1. HABERLER

  2. ARŞİV

  3. 'BAĞIŞ, BM DENİZ HUKUKU SÖZLEŞMESİ’Nİ OKUSUN'
BAĞIŞ, BM DENİZ HUKUKU SÖZLEŞMESİ’Nİ OKUSUN

'BAĞIŞ, BM DENİZ HUKUKU SÖZLEŞMESİ’Nİ OKUSUN'

Kıbrıs (Rum Yönetimi) Cumhuriyeti Dışişleri Bakanı Erato Kozaku Markulli, Doğu Akdeniz’deki hidrokarbon konusu ile ilgili, Türkiye AB Bakanı ve Başmüzakereci Egemen Bağış’a tavsiyede bulundu “Bağış, BM Deniz Hukuku Sözleşmesi’

A+A-

 

 

 

Kıbrıs (Rum Yönetimi) Cumhuriyeti Dışişleri Bakanı Erato Kozaku Markulli, Doğu Akdeniz’deki hidrokarbon konusu ile ilgili, Türkiye AB Bakanı ve Başmüzakereci Egemen Bağış’a tavsiyede bulundu

 

“Bağış, BM Deniz Hukuku Sözleşmesi’ni okusun”

 

·        “BAĞIŞ, DENİZ HUKUKU SÖZLEŞMESİ’Nİ OKUSUN”… Markulli, Doğu Akdeniz’deki doğalgaz ve petrol ile ilgili Kıbrıs Cumhuriyeti’nin attığı tüm adımların uluslar arası hukuka uygun olduğunu belirterek, “Türkiye için bu kaynakların kime ait olduğu açık olmayabilir. Ancak Kıbrıs, Mısır, İsrail ve Lübnan için oldukça açık,” dedi. Markulli, Türkiye AB Bakanı ve Başmüzakereci Egemen Bağış’a da BM Deniz Hukuku Sözleşmesi’ni okumasını tavsiye etti    

 

·        DOĞALGAZ VE İSRAİL… İsrail Başbakanı Benjamin Netanyahu’nun Kıbrıs’a gerçekleştirdiği ziyaret sırasında Baf’taki hava üssü konusunun görüşülmediğini belirten Markulli, Doğu Akdeniz’deki doğalgaz için döşenecek olan petrol boru hattının korumaya ihtiyaç duymamasını umduğunu, bunun Türkiye’nin tutumuna bağlı olduğunu vurguladı

 

·        ULUSLARARSI TOPLUMUN KIBRIS SORUNUNA BAKIŞI… Uluslar arası toplumun Kıbrıs sorununda takındığı tavırdan memnun olduğunu belirten Markulli, Türkiye’ye karşı güç kullanılması beklentisi içerisinde olmadıklarını, Türkiye üzerinde diplomatik baskı kurulmasını istediklerini ancak Irak’ın Kuveyt’i işgaliyle kıyaslandığında, dünyanın çifte standart uyguladığını söyleyebileceğini belirtti

 

·        KIBRISLI TÜRKLERE MESAJ… Birlikte var olma konusunda güçlü inançlara sahip olduğunu söyleyen Kıbrıs Cumhuriyeti Dışişleri Bakanı Erato Kozaku Markulli, adayı yeniden birleştirmeyi başaramamanın, Kıbrıslılar için bir utanç vesilesi olacağını; din, dil, etnik köken veya herhangi bir farklılığın, adayı yeniden birleştirme konusunda bir engel teşkil etmemesi gerektiğinin altını çizdi

 

Osman KALFAOĞLU

Kıbrıs Cumhuriyeti Dışişleri Bakanı Erato Kozaku Markulli, YENİDÜZEN’e verdiği özel mülakatta, Doğu Akdeniz’deki hidrokarbon kaynakları ile ilgili önemli açıklamalarda bulundu. Bölgedeki ülkelerle yaptıkları anlaşmalar sayesinde kaynağın nasıl paylaşılacağının bilindiğini söyleyen Markulli, bu konuda itirazlarını dile getiren Türkiye AB Bakanı ve Başmüzakereci Egemen Bağış’a BM Deniz Hukuku Sözleşmesi’ni okuması tavsiyesinde bulundu. Markulli, doğalgazdan elde edilecek gelirim bir çözüm olması haline Kıbrıslı Türkler ile paylaşılacağını ancak şimdiden bu gelirin bir fonda tutulması için çalışma başlatacaklarını söyledi. Kıbrıs konusunda uluslar arası toplumu, Kıbrıs sorunda 38 senedir süren işgale göz yumduğu için çifte standart uygulamakla eleştiren Markulli, Türkiye’nin ve mevcut Kıbrıs Türk yönetiminin adada bir çözüm istemediğini, tek amaçlarının Kuzey Kıbrıs’e Akdeniz’in Tayvan’ına dönüştürmek olduğunu ifade etti. Dışişleri Bakanı Markulli ile yaptığımız röportajın tam metnini yayınlıyoruz.

