1. HABERLER

  2. ARŞİV

  3. Babamla Konuşmalar: Darbe ve Andrea çavuş
Babamla Konuşmalar: Darbe ve Andrea çavuş

Babamla Konuşmalar: Darbe ve Andrea çavuş

Belgecilik ve özellikle sözlü tarihe olan ilgim, şu sözü kulağıma küpe etmeme neden oldu: “Âlim (kimisine göre de Âlem) Unutur, Kalem Unutmaz...”. “Söz Uçar Yazı Kalır” kitabıma ilk olarak düşündüğüm isimdi. Belki başka bir sefere

A+A-

 

 

Belgecilik ve özellikle sözlü tarihe olan ilgim, şu sözü kulağıma küpe etmeme neden oldu: “Âlim (kimisine göre de Âlem) Unutur, Kalem Unutmaz...”. “Söz Uçar Yazı Kalır” kitabıma ilk olarak düşündüğüm isimdi. Belki başka bir sefere yine “unutmama” adına yazılacak bir kitabıma isim olarak koyabilirim. İşte bu sözle; “belge” niteliği taşıyacak herşeyin kayıt altına; sesli-görüntülü-yazılı olarak hangi şekilde olursa olsun bunun yapılması gerekliliğine bir kez daha inandım. “Toplumsal Varoluş” diye neredeyse ciklet gibi çiğnediğimiz bu düşüncenin malzemesi, hamuru; işte “belge” niteliği taşıyacak herşeyin kayıt altına geçilmesiyle olur. Bu inanç ve düşünceden yola çıkarak, hani bugün de 15 Temmuz, yani ada’nın resmen bölünmesine, birçok insanın ölmesine, göç etmesine neden olan sürecin başlangıcının “yüzüsuyu” hürmetine (!) kısa, yaşanmış bir öyküyü sizlerle paylaşmak istedim. Belki bu başlık altında, yani “spot başlıklar” altında bazı yaşanmışlıkları yine paylaşırız...kim bilir...

 

15 TEMMUZ 1974...

Makarios’a yapılan 15 Temmuz darbesi, Kıbrıs adacığımızın yangına sürüldüğü ilk büyük, organizeli adım oldu. O günlerde 10 yaşında, Leymosun’da (Limasol) yaşayan bir çocuk olarak; savaşın, esirliğin, ölümlerin, göç’ün ne olduğunu öğreneceğim ve belki de bir travmayı yıllarca içimde barındıracağım bir dönem... 15 Temmuz darbesinde çocuk aklımda kalanlar vardı. Örneğin; Limasol Türk Hastahanesi’nin (eski Halkevi) karşısındaki evimizin balkonunda geceleyin oturduğumuz zaman içerisinde, Baf yolu tarafından, Ali Garip’in kahvehanesi tarafından gelip, önümüzden geçen ve Hacı Yahya’nın köprüsü’nden, yani “dört fenerler”den Rum kesmine geçen; üzeri kamuflajlı, çamurla sıvanmış askeri araçların geçmesi. Karanlığa serpiştirilen kurşun sesleri, böylesi bir koşuşturmaya eşlik etmekteydi. Bundan sonrasının nasıl gelişebileceği konusunda çocuk aklımızla fikir yürütemezdik ama büyüklerimiz öyle değildi. Olabilecekleri çok iyi tahmin edebiliyorlardı.

Darbe günlerinde aklımda kalan bir diğer fotoğraf karesi ise; evimizin yanından içeriye giren ve çıkmaz sokak olan bu yerde bulunan rahmetlik Ali dayımın kaporta garajında bir Rum’u kısa süre ağırlamamız. Daha önce rahmetli annemle konuşmalarımızda, bu Rum’un Makariosçu olduğu,hafif yaralarının bulunduğu ve onu bir-iki gün misafir ettiğimiz zaman dilimi içerisinde kendisine yemek götürüşümüz filan... babamla bu birkaç günü konuştuğumda detayları daha fazla ve başlangıç ile sonucunun “hayret” verici durumuyla karşılaştım. Anlatayım...

Babam; Ağrotur üstlerinde Barclays Bank’ta çalışan bir banka memuruydu. Hergün kendisiyle birlikte bir Türk ve iki Rum memurla, taksiyle işyerlerine gitmekteydiler. Babam’ın Andrea çavuşla tanışıklığı ise şöyle oldu: Babamın, haftada iki kez, Limasol Barclays Bank’tan nakit parayı, Ağrotur’daki şubeye götürme görevlerinde, Andrea çavuş komutasında bir polis aracı, banka arabasına Fasur çiftliğine kadar öncülük eder, oradan da REF’in bir askeri aracı eskortluğu devralıp Bankaya kadar para bu şekilde götürülüyordu. İşte babamın Andrea ile dostluğu bu taşıma seferlerinde başladı.

