1. HABERLER

  2. ARŞİV

  3. Baflı Talat Taşer Olayı
Baflı Talat Taşer Olayı

Baflı Talat Taşer Olayı

Ulus Irkad: Baf Hakkında Beynimde Kalan Bilgi Kırıntıları -14-

A+A-

 

 

Baf Hakkında Beynimde Kalan Bilgi Kırıntıları -14-

 

 

Ulus Irkad

ulusirkad@hotmail.com

 

 

Talat Taşer 1930’lu yıllardan başlayarak 50’lilerin ortalarına kadar Baf’ta yaşamış, entelektüelliği, sahip olduğu zengin kütüphanesi, dürüstlüğü ve demokratlığı ile ün salmış,  aydın gazeteci yazarımızdı. Onun en büyük özelliklerinden biri de, İngiliz Sömürge İdaresi’nin 1931 yılından sonra adadan ayrılmak zorunda bıraktığı en son siyasal sürgün olmasıdır. Ben bu yüzden bu sayfalardan Kıbrıstürk halkına ve gazeteci birliklerimize onun büstünü dikmeleri çağrısı yapıyorum. O Kıbrıstürk Halkı’nın medar-ı iftiharıdır. 1954 yılında sürgün edilmesinden sonra Ecevit’le gençlik döneminde çok yakın dost ve arkadaş olması ve ona Kıbrıs sorununu, “Birleşik Kıbrıs” algısı üzerinden anlatması onunla ilgili bir başka ilginç ayrıntıdır. Onun için 19 ve 26 Nisan 1999 tarihli Yenidüzen yazdığım yazıyı, bu ilginç kişiliği tanıtmak ve bir kez daha saygıyla anmak için aynen aktarıyorum:

“Süleyman Şevket, Dr. İhsan Ali, Talat Taşer, Hamza Erdoğan...Bu isimler, 1930’lu yıllarda Baf entelijensiasının Kıbrıs’ta isim yapmış insanlarıydılar. Bu kuşak Baf’ta yaşadığı müddetçe, Baf kahvehaneleri ve spor kulüpleri, fikir ve kültür kulübü haline getirilmiş, Lefkoşa’daki siyasi çevrelerin döndürdüğü dolaplar ve entrikalar, açık açık halka aktarılır, konuşulur ve tartışılır olmuştu...

Dedem Hamza Erdoğan’ı ve arkadaşı Dr. İhsan Ali’yi hatırlamama rağmen, Talat Taşer ve diğerlerini tanımak kısmet olmadı. Süleyman Şevket zaten 1936 yılında çok genç bir avukatken Baf’taki Aşelya Deresi’ne uçan arabasıyla çoktan efsanelere konu olup hayata gözlerini kapamıştı. Yine Talat Taşer, ben doğmadan birkaç yıl önce İngilizler tarafından adadan sürgün edilmişti. Fakat dedem, bana Süleyman Şevket ve Talat Taşer’den sıkça sözetmekte, Taşer için, “o ayaklı bir kütüphaneydi” demekteydi. Ben onu hiç görmemiştim ama dedemin anlattıklarından yola çıkarak, Talat Taşer hakkında bilgiler edinmiştim... O dönemlerde, Yunan dili ve edebiyatı, Türk Kültürü ve edebiyatı, Batı Kültürü ve edebiyatı, Divan-Mevlevi ve Tasavvuf edebiyatları, bu kuşağın en fazla konuştuğu ortak noktalar olsa gerek. Dedemin genellikle bu konular üzerinde kitaplar okuduğunu biliyorum... Dedem Hamza Erdoğan’a 1974 yılından önce Taşer hakkında soru sorduğumda Kuzey Afrika’dan yayın yapan Nazi ve İtalyan radyolarındaki haberleri dinleye dinleye Almanca ve İtalyancayı öğrenip konuşabildiğini, o dönemdeki (1939-1945, İkinci Dünya Savaşı Dönemi) kulüp ve kıraathanelerde duyduğu haberleri halka aktardığını anlatmıştı bana.

Talat Taşer’in aileden kalan mal varlığı oldukça büyükmüş. Hayatta olan akrabalarından birinin bana anlattığına göre, Baf’ın Stavrogonno köyünde üzüm bağları ve tarlaları varmış. Hatta uzun bir süre Stavrogonno Kooperatifine başkanlık yapmış. Talat Taşer ve kız kardeşi, Baf’taki bu gelirden ötürü rahatça geçiniyorlarmış. 1953 yılının sonlarında Baf’ı zoraki ve baskıyla terkeden Talat Taşer’in evi, Baflı Rauf Çavuş’un evinin yanındaydı. Evinin önünde iki büyük kuyu ve çeşitli büyüklükte havuzlar vardı (Ben bu havuzların varlığını, 1970’li yılların ortalarına kadar hatırlıyorum). Talat Taşer’in bu havuzların içerisinde zeytin ve zeytin yağı ürettiğini söylemişlerdi bana. Evinin önündeki bu alana Frenk Kuyusu denirdi ve yine burada bir de peynirhane vardı.