 

·        İsrail Başbakanı Benjamin Netayahu’nun Kıbrıs’a gerçekleştirdiği ziyaret sırasında Baf’taki askeri hava üssünü kullanılması konusunun görüşüleceği gazetelerde yazıldı. İsrail’in bu hava üssünü, 12. Parsel’den çıkacak olan doğal gaz için yapılacak boru hattını korumak amacıyla kullanmak istediği belirtildi. Bu ne kadar doğru ve bu konudaki son gelişmeler nelerdir?

 

·        Hemen sorunuzun ikinci kısmına cevap vererek başlayayım. Bu soru, cumhurbaşkanımız ve Netanyahu arasında gerçekleşen görüşmenin hemen ardından düzenlenen basın konferansında da sorulmuştu. Kati suretle bu haberlerin gerçek olmadığını söyleyebilirim. Ne bize böyle bir talepte bulundular ne de bu konu toplantılar sırasında gündeme geldi. Kesinlikle böyle bir şey yok. Bu haberler ilk olarak İsrail basınında çıktı ve bazı Kıbrıslı Rum gazeteler de oradan alıntı yaptı. Fakat buradaki İsrail büyükelçisine de aynı soru sorulduğunda o da kesin olarak böyle bir şey olmadığını söyledi. Benim de cevabım, böyle bir konu yok, böyle bir konu gündeme gelmedi ve aramızda bu konuda bir görüşme de olmadı.

 

·        Peki bu şekilde bir korumaya ihtiyaç olduğunu düşünüyor musunuz?

 

·        Umarım olmaz. Bu Türkiye’ye bağlı. Bizim her hangi bir ülkeye saldırma gibi bir niyetimiz yok. Biz yaptığımızı barış amaçlı, refah ve tüm Kıbrıslıların iyiliği için ve yapıyoruz. Kıbrıslı Türkler ile ilgili konuya geleceğiz çünkü Kıbrıslı Türkler nüfusumuzun ayrılmaz bir parçası. Hislerimiz bu yönde. Kıbrıs Cumhuriyeti vatandaşıdırlar ve tüm bu zenginliğin sadece bu jenerasyonun değil, gelecekteki pek çok jenerasyonun zenginliği ve refahı için kullanılabilir. Burada Kıbrıslı Türklere göndermek istediğim mesaj, birlikte Kıbrıslıların çıkarlarına bakmalı, bu yönde çalışmalı ve ortak bir geleceği kurmaya başlamalıyız. Biz, çocuklarımız ve torunlarımız için.

İsrail konusuna gelince. Evet, İsrail ile iyi ilişkilerimiz var ancak aynı zamanda Arap dünyasıyla da iyi ilişkilerimiz var. Bildiğiniz gibi geleneksel olarak Kıbrıs’ın tüm Arap ülkeleriyle iyi ilişkileri var. En başta da Filistin halkı ile. Filistin konusundaki görüşlerimiz çok açıktır ve İsrail de bunu çok iyi biliyor. Ancak diğer yandan İsrail ile birlikte sadece enerji sektöründe değil, ortak bilimsel çalışmalar ve sağlık gibi, ki pek çok hastamız İsrail hastanelerinde tedavi ediliyor, diğer sektörlerde de aynı amaç ve çıkarı paylaşıyoruz.

İsrail ile enerji sektöründe yaptıklarımız, Mısır ve Lübnan ile yaptıklarımızla aynı. Doğu Akdeniz’in bu bölgesinde çok fazla doğalgaz ve petrol var. Bu nedenle, söz konusu ülkelerle yapılan işbirliğinden azami oranda fayda sağlamak için Kıbrıs’ın bu ülkelerle birlikte çalışması gerekiyor.

