1. HABERLER

  2. ARŞİV

  3. Baf Hakkında Beynimde Kalan Bilgi Kırıntıları -13-
Baf Hakkında Beynimde Kalan Bilgi Kırıntıları -13-

Baf Hakkında Beynimde Kalan Bilgi Kırıntıları -13-

Ulus Irkad: Baf’tan İstanbul’u ve Ankara’yı Sarsan Konuşma

A+A-

Baf’tan İstanbul’u ve Ankara’yı Sarsan Konuşma

 

                                                                                     Ulus Irkad

                                                                                     ulusirkad@hotmail.com

 

 

 

Muhalefetle Doktor Küçük arasındaki tartışmalar, Dr Küçük’ün Baf’ta Türkiye’deki muhalefeti eleştiren  konuşmasıyla artık doruk noktasına ulaşır. Sadun Tanju’nun Küçük hakkındaki makalesinin herhangi bir eleştiri taşımamasına rağmen Doktor’un Baf’tan hem Karagil’e hem de Tanju’ya yüklenmesi, İstanbul’daki aydın çevreler arasında da büyük bir tepkiyle karşılanır. Bu arada Karagil gibi muhalifler ise Doktor’un kendilerine yönelik saldırılarının, Türkiye’deki gazete ve dergi çevrelerine kendilerini anlatabilmeleri için bir fırsat yarattığından, bir bakıma bu durumdan memnun olurlar. Tartışmalara dikkat edilirse, Kıbrıs’taki liderliğin Demokrat Parti ve Menderes’e destek vermesi  veya Türkiye’den o yönde yorumlanabilecek bir imaj vermesi  de oldukça önemlidir ki Kıbrıs Türk  liderliğinin  bu yönde bayağı açık verdiği de gözlemlenmektedir. Belki o zamanlar Kıbrıs Türk liderliğinin savunması da “Anavatan’da hangi güç başa geçerse geçsin bizim politikamız onlara ayak uydurmaktır” şeklinde açıklanacaktır, ancak yine de  o dönemde keskinleşen siyasi mücadele içerisinde, bilhassa CHP-İnönü cephesi’nin bunu kabullenemediği de çıkan yazılardan anlaşılmaktadır. Yine Kıbrıs’ta Kıbrıs Türk liderliğinin muhaliflerine karşiı sertleşmesi de kutuplaşmayı ve Türkiye’deki tepkiyi bir o kadar daha artırmaktadır. Kıbrıs’taki görüş ayrılıklarının da Türkiye’deki görüş ayrılıklarından etkilendiği o dönemdeki gazete ve dergiler incelendiğinde daha da net olarak anlaşılacaktır.Türkiye’de de belli bazı  bürokrat  çevrelerin Kıbrıs’ın Taksimi’ni onaylarken yine  bazı bürokrat çevrelerin o yıllarda (Bunların büyük bir çoğunluğunun CHP içerisinde olduğu gözlemlenmektedir) Kıbrıs’ın bölünmesi yerine adanın genelinde Türkiye’nin egemenlikte etkin garantisi olması için Kıbrıs Cumhuriyeti’ne destek verme eğilimi oldukça ağır basmaktadır. İlk TC  Kıbrıs Büyükelçisi Emin Dırvana’nın,  Dr İhsan Ali, avukatlar (Gürkan ve Hikmet) gibi muhaliflerle aynı noktaya gelmesi ve de Kıbrıs Türk liderleri ile  arasındaki görüş ayrılıklarının keskinleşmesi, işte bu tartışmaların bir yansımasıdır. Bu tartışmalardan rahmetli İnönü’nün de haberi olduğu ve uzun bir müddet Kıbrıs Türk liderlerinin bazı politikalarına soğuk bakmasının gerekçesinin de bu tartışmalardan kaynaklandığı söylenebilir. O dönemde yapılan kimi konuşmalar, söylenen sözler, çıkan eleştirel yazılar, bunun CHP’ye yakın organlarda belirgin bir biçimde açığa  çıktığını göstermektedir. Bu yazılar incelenirse görüş ayrılıklarının şiddeti net bir biçimde hissedilebilinir.  Kıbrıs’ta da bu çevrelere destek veren muhaliflerle , örneğin Dr İhsan Ali ve avukatlar gibi, CHP taraftarı olan (Taksim’e karşı) grupların  sıkı bir temas içerisinde olmaları da oldukça ilginçtir. Aynı zamanda bu çevrelerin ellerindeki “ Akis”  ve “Kim” gibi dergileri bu temasın aracı yaptıkları, bilhassa Dr İhsan Ali gibi muhaliflerin yazılarına sayfalarında yer vererek destekledikleri de bir başka gerçektir. Bu arada, Dr. Küçük’ün Baf’ta yaptığı konuşma ellerine geçer geçmez tepki koyan Türkiye’deki muhalif çevreler, tepkilerini yavaş yavaş Türkiye basınında göstermeye başlarlar. Özker Yaşın bu tepkileri “Nevzat ve Ben” adlı kitabında aynen şu şekilde yansıtmaktadır (Sf 449-463) :

