1. HABERLER

  2. ARŞİV

  3. Ayluga ve Aykasiyano’dan hatıralar...
Ayluga ve Aykasiyano’dan hatıralar...

Ayluga ve Aykasiyano’dan hatıralar...

Yorgos Olimpios’la ilk kez, Dohni katliamında eşini ve oğlunu kaybeden Cemaliye Şöförel’in Vuno’daki (Taşkent) evine yaptığı bir ziyarette tanışmıştım. Olimpios’u ve başka iki Kıbrıslırum’u daha buraya Dr. Vassos Ekonomu geti

A+A-

 

 

Yorgos Olimpios’la ilk kez, Dohni katliamında eşini ve oğlunu kaybeden Cemaliye Şöförel’in Vuno’daki (Taşkent) evine yaptığı bir ziyarette tanışmıştım. Olimpios’u ve başka iki Kıbrıslırum’u daha buraya Dr. Vassos Ekonomu getirmişti... Amaçları, Dohni katliamı nedeniyle Cemaliye teyzeden özür dilemekti... Bu dört Kıbrıslırum’un hiçbiri de, ne de aileleri, katliamla yakından uzaktan ilgili değillerdi... Yalnızca Dohni katliamını yazılarımdan okudukları zaman buna çok üzülmüşler ve Cemaliye teyzeden sembolik biçimde özür dilemek istemişlerdi... Yıllar önce barikatlar açıldığı zaman Dr. Vassos arabasına atlayıp Cemaliye teyzeyi bulmaya çalışmıştı: Cemaliye Şöförel’in “kayıp” eşi ve “kayıp” oğluyla ilgili yazdıklarımı okuduktan sonra Dr. Vassos gidip onu bulmak ve özür dilemek istemişti. Cemaliye teyze “Katliamı sen yapmadın ki oğlum, yapanlar başkaları, senin özür dilemen gerekmez ki” demişti Dr. Vassos’a... Dr. Vassos’un yaptığı, kendi toplumundan birilerinin gerçekleştirdiği bu katliamı onaylamadığını, buna ne kadar üzüldüğünü bu katliam kurbanlarından ikisinin yakın bir akrabasına giderek bunu anlatmaktı... Bu öncü bir davranıştı... Nitekim geçtiğimiz aylarda Dr. Vassos, bu kez yanında üç Kıbrıslırum’u alarak onları Cemaliye teyzenin evine götürmüştü, bizim de orada olmamızı istemişti. Biz de editörümüz sevgili Cenk Mutluyakalı’yla birlikte Cemaliye teyzenin evine gitmiştik... Cenk Mutluyakalı bu anlamlı buluşmayı ADRES dergisinde kaleme almıştı...

Dr. Vassos’un buraya getirdiği bu üç Kıbrıslırum arasında Yorgos Olimpios da vardı...  Yorgos Olimpios, Ayluga doğumluydu. Ayluga dediğim, Atatürk İlkokulu yakınında, Lefkoşa Surlariçi’nde Ayluga kilisesinin bulunduğu mahalleydi... Daha o gün onunla buluşup konuşmak üzere anlaşmıştık... Bana Ayluga’dan hatıralarını aktaracaktı...

Yorgos Olimpios 1948’de Ayluga’da doğmuştu, kilisenin tam karşısındaki sokakta, bu sokak Atatürk İlkokulu’na giden sokaktı... O günlerde henüz bu mahallede Kıbrıslıtürkler ve Kıbrıslırumlar birlikte yaşıyordu, barış ve huzur içinde yaşıyorlardı. Kimse kimseye incitmiyordu... Bu bölgenin emekçi, yoksul insanları, işlerinde güçlerindeydiler, İkinci Dünya Savaşı sonrasında yoksulluk içinde hayatta kalmaya çalışıyorlar, ailelerini geçindirmeye, çocuklarını okutmaya çalışıyorlardı... İkinci Dünya Savaşı’nın bulutları belki çekip gitmişti ama Kıbrıs adası henüz bir İngiliz sömürgesiydi ve İkinci Dünya Savaşı sonrası yeryüzünü saran anti-sömürgeci hareketlerden Kıbrıs da ilerleyen yıllarda nasibini alacaktı...

Yorgos Olimpios’un babası, Kıbrıs Komünist Partisi’nin kurucularındandı. Kıbrıs Komünist Partisi’nin Lefkoşa bölgesi sekreterliğini yapmaktaydı. Mesleği sandalyecilikti... 1920’li yıllarda Leymosun’dan Lefkoşa’ya, Arasta’ya gelerek burada kendi dükkanını açmıştı... Şimdi Çıraklı’nın bulunduğu dükkan, Mihalis Olimpios’un sandalyeci dükkanıydı... 1952-53 yıllarına kadar burada sandalyecilik yapacak, sonra da tam karşıdaki helvacının arkasında bulunan Ayios Andonis Hanı’na taşınacaktı...

Ayluga’da kirada oturan bu emekçi aile, daha sonra Aykasiyano’ya taşınacaktı. Aykasiyano, Lefkoşa’da, Gençlik Gücü kulübünün hemen üstünde, hisarların üstündeki Halide’nin Kahvesi’nden güneye doğru giden kesimdi... Aykasiyano’da da kiradaydı Olimpios ailesi...