 

·        Egemen Bağış BBC’de yayınlanan “Hard Talk” programının konuğuydu ve program sırasında, Kıbrıslı Rumların Doğu Akdeniz’de gerçekleştirdikleri çalışmalara karşı çıkmalarının nedenini, mevcut kaynakların hangi ülkeye ait olduğunun tartışılmamasından dolayı olduğunu açıkladı. “Mısır’a mı, İsrail’ mi, Kıbrıs’a mı yoksa Türkiye’ye mi ait bilinmiyor?” diyor.

 

·        Durum oldukça açık. Mütevazi bir şekilde Sayın Bağış’ın BM Deniz Hukuku Sözleşmesi’ni okumasını tavsiye edeceğim. Ne yaptıksak ve ne yapıyorsak, tümü BM Deniz Hukuku Sözleşmesi ile uyum içinde. Kıbrıs, diğer 160 ülke ile bu anlaşmaya taraf. Türkiye taraf değil. Türkiye için bu kaynakların kime ait olduğu açık olmayabilir. Ancak Kıbrıs, Mısır, İsrail ve Lübnan için oldukça açık. Bu nedenle münhasır ekonomik bölgenin sınırlandırılması için Kıbrıs ile Mısır arasında 2003’te, Kıbrıs ile Lübnan arasında 2007’de ve İsrail ile de 2010’da anlaşma imzaladık. Bunu da neyin kime ait olduğunu belirlemek için yaptık. Türkiye bizi tanımadığı, bizimle konuşmak bile istemediği için ve BM Deniz Hukuku Sözleşmesi’ne taraf olmadığı için Türkiye ile herhangi bir anlaşma imzalanmadı. 

 

·        Türkiye ile ilişkileriniz normal düzeyde olsaydı bu konuyu görüşür müydünüz?

 

·        Türkiye ile de, Deniz Hukuku Sözleşmesi’ni baz alan bir anlaşma imzalardık.

 

·        Adanın kuzeyi de için mi?

 

·        Evet, hem kuzeyi hem de batısı için. Ancak adanın güneyi için değil çünkü Türkiye’nin hiçbir şekilde adanın güneyinde bir hakkı yok. Aslında kuzeyinde de yok çünkü BM ve uluslararası camia Kıbrıs Cumhuriyeti’ni tek ve tüm ada üzerinde egem olan bir ülke olarak tanıyor. Türkiye ne Kıbrıs Cumhuriyeti’ni ne de Kıbrıs hükümetini tanımıyor bu nedenle Türkiye’nin uluslararası toplumla bir sorunu var.  Bu nedenledir ki, Kıbrıs’ın münhasır ekonomik bölgesindeki sözde çıkarları konusunda bu şekilde yorumlamalarda bulunuyor ancak bu herhangi bir uluslararası hukuka dayalı değil.

 


 

Doğalgaz gelirinin paylaşılması

 

·        Kıbrıs’ın, Doğu Akdeniz’deki hidrokarbon kaynaklarından elde etmeyi düşündüğü gelir ne kadardır? Bu gelir Kıbrıslı Türklerle nasıl paylaşılacak? Hem sayın Hristofyas hem de siz geçmişte yaptığınız açıklamalarda bunun adada bir çözüm olması halinde gerçekleşeceğini söylediniz. Çözüm olmazsa ne olacak?    

 

·        Böyle bir ihtimali düşünmek bile istemiyorum. Bu herkesin zararına olur. Söz konusu gelir 6-7 yıl sonra elde edilecek. Ne şimdi, ne yarın ne de iki yıl sonra. 6-7 yıl sonra elle tutulur bir gelir elde edilmeye başlanacak. Bunun nendi de, kaynakların çıkarılması, üretimi ve diğer ülkelere satılması oldukça fazla zaman alacak. Bir gelir elde etmemiz 6-7 yıl sürecekse, sizce 6-7 yıl içinde bir çözüm bulamayacak mıyız? Bu bizim için bir utanç vesilesi olur. Utanç ve Kıbrıslılar adına bir başarısızlık. Özellikle dünyada neler olduğunu göz önüne alacak olursak. Birçok değişim gerçekleşiyor. Doğu Avrupa’nın dağıldığını, yeni ülkelerin türediğini gördük. Arap Baharı’nda neler olduğunu gördük. Afrika’nın bir bölümünde ırkçılığın ortadan kalktığını gördük. Kıbrıs, değişimin yaşanmadığı tek yer olarak kalabilir mi? Ben olumlu düşünüyorum. Ne zaman olacağını bilmiyorum ancak Kıbrıslı Türk kardeşlerime, Kıbrıslılar olarak kendi çıkarlarımız üzerine konsantre olmalarını istiyorum çünkü ortak bir geleceğimiz var ve bu gelecek için birlikte çalışmalıyız.