 

Hoşnutsuzluk

“Dr. Küçük’ün yaptığı bu büyük gaf, derhal ilgili çevrelerde akisler uyandırdı ve Kıbrıs’ta bir muhalefet grubunun teşkil edileceğine dair havadisler yayılmaya başladı. Yani, zaten çok nisbetsiz şartlarla yapılacak bir mücadelede, Türkler bir de ikiye bölünecekler ve ayrıca aralarında da yeni bir rekabete girişeceklerdi. Adadaki Rum cemaatinin iktisadi, sosyal ve siyasi baskısına bu şartlarla nasıl karşı konulacaktı? Hele maksatlı olarak, Kıbrıslı Türkler arasındaki siyasi ayrılığın CHP tarafından tahrik edildiği haberleri yayılınca, tehlike büsbütün kendini göstermeye başladı.. Dr. Küçük’ün, bir hatası, fırsatçılar tarafından pahalıya ödetilmek isteniyordu. CHP, liderlerinin dünkü gazetelerde de belirttikleri gibi, bu mevzu ile ilgili olarak takındıkları tavır, aynı zamanda bir ikaz mahiyetinde görülebilirdi. Anavatandaki muhalif liderler, Kıbrıs Türkleri arasındaki birlik ve tesanüdün asla tehlikeye düşürülmemesi tavsiyesinde bulunuyorlar ve liderleri dikkatli olmaya davet ediyorlardı. Kıbrıs Türkleri, davalarının en kritik safhasında, mes’uliyetlerini müdrik liderlerin etrafında toplanmalıydılar ve liderlerini bu mes’uliyeti duymaya mecbur bırakmalıydılar”

“Sadun Tanju KİM dergisinde Nevzat Karagil ile sohbet ederken, içeriye Orhan Birgit girdi. Nevzat ile Hukuk Fakültesi’nden sınıf arkadaşı idiler. Orhan Birgit, bir Kıbrıslı arkadaşından, KİM dergisi ile Vatan gazetesinin Kıbrıs’ta satılmadığını öğrenmişti. Nevzat’a, şayet Dr. Küçük’e bir cevap vermeyi düşünüyorsa, bu cevabını, yasal yollar ile Halkın Sesi gazetesinde yayımlatmasının daha doğru olacağını söyledi.

Birgit’e göre Kıbrıslı Türkler bu cevaptan haberdar olmalıydılar ki bir etkisi olsun, bir ses getirsin!...Haksız değildi. Cevap Halkın Sesi gazetesinde yayımlanırsa, okuyucular Dr. Küçük’ün sözlerinin doğru olmadığını öğrenebileceklerdi. Gel gör ki Nevzat’ın göndereceği cevap veya açıklamanın Dr. Küçük tarafından yayımlanması imkansız bir şey idi.

Sadun Tanju’ya gelince,o, Dr. Fazıl Küçük’e cevabını, birkaç gün sonra Vatan gazetesinde “Politika ve Ötesi” başlıklı sütununda verecekti.

