1. HABERLER

  2. ARŞİV

  3. AYYANNİLİ VE MALYALI…
AYYANNİLİ VE MALYALI…

AYYANNİLİ VE MALYALI…

Eğitimin başlayacağı bu Eylül ayında okullar öğretmensiz, öğrenciler boynu bükük ve veliler kâbuslar içinde dolanırken, Eğitim Bakanı, eğitimin bürokratları ve hükümet koltuk derdinde yeme içme âlemlerinde. Yine doktorların hastanelerde öldüresiye dövüldü

A+A-

 

Eğitimin başlayacağı bu Eylül ayında okullar öğretmensiz, öğrenciler boynu bükük ve veliler kâbuslar içinde dolanırken, Eğitim Bakanı, eğitimin bürokratları ve hükümet koltuk derdinde yeme içme âlemlerinde. Yine doktorların hastanelerde öldüresiye dövüldüğü bu günlerde Sağlık Bakanı da başbakan olma ve koltuk derdinde. Ama gelin biz yüreğimizi ve beynimizi parçalarcasına acıtan bu popülizm furyasından biraz uzaklaşalım. Koltuk uğruna ülkeyi düşürdükleri durumun hiç farkına varmayan politikacıları birkaç dakikalığına unutalım ve “bize”, yüreğimizin derinliklerine sığınalım. Unutmayalım ki makamlar geçici ama bizler; yüzyıllardır bu topraklara tutunmaya çalışan insanlar kalıcıyız. 

Ayyanni (Aydın) ve Malya (Bağlarbaşı)... İkisi de güneyde kalmış Trodos’un dağ köylerinden. Biri Baf sırtlarında, diğeri ise Limasol (Leymosun) eteklerinde... Belki de binlerce yıldır bağcılığın Kıbrıs’taki en güçlü iki köyü. Ağustos ve Eylül aylarında yıl boyu emek emek hazırlanan bağların meyvelerini toplama zamanı. Bağbozumlarının en hararetli yaşandığı köyler... Bir zamanlar benim bile yetiştiğim; eşeklerle dağlardaki üzüm bağlarından köfün köfün üzümlerin köye taşınması. Köylünün neredeyse tümünün toplanıp, her gün birinin bağını imece dayanışmasıyla bozmaya gittiği günlerdi onlar. Bağ kenarında sıra sıra cipler değil ama güçlü kuvvetli eşekler sıralanırdı. Her eşeğin iki yanına iki üzüm dolu köfün (küfe) bağlanırdı. En önde ailenin en büyük çocuğu öndeki eşeğe bindirilir, arkasından da küçük çocuklar eşekleriyle birlikte onları izlerdi. Hoş, sırtında yönlendirici bir çocuk olmasa da, eşek bir şekilde yolu bulurdu ya… Köyde, bağın sahipleri, eşeği karşılar üzümleri indirir ve yeniden bağa yollardı.

ÖYLE LEZZETLİ BİR TATDI Kİ…

Daha sonra üzümler sıkılır şira çıkarılır, palüze kazanları kurulur, önceden hazırlanan dizi dizi bademler ve cevizler pişen palüzenin içine batırılıp kuruması için iplere dizilirdi. Sucuklardan arta kalan palüze, büyük tepsilere dökülür, daha sonra baklava şeklinde köfterler kesilmesi için kurumaya bırakılırdı. Palüze olayının biz çocuklar için en keyifli yanı kocaman kazanda kalan, kazan kenarlarına ve dibine takılan palüzeleri kaşık kaşık yemek olsa gerek. Nerdeyse bütün gün palüzenin bitip büyüklerin “haydi çocuklar kaşıklarınızı alıp kazandakini yemeye gelin” demesini beklerdik. Öyle lezzetli bir tattı ki o kazandibi, biraz kurumuş ama iyice yoğunlaşmış palüze!

Elbette devam ederdi üzümden elde edilecek ürünler üretilmeye, kışlık gıdalar bir bir hazırlanmaya. İmbikler kurulur ve en güzel zivaniyalar süzülürdü damıtık damıtık. Zivaniya günü genellikle erkekler imbiğin başında o yudum daha güzel, bu biraz acı, bu biraz tatlı gün boyu içerlerdi. Hoş, zivaniyanın tadına bakmayan bir kadın var mıydı bilmiyorum? Zivaniya günü imbikten çıkıp, çevrilen oğlak suvla kebabının yanında zivaniya içip zıvanadan çıkanlara inat; zivaniya yıl boyu her evde her derde deva bir sıvıydı da. Sırtın mı ağrıdı? Biraz zivaniya ovala da geçsin. Çocuk mu üşüttü? İyice bir zivaniyayla ovup saralım, yarına sapasağlam olur.

Üzüm olur da şarap olmaz mı? Hangi evin şarabı daha güzel yaptığı hep tartışılır dururdu. Ya da bu yıl kimin sirkesi daha güzel oldu? Bembeyaz çarşaflara serilip günlerce çevrilip kurutulan üzümler, kaynatılan pekmezler, pekmezin helvası porto ve daha şimdilerde artık nostalji olmuş aklıma gelmeyen üretimler. Hepsi bağbozumlarında yaşanan o hummalı çalışmanın meyveleriydi.