Elde edilecek gelire dönecek olursak, 12. parseldeki keşif, geçtiğimiz Aralık’ta 7 ile 9 trilyon, muhtemelen 8 trilyon ayak küp doğal gaz olarak duyuruldu. Bu miktar 200 milyar Euro’ya denk ve Kıbrıs’ın elektrik ihtiyacını önümüzdeki 210 yıl karşılayacak kadar çok. Buna bir kıyaslama yapacak olursak, Levant’taki kaynak ise 16 trilyon ayak küp olarak açıklandı ve bu son yıllarda bulunan en büyük miktar olarak kayıtlara geçti. Bir diğer parsel, Tamar’da ise 9 trilyon ayak küp doğal gaz olduğu açıklandı.  Tüm bölgedeki kaynak ise 400 trilyon ayak küp doğalgaz ve 5 milyar varil petrolden oluşuyor. Mısır hem doğalgaz, hem petrol çıkarmaya başladı. Bizim bir keşfimiz var be İsrail’in birkaç sene önce yaptığı keşifler var. Lübnan ise izinlendirmenin üçüncü aşamasına geçmiş durumda. Tabi Kıbrıs’ın payına ne kadar kaynak düşeceğini bilmiyorum ancak çok olduğunu söyleyebilirim.

Kıbrıslı Türkleri sormuştunuz. Kıbrıslı Türklerin bundan doğrudan yararlanabilmesi için bir çözüm olması gerekiyor. Kıbrıs Cumhuriyeti vatandaşı olanlar dolaylı olarak yararlanabilecekler. Bildiğiniz gibi bazı Kıbrıslı Türkler hükümetin kontrolündeki bölgelerde halihazırda çalışıyor. Birçoğu sağlık hizmetlerinde ve diğer hizmetlerden yararlanıyor. Ancak bu zenginlikten doğrudan pay alabilmeleri için bir çözüme ihtiyacımız var.

 

·        Burada pay derken herhalde herkese ayrı ayrı çek yazmaktan bahsetmiyorsunuz?

 

·        Hayır, hayır. Size anlatayım. Müzakerelerde, doğal kaynakların iki bölgeli iki toplumu bir federasyonda nasıl yönetileceğine dair bir bölüm var. İki lider tarafından alınan karar, ki henüz itiraz eden olmadı, söz konusu doğal kaynakların federal hükümet tarafından yönetilmesi doğrultusundadır. Bu nedenle federal düzeyde ele alınacak. Federal düzeyde de her iki toplumun katılımı söz konusu. Düzenlemenin son şeklinin nasıl olacağını bilmiyorum ancak federal düzeyde, Kıbrıslı Rumlar ve Kıbrıslı Türkler, diğer tüm federasyonlarda olduğu gibi, birlikte hareket edecek. Federal düzeyde ise doğal kaynaklarda elde edilecek olan gelirin nasıl harcanacağı konusundaki Kıbrıslı Türkler de karar verecek.

 

·        Sonuçta kamu harcamalarında kullanılacak. Örneğin hastane, okul, yol…

 

·        Elbette. Çözümden önce bizim yapmamız gereken bir refah fonu oluşturmak. Bu Norveç’te yapılan bir şey. Refah fonu 60 küsur ülkede oluşturuldu. Bu ne demek? Böyle bir fon oluşturuluyor ve mevcut hükümet, ihtiyaç ne kadarsa o kadar harcıyor. Kısıtlama olmadan harcama yapmanın önüne geçiliyor. Örneğin Norveç hükümeti, elde edilen yıllık gelirin sadece %3’ünü harcıyor ve geriye kalanı bu fona yatırıyorlar ve fonda biriken gelir, gelecek birçok nesil için hazır tutuluyor. Bu, zenginliğin gelecek nesillere kalabilmesi için oluşturulan bir tür güvence. Bu fonu nasıl oluşturacağımız konusunda da IMF’den tavsiye alacağız. Olaya bu şekilde bakıyoruz. Ne kadar erken çözüm bulursak, ne kadar erken Kıbrıslı Türklerle federal bir yapı içerisinde işbirliği yapmaya başlarsak, o kadar iyi. Ancak şimdiden, tüm Kıbrıslılar için yapmamız gerekeni yapıyoruz. 

