1. HABERLER

  2. ARŞİV

  3. 'Babamın öldürülmesini BM Barış Gücü askeri kesinlikle gördü'
Babamın öldürülmesini BM Barış Gücü askeri kesinlikle gördü

'Babamın öldürülmesini BM Barış Gücü askeri kesinlikle gördü'

1974 yılında soğukkanlı bir infazla öldürülen İzzet Pamukoğlu’nun kızı Kasaba-Baflı Tacan Öncül anlatıyor... TACAN ÖNCÜL: Rahme Kıral vardı ya öldü, onların babasıyla amcası yaralandılar, hastanedeydiler... Onların tedavisi bittikten sonra Tür

A+A-

 

 

1974 yılında soğukkanlı bir infazla öldürülen İzzet Pamukoğlu’nun kızı Kasaba-Baflı Tacan Öncül anlatıyor...  

 

TACAN ÖNCÜL: Rahme Kıral vardı ya öldü, onların babasıyla amcası yaralandılar, hastanedeydiler... Onların tedavisi bittikten sonra Türk tarafındaki hastaneye getirdiler kendilerini ve Nedret ablam, o gün Nalan’la beni aldı ve gittik görelim bu insanları, geçmiş olsun deylim... Tabii dediğim gibi Nedret ablanın oradaki görevi o zaman, belli bir görevi vardı... Gittik ve onlar söyledi bize... “Biz bile gördük babanızı ve tanıyamadık” dedi... Niçin tanıyamadılar? Bak, annem söyledi bize, tek kurşun, başından vuruldu babam, parçalandı... Ödem da oldu tabii kaç gün... Onlar söyledi bize... “O gün getirdiler” dedi, “biz yaralıykan... Koydular, geldi doktor, baktı” dedi, “yapılacak bir şey yoktur dedi doktor ama biz bile tanıyamadık babanı” dedi. O anda olmuş bir şey... Yüzü o kadar kötüydü – tek kurşun... Kurşun izi da camide vardı, babamı öldüren kurşunun izi... Ondan sonra gittiğimizde, kanı manı hep dururdu, gördük orada...

Onlar anlattı bize... Ondan sonra babamın olayını Birleşmiş Milletler Barış Gücü askeri kesinlikle görmüştür... Biz 1975’in Ocak ayına kadar bu akrabalarımızın evinde kaldık. İlk Türk tarafıyla konuşan aile bizdik... Çünkü burada Lefkoşa’da babamın akrabalarının tanıdıkları vardı Barış Gücü’nde, bizi aradılar, “Abla” dediler, “ilk siz çıkacaksınız Baf’tan... Biz Barış Gücü’yle konuştuk, herkesle konuştuk, eğer çıkma varsa, ilk siz çıkacaksınız, endişelenmeyin” dediler bize. Ama öyle olmadı... Ve bizim listede adımız geldi, Kıbrıslıtürk yetkililer bizim adımızı sildi, başkalarını koymuşlar... Hep bunları sonradan öğrendik biz...

 

SORU: Yani Baf’taki Kıbrıslıtürk yetkilileri...

TACAN ÖNCÜL: Evet, Baf’taki Kıbrıslıtürk yetkilileri... Bize o zaman Barış Gücü askeri geldi buldu bizi, dediler “Gelin, yarım saat sonra Lefkoşa’dan konuşacaksınız” dedi, gittik, daha hiç kimseyle bağlantı yokken... Benim hastalığımı öne sürüp hasta olarak çıkmayı denedik, o da olmadı...

Kaldığımız evin insanları, hanımı, çocukları, onlar çıktı geldi buraya, biz kaldık, Ali Dayı, Nedret abla ve biz kaldık o evde! Çoğu aileler gitti ve biz kaldık...

Ocak ayının içinde nasıl oldu? Annemin dayısı da kaldıydı Baf’ta, hiç unutmam, anneme dedi “Aysel, hazırlanın, arabayı verin bana sizi götüreyim...”

Öyle yaptı... Önce yengemi çocukları götürdü, geldi aldı bizi... Hiç unutmam, Zekai Dayı, Nedia abla, kızı vardı Nalan’ın sınıf arkadaşı Yıldız... Annem dedi “Koşun, Nedia abanıza söyleyin, Yıldız’ı, hem oğlanlardan birini versin yanımıza” dedi. Gittik, dedik... Çünkü 1975’te herkes parayla kaçmaya çalışırdı, “Ne kadar az kalırsa yanında, onun da kaçma imkanı o kadar fazla olur...”

Aldık Yıldız’ı ve galiba Yılmaz’ı... Ağrotur üslerine götürdü bizi dayım. Zaten gittik, dayım tekrar döndü bir şey alsın, kapandı yol... Biz geçerken da barikatlardan, önümüzde bir cip vardı, Barış Gücü askeri ve kamyon. Zannedersam zannettiler biz onların nezaretinde giderik da çok sormadılar bize...

Gittik üslere, ta üslerden kalkana kadar çadırlarda kaldık... Şubat’ta döndüydük Kıbrıs’a... İkinci dönem okullar açıldığında, biz geldiydik okula... Türkiye’de, İskenderun’da askeri kampta kaldık, bizim grubu oraya verdiler, feribotla geldik Mağusa’ya... Zekai Dayı karşıladı bizi, amcam geldiydi, amcam da babamın amcasının oğlu... Şefik Nalbant amcamız karşıladı bizi... Çetinkaya’nın kalecisiydi amcam. Amcamın ablası Nermin halalar vardı burada, getirdi bizi oraya, Ortaköy’de onların evinde kaldık. Teyzemler daha önceden geldilerdi zaten, onlar haber aldı, geldiler aldılar bizi, götürdüler Girne’ye. Girne’de Hatice teyzemlerin yanında kaldık, ta ev verilene kadar bize. Bir ev verdiler, yerleştik, dört duvar bir ev. Her gittiğinde annem eşya alsın, “Siz şehit ailesisiniz, öncelik var” dediler ama çok bir şey uygulamadılar. Uygulamada herhalde gene istediklerine uygulattılar. Yani biz esasında çok çektik, yıprandık çok...