Nevzat Karagil KİM dergisinden ayrılıp avukat yazıhanesine dönünce geç vakitlere kadar oturup Dr. Fazıl Küçük’e oldukça uzun bir cevap döşedi. Cevabı altı daktilo sayfası tutmuştu. Bu sayfalara eklediği aşağıdaki kısa mektupla birlikte, hemen postahaneye gitti. Sigortalı olarak Kıbrıs’a gönderdi. Zarfın üzerine şöyle yazmıştı:

Sayın Dr. Fazıl Küçük,

Kıbrıs Türkleri Lideri,

Kıbrıs Milli Türk Birliği Genel Başkanı,

Kıbrıs Evkaf Yüksek Meclisi Başkanı,

Kıbrıs Türk İstişare Komisyonu Başkanı,

Halkın Sesi Gazetesi sahibi ve Başyazarı.

Altı sayfalık açıklamasına eklediği kısa mektubu ise şöyle idi:

Sayın Dr. Fazıl Küçük,

19 Nisan 1959 tarihinde Baf kasabasında yaptığınız konuşmanın tam metnini 21 Aralık 1959 tarihli Halkın Sesi gazetesinde okudum.

Bu uzun konuşmanızda bana tahsis ettiğiniz kısma cevabımı ilişikte gönderiyorum. Bu cevabımın bir hafta içerisinde Halkın Sesi gazetenizde neşrini, neşredilmediği takdirde Türkiye basınında neşrettirmek zorunda kalacağımı üzülerek bildirir, saygılarımı sunarım.(Nevzat ve Ben;sf.453-455)

                                                                                                       Nevzat Karagil

 

Dr. Fazıl Küçük, tahmin edileceği gibi, Nevzat’ın cevabını gazetesinde bir hafta değil, bir ay beklemesine rağmen yayınlamadı.

Sadun Tanju ise Dr. Fazıl Küçük’e cevabını, 29 Nisan 1959 tarihli VATAN gazetesinde “DOKTOR! DOKTOR!” başlığını koyduğu aşağıdaki yazısı ile verdi:

 

DOKTOR! DOKTOR!

“19 Nisan Pazar günü, Baf’ta, Kurtuluş Lisesi’nin futbol sahasında toplanan kalabalığa Kıbrıs Türk Kurumları Federasyonu Reisi Rauf Denktaş hitabede bulunuyordu. Denktaş, Kıbrıs’ta müşterek bir hayatın tesisi için, karşı taraftan beklenilen iyi niyetin gösterilmemesinden şikayet ediyor ve yaşanılan ümitli devrenin “geçici” olmasından korktuğunu ifade ediyordu. Adadaki Rum halkı, üst kademedeki liderlerin Zürih ve Londra anlaşmalarına sadakat gösteren söz ve hareketleriyle asla ilgili değilmiş gibi hareket ediyorlardı. Tedhişçi EOKA, sivil bir teşkilat haline gelmiş ve EDMA ismini almıştı. EDMA, ada Rumlarını, sulh içinde Enosis gayesine hizmete davet ediyor ve mücadelenin yeni bir safhasının başladığını kulaklara fısıldıyordu.

Bir taraftan Kıbrıslı Türk ve Rum liderler arasında müzakereler cereyan ederken, öbür taraftan Rum cemaati, dostça müşterek bir yaşayışın imkansızlığını gösterecek hareketlere başvuruyordu. Türklere hakaret ediliyor, bayrağa hakaret ediliyor, evlerin ve dükkanların üzerine gizli eller tarafından “tahrik edici” yazılar yazılıyordu. Rauf Denktaş, böyle giderse, sulhe veda edileceği endişesini gizlemiyordu.

 

Türk Faktörü

21 Nisan Salı günü gece yarısı, İstanbul limanına “Adriatiki” isimli bir vapur girdi ve gazeteciler, vapurdaki bir yolcu ile pek fazla alakadar oldular. Bu, sabık Yunan Dışişleri  Bakanı ve halen muhalefet lideri Venizelos’tu. Bir ziyaret maksadı ile Rusya’ya gidiyordu ve gazetecilerin suallerine cevaplar verirken pek ahbapça davranıyordu. Venizelos’a göre, Türk-Yunan dostluğunun lüzumuna mutlaka inanmalı ve bu inançla hareket edilmeliydi. Halbuki Kıbrıs meselesinde “Türk faktörüne gerekli ehemmiyet verilmemiş”ti. Anlaşmayı bu bakımdan tenkid ediyor ve Türk-Yunan dostluğuna gerektiği şekilde hizmet etmiyeceği endişesini gizlemiyordu. Venizelos’un sözleri ile, iki gün evvel Rauf Denktaş’ın Baf’ta yaptığı konuşma arasında tam bir münasebet vardı  ve Kıbrıs adası üzerinde yine husumetin bulutları birikmeğe başlamıştı. Yunan muhalefet lideri ve Rauf Denktaş, Türk faktörüne gereken ehemmiyetin verilmeyişini, çok kısa zaman içinde, sanki müşterek bir beyanda bulunuyorlarmış gibi ifade etmişlerdi.