 

·        Sonuç ne olursa olsun?

 

·        Sonuç ne olursa olsun? Umarım söylediğiniz gerçekleşmez. Umut ediyorum ki söz konusu çözüm olsun. Biz bir çözüm için çalışıyoruz, çözümsüzlük için değil. Biz çözüm için çalışıyoruz çünkü gerçekten ülkemizi birleştirmek istiyoruz.

 

·        Türkiye ile hidrokarbon yatakları konusundaki çekişmenizde uluslararası toplumun verdiği destekten memnun musunuz?  

 

·        Evet. Oldukça memnunuz. AB’nin verdiği destekten memnunuz. AB, geçtiğimiz Aralık’ta yayınladığı bir bildiride oldukça açık ve Türkiye’ye karşı oldukça eleştiriseldi. Bizim münhasır ekonomik bölgemiz üzerindeki egemen haklarımızı teyit etti. Bu nedenle hem AB, hem ABD, Rusya Federasyonu ve bir çok ülkenin daha egemenlik haklarımızla ilgili yazılı veya sözlü verdiği destekten memnunuz.

 

·        Kuzey Kıbrıs’ta devam eden petrol arama çalışmaları konusunda ne düşünüyorsunuz?

 

·        Elimizde, bu durumu engelleyecek bir şey yok. Durumu protesto etmekten, ki bunu BM ve AB nezdinde gerçekleştirdik, başka seçeneğimiz yok. Ancak niyeti protesto ettik çünkü o zamanlar Türkiye ve TPAO’nun açıkladığı bir niyetti. Şimdiki durumu bilmiyorum. Bildiğim kadarıyla araştırma denizde değil, karada. Mağusa yakınlarında bir yerde. Ancak bu kınanacak bir durum çünkü Türkiye, gayrı yasal olarak bu araştırmayı yaptığı için Kıbrıs’ın egemenliğine yine müdahale ediyor ve saldırıyor. Bu durumu protesto etmeye ve uluslararası tolumdan bu gayrı yasal girişimi durdurması için bir pozisyon almasını ve Türkiye üzerindeki etkisini kullanmasını isteyeceğiz.

 


 

“Ek protokol bir yükümlülük”

 

·        Yakın geçmişte Türkiye ile AB arasında imzalanan Yatay Havacılık Anlaşması gündeme geldi. Kıbrıs’ın bu anlaşmanın dışında bırakıldığını duyduk. Yani Kıbrıs’tan kalkan uçaklar Türkiye’deki havaalanlarını kullanamayacak.       

 

·        Bu konu, ben Bayındırlık ve İletişim Bakanıyken gündeme gelmişti. Burada söz konusu olan AB ile Türkiye arasında bir anlaşma değil. Burada, Türkiye’nin AB üyeleri ile havacılık alanında yaptığı anlaşmaların değiştirilip AB müktesebatına uyumlu hale getirilmesi durumu var. Örneğin Türkiye geçmişte Almanya, İtalya ve Fransa ile anlaşma imzaladı. Tüm bu anlaşmaların belirli bölümleri, müktesebatla uyumlu hale gelmesi için değiştirilecek. Türkiye’nin AB üyeleri ile imzaladığı tüm anlaşmaların bir listesi var fakat Kıbrıs’ın adı geçmiyor. Bunun nedeni, Türkiye ile Kıbrıs arasında bir anlaşmanın parafe edilmişti ancak hiçbir zaman yürürlüğe girmedi çünkü 1963 olayları patlak verdi. Biz AB Komisyonu’na Kıbrıs ile Türkiye arasında parafe edilen anlaşmanın da listeye dahil edilmesini istedik. Anlaşma tamamlanmadığı için bunun mümkün olamayacağını anladık. Ancak Türkiye ile AB arasındaki anlaşmanın imza aşamasında, anlaşmanın içine, Ankara Anlaşması’nın 10. Ek Protokolü’nün Türkiye tarafından henüz uygulanmış olmaması nedeniyle çok sert bir üslupla yazılmış bir paragraf konuldu. Bu paragrafta, Türkiye’nin, herhangi bir ayırım gözetmeden Ankara Anlaşması’nın 10. Ek Protokolü’nü uygulayacağı ve hava sahasını Kıbrıs uçaklarına açacağı, limanlarını da Kıbrıs gemilerine açacağı konusundaki beklenti dile getirildi. Bizim Türkiye ile var olan anlaşmayı tamamlamamız, Türkiye’nin yükümlülükleriyle bağlantılı değil.

