1. HABERLER

  2. ARŞİV

  3. 'Babam yüzücüydü, cankurtarandı, İngilizce şarkılar söylerdi hep'
Babam yüzücüydü, cankurtarandı, İngilizce şarkılar söylerdi hep

'Babam yüzücüydü, cankurtarandı, İngilizce şarkılar söylerdi hep'

1974 yılında soğukkanlı bir infazla öldürülen İzzet Pamukoğlu’nun kızı Kasaba-Baflı Tacan Öncül anlatıyor... Onunla röportajımızın devamı şöyle: TACAN ÖNCÜL: Ersin eniştem, Güner Çakın hep akrabamızdır bizim. Onlar gelirlerdi, bir hafta bizim ev

A+A-

 

 

 

 

1974 yılında soğukkanlı bir infazla öldürülen İzzet Pamukoğlu’nun kızı Kasaba-Baflı Tacan Öncül anlatıyor... Onunla röportajımızın devamı şöyle:

 

TACAN ÖNCÜL: Ersin eniştem, Güner Çakın hep akrabamızdır bizim. Onlar gelirlerdi, bir hafta bizim evde kalırlardı, denize giderdik, aileyle diyaloğumuz çok iyiydi, mesela Özel Gürses’ler... Mine Gürses’in eşi akrabamızdı. 1974’ten önce onlar nişan olduğunda, yengemi aldı bize getirdi, tanıştırdı, Baf’ta bizde kaldılardı. Aile diyalogları çok iyiydi babamın ve bize onu aşıladı. Biz da şimdi aileyle gereken bağı sürdürürüz.

Yüzücüydü, cankurtarandı babam. Cankurtaran belgesi vardı ve ben hatırlarım Baf’ta, Kral mezarlarının orada denize girerdi çoğu Baflılar. Yayan gidildiği için... Ama biz mesela Dimi’nin denizine giderdik, Baf havaalanının olduğu yer... Arabamız olduğu için biz orada giderdik denize. O Kral mezarlıklarının denizinde göçmen evlerinde oturan bir çocuk, bir kız kaybolduydu, “Deniz yuttu” dediydiler o zamanın tabiriynan. Barış Gücü balıkadamları geldiydi ve babam daldıydı yanlarında, balıkadamlarla... O çocuğun cesedinin aramasını babam yaptıydı, dediğim gibi lisanı vardı, yüzmeyi bilirdi, masa tenisi oynardı, eğlenceyi severdi... Aileye da düşkün biriydi. Bize da daima sevgisini gösterdiydi. Limasol’a, Lefkoşa’ya gider gelirken, o zamanlar arabada radyo yoktu, bize İngilizce şarkılar söylerdi hep, canımız sıkılmasın diye. En çok söylediği İtalyanca Bessamo Muço’ydu... Sesi gerçekten güzeldi babamın. Mesela biz melodika çalardık o zaman, melodikayı alır, parçaları kendisi çıkarırdı... Yeteneği vardı...

 

SORU: Torunlardan herhangi birine geçti mi bu yetenekler?

TACAN ÖNCÜL: Var... Mesela Nalan’ın bir kızı,  bir oğlu var İzzet... İzzet’in  resim yeteneği dedesinden gelir. Benim bir kızım, bir oğlum var, Gülcan’ın da bir kızı, bir oğlu var. Bütün çocuklarımız yüzücüdür mesela. Madalyaları var... İlkokul, oraokulda, lise son’a kadar o dönem yaş gruplarında hepsinin rekoru var. Benim oğlum Emek’in müzik yeteneği var... Biz kızların da resim yeteneğimiz var... Mesela Ali Atakan hep haber yollardı bize. Eşim Tamer Öncül’e, “O Nalan’a söyle, o Tacan’a söyle, resim yetenekleri var, geliştirsinler, onlardan daha kötü olanlar neler yaptılar ama Nalan ve Tacan resmi bıraktılar...” derdi. Kaç defa buluştuğumuzda söylerdi, kulağımı bile çekti Ali Atakan, “Bıraktın” dedi bana! “Bırakmayacaktın!”

 

SORU: Yemeklerden neyi severdi?

TACAN ÖNCÜL: Vallahi tatlıyı bak severdi, annem sürekli macun yapardı evde, macunun her çeşidi yapılırdı evde ve yerdi. Baflılar badem macunu yapar, badem ezmesi... Her sene köye giderdik, bademlerimiz vardı, onları toplardık ve muhakkak bizim evde her sene badem macunu yapılırdı. Ceviz, turunç... Börek işini çok severdi babam ve 74’ten sonra annem bize uzun yıllar börek yapmadı, babam çok sevdiği için yapmadı annem bize börek artık. Yapamazdı, sürekli ağlardı...