14 Temmuz’da durumun kötü gidişatı hakkında malûmatı olan Sancaktarlık; mücahitlerimize uyarısını yapmıştı. Nitekim 15 Temmuz sabah’ı Makarios’a darbe girişimi başladı. Babam o anda Ağrotur bankasında bulunmaktaydı. Radyodan yapılan; “Makarios İne Negros” (Makarios öldürüldü) anonsu karşısında ağlayan bayan memurlar olduğunu söylüyordu. Öğleye doğru, banka müdürünün önerisiyle Türk memurlar evlerine gönderildi. 16 Temmuz’da Sancaktarlık tarafından babamın işine geri dönüp, üstlerdeki gelişmeleri aktarılması istendi. Banka memuru olduğundan askeri havaalanına kadar girme yetkisi vardı. Bunun üzerine müdürüne işe geleceğini belirtmiş ve işine dönmüş. Elde ettiği bilgileri de ilgili yerlere iletmeye başlamış. 17 Temmuz akşamı (tarihte oynamalar olabilir, çok zaman geçti) Baf yolundan, Limasol Türk bölgesine yaklaşık on kişiden oluşan Rum polis memurları, EOKA’cıların elinden kurtulmak için sığınma talebinde bulunurlar. Apoletleri sökülmüş, üst-başları toz toprak içinde, ölüm korkusuyla yoğrulmuş bir grup insan. Bizimkiler buna izin verip bölge içerisine girmelerini sağlarlar. Sancaktarlık binasının yakınında bir eve götürüldüler. İçlerinden biri olan polis Andrea çavuş, babamı tanıdığını ve mümkünse görüşmek istediğini söyledi. Bunun üzerine babama haber salınarak oraya gitmesi istendi. Andrea babamı görünce üzerine sarıldı, bir dostunu görmüşlüğün rahatlığıyla. Babam, komutandan izin isteyerek Andrea’yı eve götürüp, duş almasını ve yemek yemesini, gerekirse de bizde misafir edebileceğini söyledi. İzin verildi ve Andrea çavuşu alıp evimize getirdi. Önce banyosunu yaptı, babam kıyafetlerinden, ayakkabısına kadar herşeyi verdi ve yemek yedirdi. Eşiyle telefon görüşmesi için babam ev telefonlarını alıp arıyor ve eşi “alo” dediği ve ismini söylediği anda, telefonu Andrea’ya veriyor. Eşinin yaşadığına çok sevinen kadın, Andrea’nın Türk bölgesinde olduğunu duyunca yine bir korkuya kapıldı fakat eşi onu sakinleştirdi. Andrea çavuş, işte o garajda bir kampet üzerinde iki gece kaldı. 19 Temmuz’a gelindiğinde Sancaktarlık; bu insanları bir çare bulup Türk bölgesinden sağ salim çıkarılması gerektiğini bildiriyor. Türkiye’nin müdahalesi yetkililerce biliniyordu herhalde. Bunun üzerine hepsini biraraya getirip kendilerine bilgi veriliyor. Sağ salim kaçmaları için önerilen yol; Taksim denizindeki balıkçılarımızla İngiliz üstlerindeki Ladies Miles’a çıkarıp oradan da İngiliz üstlerine sığınmalarına olanak tanımak. İkinci çare, barikatlarımızdan çıkıp kendi kaderlerini kendilerinin çizmesi. Kimisi deniz, kimisi de barikatlardan geçerek oradan ayrılmışlar. Babamın hatırladığı kadarıyla Andrea çavuş, balıkçılarımızla Ladies Miles’a çıkmış olabilir. Ama kaderin cilvesine bakın şimdi...

20 Temmuz sabahı Leymosun savaşı da başladı. Detayları “anektot” şeklinde zaman buldukça anlatırım... akşamüzerine doğru Yunan komutanının BM komutanlarca iletilmek üzere verdiği ültimatonda teslim olmamız istendi. Böylece Leymosun teslim oldu. Fakat bunu imzalayacak, teslimiyeti belgeleyecek bir grubun öncü olarak bu teslimiyeti gerçekleştirmek gerektiği söylendi. Bunun üzerine aralarında babam ve rahmetli Ziya Rızkı’nın da yer aldığı yaklaşık on kişilik bir grup, BM askerlerinin korumasında yürüyerek Ayandreu’ya kadar götürülüp Rum askerlerine teslim edildi. Bu yol boyunca yaşananlar da ayrı bir hikâye. Moloz’da bulunan statyum; esirlerin ilk tutulacakları yerdi. Statyumun kapısına geldiklerinde yitiş kakış, yumruk atanlar, küfür edenlerin de yer aldığı arbede içerisinde bir türlü sahaya giremiyor, kapıda sıkışmışlardı. Babam o anda kapıda duran Andrea çavuşu farkediyor. Andrea’ya bakarak, içeriye girebilmeleri için: “Vre Andrea Voitiya” (Andrea yardım et!) dedi. Ve devamında da “ben senin hayatını kurtardım, bize yardımcı ol da içeriye girelim” diye ekledi. Bunun üzerine Andrea’nın verdiği yanıt şöyle oldu: “Hayatımı kurtarmışsan ne oldu yani!..”

Yaklaşık iki ay Leymosunda kaldık. Eylül ayı gibi de Kuzey’e geçtik. Bu iki ay içerisinde, dedemin iş ortağı, aile dostumuz Vaso’nun oğlu Hari, bizlerle çok ilgilendi. Ninemi motoruna bindirim kaç kez, erkeklerden oluşan esirlerimizin tutulduğu Lanidiyo Lisesi’ne götürüp, oğlunu, damadını, yeğenlerini görme imkânı yarattı. Ve Leymosun’u en son terk edenler arasında yer alan Dedem ve Ninem’i uğurlarken, göz yaşlarını tutamamışlardı. Kapılar açılmadan da Kuzey’de yapılan bazı politik toplantılara davet edilen o dönemim Turizm-Ekonomi (sanırım) Bakanı, Vaso’nun damadı Rolandis bey ve Vaso’nun kızı Leliya, dedemle görüşmek istemeleri üzerine kendisini alıp bu toplantıya götürmüştüm...bu dostlukları arasına savaşın yaşattığı acılar, kırgınlıklar girmemiş belli ki... 

 

 

 

 

 

 

Bu haber toplam 910 defa okunmuştur
Önceki ve Sonraki Haberler