1. HABERLER

  2. ARŞİV

  3. B planı dedikleri...
B planı dedikleri...

B planı dedikleri...

Kıbrıs sorununun belirsizliğine hapsolmuş, ciddi kimlik bunalımları ile cebelleşen, kendisiyle ve çevresindeki ülkelerle barışık olmayan, kaynaklarını rasyonel kullanamayan, Türkiye’ye aşırı bağımlı, yenilenip dünyaya ayak uydurmak yerine ayak direm

A+A-

 

 

Kıbrıs sorununun belirsizliğine hapsolmuş, ciddi kimlik bunalımları ile cebelleşen, kendisiyle ve çevresindeki ülkelerle barışık olmayan, kaynaklarını rasyonel kullanamayan, Türkiye’ye aşırı bağımlı, yenilenip dünyaya ayak uydurmak yerine ayak diremeyi esas almış bir toplum görüntüsü çiziyoruz.

Benzer bir tanımı 10 yıl önceki Türkiye için de yapmak mümkündü. AB’ye katılım süreci belirsiz, iç ve dış borç sarmalına düğümlenmiş bir ülkeydi Türkiye. Felaket senaryoları çiziliyor, Amerikan uşaklarından dem vuruluyordu. Somut koşulların somut tahlilini yaparak ülkenin önünü açmanın derdine düşen iyi eğitimli bir kesim Vizyon 2023 için kolları sıvadığında daha AK Parti yoktu!

Dünyanın çok hızlı bir şekilde değiştiği, Türkiye’nin ise gereken tempoda ve çapta değişememenin sancılarını yaşadığı üzerinde duruluyordu. Giderek artan yoksulluğun sebebi buydu! Türkiye rekabet edebilirlikte son sıralardaydı. Rüşvet ve yolsuzlukta ise en üst sıralarda! Ekonomi rant dağıtımına dayandırılmıştı. Demokrasi halk iradesini yansıtmıyordu.

Sürekli kendini yenileyen dinamik bir sistem ihtiyacı iyice ayyuka çıkmıştı. “İç dinamiklerin sistemi revize etmesi mümkün olamayacaksa, bunu bizim açımızdan daha yüksek maliyetle dış dinamikler gerçekleştirecek” deniliyordu. Çünkü dünya küreselleşirken Türkiye yatırımcıların ilgi odağıydı! Bunu görüp “başlama düdüğünü biz çalmalıyız” diyenler siyaseten etkili olamıyordu. Türklüğü yere göğe sığdıramayanlarla yerin dibine batıranlar arasında bir kamplaşma hâkimdi siyasete. Veriye dayalı konuşmak, analiz yapmak, projeksiyonlarda bulunmak, bilimselliğe dayalı yol haritaları üretmek çok zordu.

“Ayakları yere basan projeksiyonlar mı yapacağız yoksa aykırı ve sözüm ona yaratıcı düşüncelerle konuşmaya devam mı edeceğiz?” sorusuna net bir cevap üretildi 2000’li yıllarda. Alışılmış politikacı profili meyvesini yiyemeyeceği işlere soyunmak istemiyordu. Değişim onları silip süpürdü.

Eski Türkiye, Kıbrıs’ı milli dava olarak görüyordu. Değişen Türkiye’nin Kıbrıs’a dönük A planı, bütün Kıbrıs’ta adil rekabet koşullarının oluşmasıdır. B planı ise en azından kuzeyde bu koşulların geliştirilmesidir ve şu anda bu plan yürürlüktedir!

Türkiye Ortadoğu hatta dünya ölçeğindeki projeksiyonlarını yaparken bize sormuyor olabilir ancak biz bir karar vermeliyiz. Kendi ülkemizde adil ve kalıcı barış için çaba gösteren, gelir dağılımı dengeli, ülke kaynakları üzerinde söz ve karar sahibi bir sistem istiyor muyuz istemiyor muyuz? Bizim A planımız, bu soruya net bir yanıt verip Kıbrıslı Rumlarla karşılıklı bağımlılık esasına dayalı bir ilişki biçimiyle bütün Kıbrıs üzerinde söz sahibi olmak, gücümüzü artırarak varlığımızı sürdürmek olmalıdır. Statükoyla barışık, “zayıflığımızdan faydalanıp bize neoliberal dayatmalar yapıyorlar” argümanına takılıp kalan bir anlayış var güneyde. Bu koşullar devam ederse, B planımız, Kıbrıs’ın kuzeyinde ekonomik akla dayalı bir sistemle geleceğe yol almak olur elbette. Ne var ki bugünkü hâkim siyaset paradigmalarıyla bir toplumsal vizyon geliştiremiyor, etrafında kenetlenemiyoruz.

Şükran edebiyatından başka bir şey bilmeyenlerle “çözüm olmadan hiçbir şey düzelmez; Türkiye bize analık yapmak zorundadır; biz domates yetiştirelim, Türkiye bizden alıp huzur evlerine dağıtsın” diyenlerin bu topluma siyaseten verebilecekleri bir şey kalmadı. Ülkemizi gerçekten seviyorlarsa yeni nesilleri bu çağdışı düşüncelere sevk etmek gibi bir hataya düşmemeleri gerekir. Yeni yüzyılın gerektirdiği siyaseti destekleseler, toplum onları ayakta alkışlar. Devlet rantını paylaşma, öfkeyi örgütleme, tepki sergileme ya da güncel sorunları dillendirme geçer akçe değildir artık siyasette. Doğumun normal değil sezaryenle gerçekleşiyor olmasının sebebi nedir?

A ya da B planı... Stratejik senaryo planlaması yapmalıyız. Varlığımızı sürdürebilmek için ayakları yere basan projeksiyonlar mı yapacağız yoksa aykırı ve sözüm ona yaratıcı düşüncelerle demagoji yapmaya devam mı edeceğiz?

 

 

 

 

 

Bu haber toplam 1505 defa okunmuştur
Önceki ve Sonraki Haberler