1958’de sıcak bir yaz günü, Mihalis Olimpios’un uyarılarına rağmen, küçük oğluları, Aykasiyano’daki okulda oynamaya gitmişlerdi. Babaları evden dışarı çıkıp ortalarda dolanmalarını pek istemiyordu çünkü etrafta gerginlik vardı... Gidip oğlularını okuldan almış ve evinin bulunduğu sokağa girmişti ki, TMT’ci bazı gençlerin saldırısına uğramıştı. Ona sırtından vurmuşlar, yere düşürmüşler, sonra da kafasını tekmelemeye başlamışlardı... Küçük Yorgos ve kardeşi sokak ortasında TMT’nin bu dövme olayını dehşet içinde seyrediyordu... Ardından Mihalis Olimpios’un yardımına Kıbrıslıtürk komşuları koşmuş, onu kaldırıp eve götürmüş, yaralarına ilkyardım uygulamışlardı... Bu olay üzerine Mihalis Olimpios, ailesini de alarak Kaymaklı’ya taşınmıştı... Zaten maksat, Ayluga ve Aykasiyano’da yaşayan Kıbrıslırumlar’ı buralardan kovmaktı... Bu yıllarda Ayluga Kilisesi de ateşe verilmiş, yakılmak istenmişti... Hem de anlatılanlara göre bir kez değil, birkaç kez... Bir yandan Ömerge’de bazı Kıbrıslıtürk evleri yakılmak istenirken, öbür yandan da Ayluga Kilisesi yakılmak, yıkılmak isteniyordu... Hatta bir sütuna zincir bağlanıp kilisenin damını çöktürmeyi bile başarmışlardı! Maksat, bu adadaki ortak yaşamın her türlüsüne son vermekti... Döverek, öldürerek, yakarak, yıkarak... Bunlar 1956’lı, 1958’li yıllardı... Düşmanlığın emzirilip beslendiği, yalanlarla semirdiği yıllar... Düşmanlığın kandırmacalarla, hezeyanlarla büyütüldüğü yıllar... Kitlelerin ufacık bir kıvılcımla ayaklandırıldığı yıllar... “Milliyetçilik” insanları kör ediyordu, yüzyıllardır birlikte yaşadıkları insanların mallarına, canlarına kastetmekte tereddüt göstermeyecek “neferler” bulunup çıkarılıyordu... Tüm bu kargaşanın ortasında birbirini korumaya çalışanlar da bulunuyordu elbette – tarihimizin her devrinde olduğu gibi iyi yürekli insanlar, komşularını korumaya, kollamaya çalışacaktı... Ömerge’de bir Kıbrıslıtürk’ün evi ateşe verildiği zaman, Kıbrıslırum komşusu söndürecekti ateşi... Aykasiyano’da TMT’ciler Mihalis Olimpios’u öldüresiye dövdüğünde, yaralarını Kıbrıslıtürk komşuları saracaktı... Ama “ana akım” bu iyi yürekli insanların sevecenliğine, sağduyusuna karşıydı: Geçer akçe “düşmanlık”tı ve Ayluga’da yaşayan Kıbrıslırumlar da, Ömerge’de yaşayan Kıbrıslıtürkler de, evlerinden yerlerinden kaçmak, kendi yurtlarında göçmen olmak zorunda bırakılacaktı...

Yorgos Olimpios, Neapoli’de (şimdiki Yenişehir-Kızılbaş) liseye gitmeye başladığında yıllardan 1963-64’tü... Şimdiki Türk Maarif Koleji’nin binasındaki okula gidiyordu. Bir gün, büyük sınıflardan bir öğrenci, bir tabancayla okula gelmişti... O çatışma yıllarında gençlerin silah bulmaları kolaydı herhalde... Bu öğrenci, bu tabancayı nasıl kullanacağını bilmiyordu... Bir sandalyeye oturmuş, bacaklarını açmış, tabancayı nasıl çalıştıracağına bakıyordu, çevresinde Kıbrıslırum öğrenciler toplanmıştı. Birden silah patladı ve bu öğrenci hem kendi kendini baldırından, hem de bir arkadaşını vurarak yaraladı... Büyük sınıflardan bir öğrenci kanlar içinde kalmış tabancayı alarak okul müdürüne götürdü... Yaralı iki Kıbrıslırum öğrenci hemen tedavi için hastaneye götürüldü... Bu olay, Yorgos Olimpios’un gözü önünde cereyan etmişti... Fakat ertesi günü Sampson’un gazetesi MAHİ’de bu iki öğrencinin fotoğrafı yayımlanarak, “Türkler ateş açıp iki gencimizi vurdu” diye bir “haber” yayımlanacaktı! Yorgos Olimpios hayretler içerisinde kalmıştı... Haberde, okula Lefkoşa Türk Lisesi’nden ateş açıldığı ve iki Kıbrıslırum öğrencinin vurulduğu yazıyordu...

“O kadar cahildiler ki bu haberi yazanlar, Lefkoşa Türk Lisesi’nin nerede olduğunu bile bilmiyorlardı” diyor bana... “Hiç Lefkoşa Türk Lisesi’nden Neapoli’ye ateş edilip de iki genç vurulabilir miydi? Zaten bu olay benim gözlerimin önünde cereyan etmişti...”

Yorgos Olimpios, işte böylesi olayları sorgulamayı öğrenmişti ki Dohni katliamı için Cemaliye teyzeye gidip özür dileme yürekliliğini gösterebilecek bir insana dönüştü...

Yorgos Olimpios’la röportajımızı yarın yayımlayacağız...

 

 

 

 

 

 

 

Bu haber toplam 1250 defa okunmuştur
Önceki ve Sonraki Haberler