MALYALI VE AYYANNİLİ…

Peki, ama neden Malya ve Ayyanni dedim. E, ben Ayyanni’liyim. Ayyannili olur da Malyalı’ya takılmaz mı? İşin şakası bir yana birbirinden çok uzak bu iki köyün öyle çok ortak yanı vardı ki; şaşıp kalırsınız. Elbette “pintilikleri” ya da kendi deyimleriyle “tutumluluk”ları Kıbrıs genelinde fıkralara bile konu olmuştur. Sahi siz Malyalı’ların sırf topraktan kazanmak için ölülerini dik gömdüklerini biliyor muydunuz? (Elbette ki şaka!)

Bir fıkra daha… Ayyannili, Malyalı muhabbetlerine dair. Bir gün Malyalı’nın biri oğlunu alıp Ayyanni’ye kız istemeye gelir. Sohbet ilerler, gece olur. Soğuk kış gecesinde ocak (şömine) başında sürdürülen sohbet uzadıkça Ayyannili huzursuz olur. Gaz lambasından lamba suyu (gazyağı) bitti bitecek. Ayyannili, Malyalı’ya der ki: “Bu gonuşma daha uzayacak; kusura galmazsanız, lambayı söndüreyim da çok gaz gitmesin.” Malyalı’nın bu teklif hoşuna gider. “Tamam” der. Nihayet sohbet biter, kız istenir, kız evi naz evi, düşünmek için süre istenir. “E artık lambayı yak hanım” der Ayyannili. Malyalı “dur bir dakga, sen lambayı söndürünce, ben de dizlik donolardan (hasır sandalye) eskimesin diye çıkardıydım. Giyeyim da öyle yak lambayı” der. Ayyannili bu hareketten çok etkilenir ve “düşünmeye gerek yok, gızı verdim gitti” der.

Elbette, bunlar Ayyanililer ile Malyalılar arasındaki tatlı rekabetten doğan fıkralar ama unutmayalım ki her şakanın yarısı ciddiymiş.

ORTAK TUTKULAR…

Tutumluluklarından başka neleri mi benzermiş Malyalı ve Ayyannili’nin? Çalışkanlıkları, üretmeye, mal edinmeye olan düşkünlükleri ve bir de altına olan yatırım tutkuları. Bir zamanlar Kıbrıs Cumhuriyeti “en çok altın hangi köyde var?” diye bir sayım yapsa; herhalde Ayyanni ve Malya’yı geçen köy olmazdı. Özellikle ellilerden sonra çocuklarını yüksek öğretime gönderme eğilimi de bu iki köy insanının ortak tutkuları olsa gerek…

Şimdi “nereden çıktı bu Ayyanni ve Malya muhabbeti? Diyeceksiniz. E, şimdi bağbozumu zamanı. Gelenek ve görenekleri; yüzlerce yıllık alışkanlıkları hatırlama ve yaşatma zamanı. “Bize” sahip çıkma zamanı. Bir hafta önce Bağcıl Spor Kulübü’nün on yıldır geleneksel olarak düzenlediği palüze gecesindeydik. Ayyannili’ler eşeklerle değil ama arabalarıyla eski köyleri Ayyanni’ye gittiler, karasından beyazına, hanımelinden gambanargasına kadar her türlü üzümü getirdiler. Ayyanni’nin şimdiki Kıbrıslırum sakinlerinin ürettikleri bu yılın zivaniyalarından da şişeler dolusu taşıdılar. Köyün nenesi Atiye Aba gençlerin başında durarak o muhteşem palüzeyi yaptı ve Ayyannili’ler şimdiki köyleri Bostancı’da, o çok özel gecede SOS’in de Kıbrıslı enfes müzik ziyafeti eşliğinde kâh hüzünlenerek, kâh neşelenerek eski günlerini hatırladılar ve hatırlattılar.

Geçtiğimiz Cumartesi günü de Malyalılar dört yıldır geleneksel “Malya günlerini” otobüslere dolarak ve eski köyleri Malya’ya giderek tekrarladılar. Daha önce birlikte yaşadıkları Rum komşularıyla beraber eşeklerle bağlardan üzüm taşıdılar, palüze, pekmez, herse yaptılar. Suvlalar dolusu kebabın eşliğinde zivaniya içtiler, Kıbrıslı folklorik gösteriler yaptılar, müzikler dinlediler. Biz de Limasol Şarap Festivali yolunda onlara katıldık. Geleneksel mutluluklarına ortak olduk. Çocuklarımıza bizi anlattık.

Ben en çok bu yıl anladım. Artık bir çılgınlık ve popülizm haline dönüştüğünü düşündüğüm Kuzey Kıbrıs’taki festivallerin ya da panayırların bazılarının aslında çok eski gelenek ve göreneklere dayandığını ve bizi bize hatırlattığını. Geçmişimize sahip çıkma kaygısıyla bazen ipin ucunu kaçırsak da bırakın varsın kaçıralım.

 

 

Bu haber toplam 1419 defa okunmuştur
Önceki ve Sonraki Haberler