 

·        Türkiye birçok kez Kıbrıs’ın kuzeyine direk uçuşların ve doğrudan ticaretin başlaması halinde limanlarını Kıbrıs Cumhuriyeti’ne açacağını ifade etti

 

·        Bakın, bu bir suçlunun ortaya şart koyması gibi bir şey. Yasaları çiğneyen birine, “yasalara saygılı olmanız gerekiyor” diyorsunuz, o da size yasalara saygılı olması için başka bir yasanın çiğnenmesi gerektiğini söylüyor. Bu doğru bir yol değil. Yasa, yasadır. Türkiye, Kıbrıs uçaklarının hava sahasını kullanmasına izin vermeli. Kıbrıs bandıralı veya Kıbrıs’taki şirketler tarafından çalıştırılan gemilere limanlarını açması gerek. Bu bir yükümlülüktür. İşgal altındaki bölgelerdeki havaalanı ve limanlar, sadece bize göre değil, uluslararası hukuka göre yasal değil. Bu nedenle hiçbir ülke söz konusu limana direkt uçmuyor çünkü uluslararası hukuka göre çalıştırılmıyor. Uluslararası hukuk ve özellikle uluslararası havacılık kuralları, uluslararası tolum tarafından tanınan devletleri tanır. Sözde “KKTC” tanınmıyor, bu nedenle uluslararası hukukun sağladığı hiçbir haktan yararlanamaz. O bölgede ne olursa olsun, uluslararası hukuka göre değil. Türkiye, “direkt uçuşlar olmadan engelleri kaldırmam” şeklinde bir şartı bir AB ülkesi veya diğer ülkelerin önüne nasıl sürer? Bu uluslararası topluluk veya AB tarafından kabul edilebilecek bir şart değil.

 

·        Ancak AB ve uluslararası toplum bu konu ile ilgili pek bir şey yapmıyor. Geçmişte başka ülkelerin egemenliğine saldırıldığında, diğer ülkelerin bir araya gelip askeri güç bile kullanıldığı oldu. Bu yönden uluslararası toplumun Kıbrıs konusunda takındığı tutumdan memnun musunuz?

 

·        Memnunuz çünkü AB’nin deniz filosunu gönderip Türkiye’ye saldırmasını beklemiyoruz. Konu bu değil. AB ve BM Güvenlik Konseyi üyelerinden istediğimiz, diplomatik yollarla Türkiye üzerindeki tüm etkilerini kullanmasını istiyoruz ki güç kullanılması engellensin. 1974’te olan gerçekten ayıplanacak bir durum çünkü uluslararası toplum, bir ülkenin bir diğerini işgal etmesine ve 38 sene boyunca işgali sürdürmesine izin verdi. Irak ile kıyaslanacak olursa, bu bir çifte standarttır.

 


 

“Türkiye kendi ayağına kurşun sıkıyor”

 

·        AB ile ilişkilere gelecek olursak, Temmuz ayında AB dönem başkanlığını devralacaksınız. Yine Egemen Bağış’ın bu konuda açıklamaları var. Kıbrıs Cumhuriyeti’ni dikkate almayacaklarını, ilişki kurmayacaklarını, AB ile ilişkilerin devam edeceğini ancak Kıbrıs yokmuş gibi davranacaklarını söyledi. Bu durum Türkiye’nin katılım müzakerelerini nasıl etkiler?

 

·        Eğer açık olmak gerekirse, bana göre Türkiye kendi ayağına kurşun sıkıyor. Bir aday ülkenin, AB üyesi bir başka ülkeye karşı tehditkar ve agresif olması takınılacak tavır değil. Elbette Aralık’ta gerçekleşen AB Konseyi sırasında Türkiye’ye çok açık bir mesaj gönderildi. Türkiye’nin tavrının, tehditlerinin kabul edilemez olduğu aktarıldı. AB 27 üye ülkeden oluşuyor ve bunlardan birini tanımaması Türkiye için bir sorun. Türkiye, şu anda yaptıklarıyla kendi kendini cezalandırıyor. Türkiye’deki liderleri sizin aracılığınızla yeniden düşünmeye davet ediyorum çünkü Türkiye’nin geleceği AB içerisindedir. Ancak AB üyesi ülkelerin birine karşı takınılan bu tarz tavırla ve tehditlerle, üyelik hedefi doğrultusunda çalışılmadıklarını düşünüyorum.

