1. YAZARLAR

  2. Cenk Mutluyakalı

  3. Bağımlılık
Cenk Mutluyakalı

Cenk Mutluyakalı

Yazarın Tüm Yazıları >

Bağımlılık

A+A-

“Yine mi” diyoruz...
Lanet olsun, yine mi...
“Trafik kazası” diyorlar, ilk tepki “ölüm var mı” soruyoruz...
Çoğu zaman aileden dahi önce öğreniyoruz...
- “Evet, maalesef, yine...”
Epeyce travma birikti içimde..

***

ambulans_.jpg

YENİDÜZEN’den Didem Menteş, “İşin Zoru” başlıklı bir yazı dizisi başlattı...
Mutlaka, takip ediniz, okuyunuz...
İlk bölümde, bir ambulans şoförü ile röportaj var...
“Alışamadım, hiç alışamadım, en zoru çocuk ölümleri” diyen Hüseyin Solelgi’nin şu cümleleri dikkat çekici:
...
“Biz yanlarından geçerken her 10 arabanın neredeyse 6-7 tanesinde şoförler ya cep telefonu ile oynuyor, ya da kulağında konuşuyor.  Toplum olarak o kadar çok 'telefonkolik' olduk. Halkımızdan istediğimiz cep telefonları konusunda gerçekten daha duyarlı davranmalarıdır. Kazaların çoğu bu dikkatsizlikten kaynaklanıyor…”

***
Hepimizin, en önce kendimizden başlayarak bildiği bir gerçek bu!
Evet, tam bir ‘bağımlılık’ yaşanıyor ve özellikle, sürücülerin, bir başlarına yaşadıkları trafik kazalarında akla ilk bu geliyor.
Yoksa, niye kontrolden çıksın ki araç?

***
Peki niye bu yönde adım atılmıyor...
“Soysal sorumluk” diye dövünen GSM şirketleri, önce, kendi söküğünüzü dikmeyi denesenize!
“Trafik duyarlılığı için özel tarife” çalışılabilir örneğin...
Ceza çözüm olmuyor, bir başına..
O halde...
Trafikte “temiz” sürücüler, çok daha ucuza konuşabilmeli, telefonda...

***

Polis ne yapmış bu yönde!?
Yani hepimizin bildiği bir sorun, bir yanlış alışkanlık var ortada..
Ne bir uyarı kampanyası, ne de özel bir gözlem, denetim falan...
Yok..
Okullarda da yok, bu yönde geliştirilmiş bir eğitim programı...

***

“Yine mi” diyoruz...
Evet, yine...
Sizin kapınızı çalana dek, yine...

- “Maalesef...”

-----------

‘Kayıp’ oyununu

bu kez Yunanca

izlemek...  Ve fark!

Aliye Ummanel’in yazıp-yönettiği, Kıbrıs trajedisini çok vurucu anlatan ‘Kayıp’ oyununu üçüncü kez izlemek nasip oldu. Bu kez Yunanca, Satirigo Tiyatrosu’nda güneyde...
İnsan “lisanı” çok anlamasa da, bir oyunu “duygu dili”yle hissedebiliyormuş.
Oyunculuk da üst düzeydeydi, ilgi de...

***

Sahnede bir de Kıbrıslı Türk vardı, İzel Seylani...
İzel’e hayran kaldım!
Yunanca bilmiyor.
Ama oynuyor...
Kıbrıslı Rum gazeteci arkadaşlarıma sordum, “tek bir kelimede, vurguda, aksanda hatası yoktu...Ana dili gibi konuştu, oynadı” dediler...
Hem yetenek bu, hem çalışma, aşk, gayret...

***

Satirigo, güneyde “özel” bir tiyatro...
Ve doğrusu, sahip olduğu altyapı imkanları kuzeyde ‘devlet’ dahil hiçbir tiyatroda yok.
“Külliyemiz”le övünelim biz (!)

***

“Kayıp” başlamadan evvel, 400 kişilik büyük salondan, yüzlerce insan çıkıyordu...
Bir başka yüzlercesi, yeni oyunu izlemek için girişte bekliyordu.
İkinci salonda ‘Kayıp’ vardı, aynı anda....
Tiyatronun zemin katında ise ‘müzik festivali’ için bir başka kalabalık kitle, bu kez gençler...

***
‘Gelişmişlik’ böyle ölçülür!
Görebilsek bunu...
Başımızı kaldırarak maaş barem terfi pazarlıklarından, ‘ganimet’ üzerine kurulu rant kavgasından, betona ve metale yatırımdan, yağcılık sevdasından vazgeçsek de görebilsek...

***

İnsanlar hayatı kültüre, sanata, medeniyete bağlamış, biz halen ‘enosis’ üzerinden milliyetçilik kıskacında didişiyoruz, ne yazık...

-----------

Mucize!

Kim ne derse desin, dünyanın en büyük mucizesi, doğum…
Uluslararası Profesyonel Doğum Fotoğrafçıları Derneği “en iyileri” seçmiş…
Fotoğraflara bakarken yeniden yaşadım bu ‘mucize’yi…
Ey insanlık, böylesi bir mucizeye geldiğin dünyayı, nasıl ‘kirletirsin’ bu kadar pervasızca, neden yaparsın bunu?

-----------

haftanın notcukları

-İnadına artıyor meyhaneler!
İÇENHALKINPARTİSİ her gece, iktidarda !

-AKP’nin Lefkoşa’daki ‘EVET’ mitinginde, Kemal Dürüst’ün ellerini öyle bir tutup kaldırdılar ki, bir 5 santim uzamıştır boyu!

-“Ne kadar da yağcı bakanlarımız varmış” diyorlar, şimdi!
Keşke ‘bakanlarımız’ olsa mesele sadece...
Yeniden seçmezdiniz, olur biterdi...
VICIKVICIK ortalık, yağcılık her yerde...

-Bakanlar Kurulu kararıyla verilen kimliklerin uzun süredir adada yaşamakla bir ilgisi yok, öyle olsa Bakanlar Kurulu’nda ‘zorunlu yurttaşlık’ maddesini uygulamaya ihtiyaç kalmaz ki...
Masal anlatmayın!

-Kişiye, zamana, çıkara, renge göre değişmeyen doğrular arıyoruz!

-YENİCAMİ şampiyon anladık da, gerisi niçin yarışıyor sahi?
Şampiyonlar Ligi mi?
UEFA mı yoksa!
“KKTC” gerçeği!

- ‘Hayal ettiğim bir başka bir hayattı’ ışıklı, nice el feneri yanıyor, nice evde, geceleri...
İçi titreyerek, kendini aydınlatmıyor ışığı...

-Mangal mı dediniz?
Elbette!
Kusura bakmasın
Karatay teyze!

Bu yazı toplam 2085 defa okunmuştur.
Önceki ve Sonraki Yazılar