 

Ve Dr. Küçük

Peki Dr. Küçük ne yapıyordu? Kıbrıs Türklerinin 1 numaralı lideri, vaziyet bu derecede ciddi bir mahiyet arzederken Baflılara neler söylüyordu? Rauf Denktaş’ın Kurtuluş Lisesi Futbol sahasında Baflılara ve bütün Kıbrıslılara izhar ettiği endişeler sanki varid değilmiş gibi, Dr. Küçük kürsüye çıkıyor ve kalabalığın münasip yerlerinde mevzilendirilmiş taraftarlarını alkıştan bitap düşüren bir “şahsi” konuşma yapıyordu. Sanki bütün mesele, Dr. Küçük’ün anavatanda bulunan bazı gazetecilere cevap veriştirmekte geç kalmaması idi. Onlara küfretmesi, isnad ve iftiralar savurması idi.Sahayı dolduran Baflılar hayretler içinde kalmışlardı. Dr Küçük, bugünün ve istikbalin meselelerinden bahsedeceğine niçin kendinden bahsetmek, “ben Halk Partisi’ne ve onun liderlerine de hürmetkarımdır”, “ben bir lise talebesi iken hayatımı bu mücadeleye hasretmişimdir”, gibi beyanlarda bulunmak lüzumunu hissediyordu? Dr. Küçük niçin Vatan Gazetesi yazarı Sadun Tanju’nun yazılarına son derece sinirlendiğini gösterir bir konuşma yapıyor ve o yazıları tesirsiz kılmak için, zekasının ve tabiatının bütün kuvvetlerini seferber hale getiriyordu?”

Bu arada Nevzat Karagil de Kıbrıs Türk liderliğini eleştiren bir bildiri yayımlamaktaydı. Karagil’in bildirisi aynen şöyleydi:

Karagil “KIBRIS’TA ASIL BOZGUNCULUK YAPAN DR. FAZIL KÜÇÜK’TÜR” başlığını koyduğu bu uzun ve ayrıntılı cevabının başında önce şöyle bir suçlamada bulunuyordu:

“...Fazıl Küçük daha İsviçre’de tıp öğrencisi iken o yıllarda Kıbrıs Türk Lisesi müdürlüğünde bulunan değerli maarifçi sayın Prof. İsmail Hikmet Ertaylan aleyhinde çok çirkin yazılar yazmış ve kendisini Kıbrıs’tan kaçırmıştır. Ertaylan’ın gidişinden sonradır ki Liseye bir İngiliz müdür getirilmiştir. Dr. Küçük’ün bundan şikayet etmeye hakkı yoktur. Çünkü bu durumun sebebi müsebbibi kendisidir.”

Nevzat Karagil ayrıca KATAK’ın bölünüp parçalanmasında Dr. Küçük’ün öncülük yaptığını anlattıktan sonra sözü Baf nutkundaki en ağırına giden suçlamaya getirmiştir:

“Dr. Küçük “Nevzat babası tarafından evden kovulup sokakta kalınca, matbaamda yatıp kalkmasına müsaade ettim” diyerek yalan söylüyor. Çünkü o zamanlar kendisinin bir matbaası olmadığını ve Halkın Sesi gazetesinin, Akif beyin matbaasında dizilip basıldığını unutmuş olmalı... Benim, matbaasında yatıp kalkmama Akif bey izin vermişti.

Dr. Küçük  her akşam kafayı iyice çekerek sarhoş bir şekilde gazetesini baskıya girmeden görmek için matbaaya gelirdi. Bu sebepten kendisi ile sık sık karşılaşırdım. Arada bir geç vakitlere kadar Akif bey ile konuşmalarını dinler, rakiplerine karşı yapmakta olduğu yıkıcı ve zararlı mücadelenin safhalarını kendi ağzından öğrenirdim.”