Dediğim gibi o 1974’ten sonra hatıralarımızı neredeysa hiç konuşmadık. Annemi üzmeyelim diye hep içimize attık. Kendi aramızda da konuşmadık. Zaten Nalan üç ay kaldı, okumaya gitti... İki sene sonra ben gittim. Geldiğimizde da birararaya hiçbir zaman konuşulmadı. Bilmiyorum, diğer aileler da böyle bir şey yaşadı mı? Hep içimizde yaşattık, hatırladıklarımızı hep içimizde hatırladık, dile getirmedik çoğu şeyleri...

Ben hatırlarım ilk geldiğimiz günler, annem yemek yapardı bize, koyardı, masaya otururduk, hepsimiz ağlamaya başlardık yani, orada onun eksikliğini hissederdik.

Biz büyüktük, kaçmadan önce 1975’e kadar babamın mezarına iki üç günde bir giderdik, çiçek koyardık. Hatta o gün dayım “Gidiyoruz” deyinca, apar topar gittik, çiçek koyduk babamın mezarına, herşeyi yaptık da öyle döndük da dayım götürdü bizi...

Bilemeyeceğim, psikolojik olarak, bu tarafa geldik, bir mezar yok... Ama bilin, baban ölüdür... Ama sanki öyle bir umut, neyisa... Ben kendi duygularımı anlatırım...

2001’de Baf’a gittik, Tamer’le gittik, Diş Hekimleri Kongresi vardı, dedim “Beni da yazdıracan ve götürecen”... Götürdü beni, ilk gün kongreye gittik, ikinci gün dedim “Konuş da götürün beni Baf’a...” Limasol’daydı kongre. 

Kıbrıslırum Dişhekimleri Birliği, sosyal demokrattı o dönem,  AKEL’ciler de vardı.

Götürdüler bizi Baf’a. “Beni mezarlığa götürün lütfen” dedim. Götürdüler... Gittim mezarlığa, şu duyguları yaşadım: Tekrardan o ölümle karşı karşıya, o kayıpla karşı karşıya... Hani o süreçte kendi yaşantını kurdun, biraz gerilere gitmiş olabilirdi ama o eksikliği hissederdim, herşeyimde hissederdim ama sanki da aştık gibi geldiydi bana... Ama orada, film koptu... Gittim, hatta orada bizi götüren diş hekimi arkadaş, “Keşke söyleseydin babanın mezarı olduğunu, çiçek alırdık” dedi. “Kesin değildi” dedim kendine, “bilmezdim...”

Gittim, gördüm, sıktım kendimi, ağlamadım, “Ağlamayacağım” dedim. Döndüm arabaya girerim, o gün Eren abim da, Eren Albayrak da bizimleydi. Geldi “Abim iyi misin?” dedi bana, koptu orada film. Çok ağlamışım... Yalnız şunu hatırlarım, Tamer’e dedim, “Git, mezardan toprak al bana...”

Babamın mezarından bir avuç toprak aldı, koydu ve ben o toprağı getirdim, anneme göstermedim çünkü annemin kaldıracağını tahmin etmedik, kaldıramazdı annem... Küçük kızkardeşime götürmedim, o da çok etkilenirdi. Bilmezdik biz daha sonra kapılar açılacak, gideceyik... Bilmezdik...

Bak mesela ondan sonra gene o sene içerisinde göz hekimlerinin bir kongresi oldu, gittik, ayarladım, Nalan’ın ismini da yazdırdım ve gittik. İlk gün kongreye gittik, ikinci gün Taşeli’ye dedim ki “Beni Baf’a götürmezsan, kıyamet kopar!”

“Söz, ikinci gün giden” dedi bana. “Taksi tutarık” dedi.

“Taksi tutsak bile Nalan’la ben yalnız başımıza gitmeyik, sen olsun gelecen” dedim.

 

 


 

Ayşe Hasan Emirmustafa’nın son fotoğrafı...

 

 

“Kıbrıs: Anlatılmamış Öyküler” yazı dizimize konuşarak Köfünye olaylarını anlatmış olan Ayşe Hasan Emirmustafa’nın bu fotoğrafı, çekilen son fotoğrafı oldu... 29 Aralık 2011 Perşembe günü Mağusa Hastanesi’ni ziyaret eden CTP Gençlik Kolları, hastaların yeniyılını kutlayarak kendilerine birer karanfil vermişler, Ayşe Hanım’ı da ziyaret ederek ona da bir karanfil sunmuşlardı. Bu fotoğrafı arkadaşımız Gökhan Öztürk çekti. Bu fotoğraf çekildikten birkaç saat sonra, Ayşe Hanım hayata gözlerini yumdu... Yaslı ailesine başsağlığı dilerken, Gökhan arkadaşımıza da bizimle paylaştığı bu fotoğraf nedeniyle teşekkür ederiz...

 

 

 

 

 

 

Bu haber toplam 1317 defa okunmuştur
Önceki ve Sonraki Haberler