygıyı gösteremediğimiz sanatçı ve yazarlarımıza öldükten sonra olsun gösterebiliyor muyuz vefa borcumuzu…

Ha, ne dersiniz…

 

 

 

 

 

 

 

Bu haber toplam 1039 defa okunmuştur
Önceki ve Sonraki Haberler