 


 

 

Üç evladını birden Köfünye saldırısında kaybeden Ayşe Hasan Emirmustafa yaşamını yitirdi...

 

Bir Köfünyeli sessiz sedasız göçüp gitti...

 

Üç evladını birden Köfünye saldırısında kaybeden Ayşe Hasan Emirmustafa, 29 Aralık 2011 Perşembe günü 85 yaşında sessiz sedasız göçüp gitti. Ayşe Hasan Emirmustafa, Haziran 2008’de bu sayfalarda yayımladığımız röportajında Köfünye’de üç oğlunu Grivas’ın 15 Kasım 1967’deki saldırısında nasıl yitirdiğini anlatmış, Köfünye’de Günay Komutan’ın öldürülmesi ve köyde yaşanan diğer olaylarla ilgili olarak hatıralarını anlatmıştı...

Annesi Mormenekşeli (Dromolakşa), babası Köfünyeli olan Ayşe Hanım, Köfünye’ye gelin gitmiş, üçü kız, üçü erkek altı evlat dünyaya getirmişti. Oğlularının üçü de çocuk yaşta askere alınmış, Köfünye çarpışmalarında öldürüldükleri zaman 15 ve 17 yaşlarındaymışlar. Evlatlarının ikisi ikizmiş...

Ayşe Hanım’a o zaman her üç oğlunun da öldürüldüğünü söylememişler, günlerce tepeleri gezer “Hüseyiin! Mustafaaa! Mehmeeet!” diye seslenirmiş. Aylar sonra eşi ona her üç oğlularının da öldürüldüğünü söyleyince, Ayşe Hanım’a bir inme inmiş ve o günden sonra demir korse takmadan adım atamaz olmuştu...

Onu Lefkonuk’taki (Geçitkale) evinde ziyaret ettiğim zaman bana evlatçıklarının resimlerini göstermiş ve “Bu fotoğrafları alır okşarım, onları öper ağlarım...” demişti...

Ayşe Hanım 30 Aralık 2011’de Lefkonuk’ta (Geçitkale) toprağa verildiği zaman cenazesinde tüm köylüleri ve tüm ailesi vardı fakat Geçitkale Belediye Başkanı’nın dışında tek bir yetkili bile cenazesine katılmadı. Sivil ve askeri yetkililer cenazede bulunmadı. Ne bir milletvekili, ne bir bakan, ne bir Kaymakam, ne bir komutan, ne de şehit aileleri dernekleri vardı...

Üç çocuğunu Köfünye çarpışmalarında yitiren bu acılı anne, röportajında şöyle demişti:

“Ben sana dedim ya, 41 sene vardır, ateşin içinde yanarım... Sen zannetme da konuşurum, ya gülerim... Yoook...

Televizyon bir anayı gösterse şu ağlar, ben bu yanda eririm da düşerim...

Ne demektir kızım, üç tane evladın olsun da hepsi gitsin?

Yürüyemezdim, emeklerdim, belimde topak olduydu o zaman... Allah rahmet eylesin evlatlarıma kızım da Allah kimsesine böyle acı vermesin... Ben çektiğimi o köyün içinde, Allah bilir, bir da ben. Ben geçtim bu yannı, bir Allah kulu bana yardım etmedi. Gittim oturdum bir külüstür eve – evlendirdim çocuğumu onun içine. Bir göz ev verdirmediler – hepsi düşman oldu bana!... Çünkü yoktu, ne oğlum, ne kocam... Benim kocam altı ay yaşadı bu yanda, gitti... Ben kızlarımı hep Lefkara işinden büyüttüm, evlendirdim.. Evlatçıklarımı kaybettiğimde, bir Lefkaralı kadın vardı, aldı yastığı, koydu kucağıma:

“Al be Ayşe, işle da oyalanasın” dedi. Beraber oturduk, işledik. Gayrı elimden düşürmezdim... Hesapta birazcık unuturdum marazımı...

Kızım Hatice, babası öldü, öksüz kaldı... Aile çok ama bir çöp yardım eden yoktu... Kocası Ali yaptı kendine eşyalarını... Ben da iç eşyasını aldım. Yani başka biri yardım etmedi – çok çektim, hala daha çekerim. Mesela eksilsem parayı, bu Ali, güveyim, koşturur verir....”

Ayşe Hanım yaşadığı gibi sessiz sedasız gitti... Üç evladının acısını da kendi mezarına götürdü... Hayatını yitirdiği gün CTP’li gençler yılbaşı nedeniyle Mağusa hastanesini ziyaret edip hastalara karanfil vermişlerdi, Ayşe Hanım’a da bir karanfil vermişler... Bu, koklandığı son çiçek oldu...

Kıbrıs’ın o eski, sözünü sakınmayan, cesur kadınlarındandı – bildiklerini, hissettiklerini korkmadan, çekinmeden dümdüz söylerdi... Röportajımızda da Köfünye’de yaşananları bildiği gibi hiç çekinmeden anlatmıştı...

Nurlar içinde yatsın... Yaslı ailesine başsağlığı dileriz...

 

 

 

 

 

 

 

Bu haber toplam 1231 defa okunmuştur
Önceki ve Sonraki Haberler