Nevzat Karagil geçmiş yıllarda yaşadığı Dr. Küçük ile ilgili daha birçok olaylar anlattıktan sonra ağır suçlamalarda bulunup onun Kıbrıs’taki Türk İşçi Birliklerini böldüğünü söylüyordu. Dr. Küçük’ün hizipçiliği yüzünden Lefkoşa’daki Kardeş Ocağına yaptığı üyelik başvurusu reddedilmişti. Dr. Küçük Kıbrıs’taki aydın kesim tarafından sevilmeyen bir adamdı. Şansı yaver gitmiş ve her önüne gelene sövüp saydığı gazetesi sayesinde lider olmuştu. Kıbrıs’ta yeni bir devir açıldığı bu günlerde bile ciddi meselelerle uğraşacağı yerde, eli sopalı, herkesi haraca kesen bir diktatörlük kurmuştu. Adadaki Türklerin başına sanki Ondördüncü Lui kesilmişti.

Nevzat ilginç açıklamalarının bir yerinde, kendisini “başka bir partiden para alarak aleyhinde çalıştığı” şeklinde suçlayan Dr. Fazıl Küçük’e, hayatında hiç kimseden ve hiçbir yerden avanta para almadığını, şimdiye kadar ne kazandıysa hep çalışarak ve alnının teri ile kazandığını söyleyerek, çok ağır bir karşı suçlamada bulunuyor ve şöyle diyordu.

“Dr. Küçük, babasının nasıl zengin olduğunu ve babası tarafından kendisine ve kardeşlerine bırakılan servetin, Çanakkale savaşından Gelibolu yarımadasına çıkarma yapan İngilizlere, ağır hizmet gören katırların satışından elde edildiğini acaba bilmiyor mu?”

Nevzat Karagil altı daktilo sayfalık uzun cevabını şu cümleler ile bitiriyordu:

“Dr Fazıl Küçük hiç hak etmediği liderlik koltuğuna oturunca her geçen gün biraz daha keyiflenip etrafa küfürler yağdırmakta, Kıbrıs’taki münevverlere husumet beslemekte, Türkiye’deki tecrübeli Kıbrıslıların adaya dönmelerini istememekte, yıllarca aleyhinde atıp  tuttuğu Makarios’u şimdi alkışlayıp alkışlatmakta, tarihi Bayraktar meydanı ve Bayraktar caddesinin Elefterios Venizelos adına çevrilmesine göz yummakla, Kıbrıs Türk Lisesinin adını (Celal Bayar Erkek Lisesi), Lefkoşa Türk Kız Lisesi adını da (Adnan Menderes Kız Lisesi), Girne Cadddesinin adını (Fatin Rüştü Zorlu Caddesi) adlarına çevirmekle, kendi adını da birçok köy ve kasaba meydanına koydurmakla, Kıbrıslı Türkleri kalkındıracak programlı bir çalışma seferberliği yerine, kendisini omuzlarda taşıttırmak ve ada halkını bir aşiret gibi idare etmeye kalkışmakla Kıbrıs Türkünün lideri, Kıbrıs Türkünün başı olamaz.

Lider olacak, baş olacak kimsenin, çok geniş kültür ve tecrübeye, kuvvetli seciye ve sinirlere, üstün devlet adamlığı vasıflarına, parlak ve başarılı bir geçmişe sahip olması gerekir.”

Nevzat Karagil’in bu basın toplantısının daha önce yaptığı tüm basın toplantılarından çok önemli bir farkı vardı. Gazetecilere söylediklerini sekiz sayfalık bir broşür şeklinde üç bin adet bastırdı. Baskı işini gençlik yıllarında çalıştığı Kader Matbaası’nda yaptırdı. Sonra bu broşürleri Kıbrıs’ta tanıdığı, Tanımadığı kişilere, ilkokul, ortaokul, lise öğretmenlerine, devlet memurlarına, köy kahvelerine, Kıbrıs Türk Kurumları Federasyonu’nu oluşturan bütün örgütlere postaladı” (Bk. Nevzat ve Ben, sf. 460-461).

-Devam Edecek-

 

 

 

 

 

 

 

Bu haber toplam 1080 defa okunmuştur
Önceki ve Sonraki Haberler