 

·        AB Türkiye’yi uyarıyor, durumun kabul edilmez olduğunu söylüyor. Peki sonuçta ne olacak?

 

·        Bana göre AB içerisinde, Türkiye’nin üyeliği konusunda gittikçe artan bir hayal kırıklığı var. Türkiye’nin, dönüşüm geçirerek AB’ye üye olmasından en çok faydalanacak ülkelerden biri de Kıbrıs’tır. Türkiye’nin katılım prosedürü sayesinde dönüşüm geçirmesini istiyoruz. Ancak bu tavrı sürdürerek, Kıbrıs Cumhuriyeti’ni tanımayarak ve tehdit etmeye devam ederek, egemenliğimizi ihlal etmeye devam ederek kendilerine yardımcı olmuyorlar. Bize de onlara yardımcı olmamız için yardım etmiyorlar.

 

·        1974’ten bu yana Kıbrıs Cumhuriyeti, Kıbrıs konusunda çok katı bir politika uyguluyor. Bu politikanın tüm ada için fayda getirdiğini düşünüyor musunuz? Kıbrıslı Türkleri zor durumda bıraktığını düşünüyor musunuz?  

 

·        Ne yapmışız ki?

 

·        Uluslarasarı toplum Türkiye’nin müdahalesinden dolayı kuzeye ambargo uyguluyor. Burada uluslararası hukuku ihlal eden aslında Türkiye, Kıbrıs’ın kuzeyinde yaşayanlar değil. Kıbrıs Cumhuriyeti bu konu ile ilgili 1974’ten bu güne farklı bir politika izleyebilir miydi?

 

·        Benim düşüncem, Türkiye’nin kuzey Kıbrıs üzerinde tam kontrolü söz konusudur. Tam askeri kontrolü var, kamu çalışanlarının maaşını ödeyerek ve kendi sermayesini getirerek ve Kıbrıslı Rumlara ait mallar üzerinde yatırım yaparak tam ekonomik kontrol kurdu. Bunun üzerine nüfus taşıyarak siyasi kontrolü de sağlamış durumdalar. Dolayısıyla Türkiye’nin, Kıbrıslı Türklerin yararına çalıştığını düşünmüyorum. Kıbrıslı Türklerin değil, kendi çıkarları doğrultusunda faaliyet gösteriyorlar. Kıbrıslı Türklerin sayılarının 1974’te 140 binlerden bugün 100 binin altına düşmesini umursamıyorlar. Türkiye’deki hiçbir politikacının “aman tanrım neler oluyor. Neden bu kadar çok Kıbrıslı Türk göç etti?” dediğini duymadım. Tam tersini duydum ama. Sayın Denktaş’ın “giden Türk gelen Türk” dediğini duydum.  Onlar, Türkiye’nin stratejik çıkarlarını korumak için çalışıyorlar, Kıbrıslı Türkleri çıkarları için değil. Bu konuyu Kıbrıslı Türklerle bir araya gelip konuşmamız lazım. Kimin çıkarına çalıştığımızı düşünmemiz lazım. Kıbrıslıların çıkarına mı yoksa başkasının çıkarına mı çalışıyoruz?

 

·        Peki Kıbrıslı Türklerin sayılarının azalması sizi endişelendiriyor mu?

 

·        Elbette endişelendiriyor. Bu nedenle erken bir zamanda çözüm bulmalıyız. Ancak herhangi bir çözüm değil çünkü size garanti edebilirim ki herhangi bir çözüm, doğru çözüm değilse, birkaç yıl içerisinde çöker ve durum daha da kötü olur. 1963’te ne olduğunu gördük. Empoze bir çözüm olduğu için çöktü. Üç garantör ülke, kapalı kapılar ardında kendi çıkarlarını korumak için bu çözümü hazırladılar. Ancak bu kez, 2008’de sayın Talat ve sayın Hristofyas’ın anlaştıkları gibi, herhangi bir dış müdahale olmadan Kıbrıslılara ait bir çözüm olması gerekiyor.