Talat Taşer 1911 yılında Baf’ta doğmuş, 1925 yılında Rüştiye’yi bitirdikten sonra Türkiye’ye idadi eğitimine gitmiş; fakat bir sene sonra Türkiye’de kalmayarak yaşıtı Baflı Arif Nejmi ile Kıbrıs’a geri dönmüş. Okuyamamanın verdiği azim ve hırstan olacak, geri döndüğü zaman kendini okumaya adadığı söylenir. Büyük bir kütüphanesi ve içerisinde binlerce kitabı olduğu bilinirdi. 1940’lardan itibaren “Halkın Sesi” gazetesinde makaleler yazdığı bilinen Talat Taşer, yazılarında ulusalcı bir çizgi izlerken, Baf’ın sorunlarına da el atıp Baf’taki yolsuzluklara da değiniyordu. 1950’li yıllarda Taksim politikasının yanlış olduğunu, Kıbrıs’ın her tarafında Türk bulunduğundan dolayı, Taksim politikasının Kıbrıs Türk toplumunu felakete sürükleyeceğini savunduğu bilinir. Talat Taşer’in bu görüşleri nedeniyle, dönemin liderliğiyle görüş ayrılığına düştüğü ve aralarında bir çelişki başladığı bilinir.

Talat Taşer’in akrabalarından birinin bana aktardığı bir olaya göre, 50’li yıllardaki Kıbrıs Türk liderlerinden biri, bir gün kahvehanenin birinde Rumlar ve Makarios aleyhine atıp tutmaya başlamış. Talat Taşer, bunun üzerine, liderin kulağına eğilerek şunları fısıldamış: “Makarios aleyhine bu kadar atıp tutma, çünkü birgün onun elini sıkacaksın”. Talat Taşer’in düşüncelerini bu şekilde korkmadan ve sakınmadan söyleyebilmesi liderliğin kendisine karşı tepkisini artırmasına sebep olacaktı.

Mizacı itibarıyla doğruluktan ayrılmayan Talat Taşer, eğer karşısındakilerin asabileştiğini görürse kendisi de asabileşir ve tartışmalarını kavgaya dönüştürürmüş. Bağımsız yaşamayı ve özgür düşünceyi savunduğu bilinirdi. Dr. Küçük’le birlikte hareket etmeseydi İngiliz İdaresi’nde çok önemli mevkilerde yüksek dereceli bir memur olacağı söylenirdi. Fakat o mücadeleyi seçmişti. Anlatıldığına göre, zamanın birinde Baf’taki bir devlet dairesinde bir usulsüzlük olmuş, Talat Taşer, “Halkın Sesi” gazetesinde bu olaya atfen “Kontrolsüz Kontrol Dairesi” başlıklı bir makale yazmış. Bu makale Baf Rumlarının bile hoşuna gitmiş. Anlatılan başka bir olaya göre, o dönemlerde, Lefkoşa’nın tanınmış gazeteci yazarlarından birisi, “Talat Taşer Stavrogonno Koperatifi’ni yaktı” diye bir yazı yazmış muhalif gazetenin birinde. Taşer, kendisini suçlayan bu kişiyi mahkemeye vererek bu suçlamasını isbat etmesini istemiş... Yazar sözkonusu suçlamasını isbat edemeyince, Talat Taşer’den ve mahkemeden özür dilemek zorunda kalmış...

1950’li yıllarda yazdığı makalelerinde, İngiliz Yönetimi’ni acımasızca eleştirdiği bilinmektedir. Bazı kişiler, Talat Taşer’in Türkiye’ye sürgün edilme nedenini bu yazılara bağlarlar...Talat Taşer’in genellikle Baf’taki “Tibişango’nun Kahvehanesi”ne giderek, vaktinin çoğunu orada geçirdiği anlatılır. O dönemlerde Baf’ı ziyaret eden bir lidere protesto mahiyetinde, tüm kahvehaneler kapatılmasına rağmen, Talat Taşer, Tibişango’nun Kahvehanesi’ni açtırarak o lidere konuşma fırsatı sağlamış. Talat Taşer’in, ziraat kitaplarından öğrendiği bilgiler doğrultusunda, Stavrogonno’daki bağlarından şarap ürettiği söylenmektedir. Talat Taşer’in, içerisinde binlerce kitabın bulunduğu bir kütüphanesi olduğu o dönemlerde herkes tarafından bilinmekteydi. Eğitimine devam edemediği için kendi kendini okumaya adadığı söylenen Taşer’in “Ayaklı Kütüphane” adını buradan aldığına inanılıyor. İngiliz Hükümeti tarafından sürgün edildiğinde, kütüphanesini Baf’lı Derviş Ahmet Raşit’e hediye ettiği bilinmektedir.

-DEVAM EDECEK-

 

 

 

 

 

 

Bu haber toplam 970 defa okunmuştur
Önceki ve Sonraki Haberler