 

·        Türkiye’nin Kıbrıslı Türkler üzerinde politik kontrolü varken bunun mümkün olabileceğini düşünüyor musunuz?

 

·        Evet ancak bunun için mücadele etmemiz gerekiyor. Kıbrıslı Türklerin, Türkiye’nin söylediğini uygulama değil, kendi kararlarını alabilmeleri konusunda bağımsız olmaları için mücadele etmemiz gerekiyor. İşbirliği yapabilmenin yollarını bulmamız gerekiyor.

 

·        Kıbrıs Cumhuriyeti ne yapabilir?

 

·        Politik düzeyde siyasi partilerin bu konuda tartıştığını biliyorum. AKEL ile CTP bu konuda görüşüyor. Diğer partiler farklı düzeylerde bu konuda görüşüyor. Ancak daha fazla bir şeyler yapmamız gerekir. Türkiye veya herhangi bir ülkenin değil, Kıbrıslıların çıkarlarının ön planda olmasını garanti altına almak için birlikte çalışmamız gerekir.

 


 

“Amaç Tayvanlaştırma”

 

·        Sayın Eroğlu’nun, en başına itibaren görüşme masasına bir çözüm bulmak için oturduğunu düşünüyor musunuz?

 

·        Kişisel olarak Eroğlu’nun çözüme inandığını düşünmüyorum.

 

·        “B” planı konusunda ne düşünüyorsunuz? Kıbrıs’ın kuzeyini Akdeniz’in Tayvan’ına dönüştürme düşüncesi var.

 

·        Bu, hem Türkiye’nin hem de şu anki Kıbrıslı Türk liderliğinin amacı. Bu nedenle Mayıs 2010’dan bu yana müzakere masasında yardımcı olmuyorlar. Eroğlu, ilerleme sağlanmaması için elinden ne geliyorsa yapıyor. Sayın Talat ile Hristofyas’ın üzerinde anlaştığı tüm konulardan kendini arındırdı. Şimdi, iki yıl önce olduğumuzdan çok daha kötü bir durumdayız. Sayın Talat’tan bu yana hiçbir ilerleme sağlanmaması bir yana, sürekli olarak geriliyoruz çünkü kesinlikle kabul edilemeyecek öneriler ortaya sürüyor.

 

·        Meslektaşlarınızın bu konu ile ilgili düşüncesi nedir? Kıbrıs sorununun sadece Kıbrıslılara ait olmadığını, uluslararası bir sorun olduğunu düşünenler var. Bu konuda meslektaşlarınız ne düşünüyor?  

 

·        Tabi ki AB’deki ve ABD’deki meslektaşlarımla bu konuyu görüşüyorum. Diğer ülkelerin de Kıbrıs’ta çıkarları var. ABD’nin çıkarı var, Büyük Britanya’nın çıkarı var ancak Türkiye’nin var olan çıkarı şeklinde değil. Türkiye’nin çıkarı ada üzerinde çünkü ekonomik yatırımlarla, malları gasp etmeleriyle ve yerleşimcilerle adayı kolonileştirerek bu çıkarı yarattılar. Bu çıkarı da bir çözüm bulmayarak ya da engeller çıkararak koruma altına almak istiyorlar. Her gün çözümü daha da zorlaştıran zorluklar yaratıyorlar. Çünkü onların niyeti çözüm bulmak değil. Dünyayı dolaşarak çözüm istediklerini söylüyorlar tabi ancak açık açık nasıl bir çözüm istediklerini belirtmiyorlar. Sadece Kıbrıslı Türkleri değil, tüm adayı kontrol altına alabilecekleri bir çözüm istiyorlar.

 

·        Kıbrıslı Türklere mesaj

 

·        Size çok güçlü olarak içten hissettiğim bir şey söylememe izin ver. Bu sizin aracılığınızla Kıbrıslı Türklere de mesajım olsun. İlk olarak birlikte var olma konusunda güçlü inançlara sahibim. Adamızı yeniden birleştirmeyi başaramamamız bizim için bir utanç vesilesi. Din, dil, etnik köken veya herhangi bir farklılığın, adamızı yeniden birleştirme konusunda bir engel teşkil etmemeli. Biz bir Avrupa ülkesiyiz ve Avrupalı insanlarız ve birleşmeyi gerçekleştirmek için birlikte çalışmalıyız. 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

Bu haber toplam 1573 defa okunmuştur
Önceki ve Sonraki Haberler