1. HABERLER

  2. ARŞİV

  3. AYDIN KİMDİR
AYDIN KİMDİR

AYDIN KİMDİR

Aydın insana ve dünyaya karşı mutlak bir sorumluluğu olan ve onu değiştirmeye çalışan… Yaşadığımız ağır kaotik durum içinde bugüne kadar aydın ve işlevi neredeyse hiç sorgulanmamış, doğruyu söylemek gerekirse “aydın” da bundan rahatsız

A+A-

 

Aydın insana ve dünyaya karşı mutlak bir sorumluluğu olan ve onu değiştirmeye çalışan…

Yaşadığımız ağır kaotik durum içinde bugüne kadar aydın ve işlevi neredeyse hiç sorgulanmamış, doğruyu söylemek gerekirse “aydın” da bundan rahatsız olmamış, kendi işlevini anımsayarak ortaya bir inisiyatif de koymamıştır.

Ama, her zaman geçerli olan bir gerçek, bu kez de kendini belli etti ve Kıbrıs Türk toplumu’nda, hatta Rumn toplumu’nda “pratik” kendini geçerli kıldı. Şöyle ki 16 Aralık K.Kıbrıs’ta İnönü Meydanı’nda yapılan miting bunun en büyük göstergesi oldu.

Özellikle biz K.T. artık dün’den çok farklı bir konumdayız. Bu, hemen olmadı kuşkusuz. Çok olaylar çok sorgulamalar yaşadık, artık ne istediğimizi, ne yapmamız gerektiğini biliyoruz. Yaşama sevincimizi, direnme gücümüzü kazanıyoruz. Bu, kendimizi kendi kimliğimizi yeniden yaratmak, diriltmek,  varetmek demek…

İşte aydınımıza bu noktada çok çok büyük işler düşmektedir. Sadece sosyal siyasal, demokratik ve ekonomik toplumu yaratmak için değil…

Şiiriyle, şarkısıyla, umutları, hayalleri ve ütopyalarıyla bir toplum yaratmak… Bizi biz yapan şeyleri yeniden yerli yerine oturtarak onlara eklemeler yapmak…

Kim ne derse desin gençler ve aydınlar bu bilinçlenmede büyük rol oynadı. Sanırım oynamayı da sürdürecektir.

Bunun için de bugüne dek, (çok az İstisnalar dışında) yapmadığı,yapamadığı resmi ve egemen hesaplaşmayı göze alacaktır; Çünkü halk, yavaş yavaş o ideolojinin çizdiği çerçevenin dışına çıkmaya başlamıştır. (Sıra şimdi aydındadır.)

(Sırası gelmişken söylemek gerek. Aydın, bir başına sahneye çıkıp olayların seyrini değiştiremez; bu mümkün değildir; fakat, kitle hareketlerinin yükseldiği zaman aydınların yaratıcılığı ve verimi yükselir. Kritik durumlarda etkili olabilir. Zaten önderlik denen şey de kritik durumlarda ortaya çıkar. Yani demem o ki konunun önemi K.Türk Toplumu’nun yeni bir önder yaratıp yaratamayacağı gerçeğine kadar dayanıyor. Hep birlikte yaşayıp göreceğiz.)

·        Aydın, halka sırtını dönerek yolunu bulamaz.

·        Aydın, her iki tarafta da görevini yapmadı. Fazla söze ne gerek var, işte durum ortada. Geldiğimiz durum ortada.

·        Yaptığımız onca hatadan sonra şimdi gelinen noktada çok önemli ve yaşamsal bir karar anında bulunuyoruz. Bunu da heba edersek bunun utancını her iki toplum da taşıyamaz.

·        Görünüşte ve gerçekte Kıbrıs Türkleri olarak bizim çözülmesi gereken çok hayati sorunlarımız var ama yıllardır biz T.C ve Rumlar arasında bir sandviç gibi ezilmiş, kendi kaderimiz ve geleceğimiz konusunda hiçbir zaman söz sahibi olamamışız.

·        İşte, K.T olarak bizim çaresizliğimiz burada. Ama biz bu çaresizliği artık çare’ye dönüştürebilme yolunda (Toplumumuzda varolan dengeler altüst olmuş yıllardır iktidarı ellerinde tutanlar Kıbrıs sorununu çözmeye yanaşmamıştır. Çünkü bir çözüm onların bunca yıldır üzerine oturdukları çıkarlarını tehlikeye atar.

·        Bu konuda Güneydeki sağcı, tutucu ve şövenistler de bir çözüme asla yardımcı olmamışlardır / olmuyorlar da…

AB’ye yamalanmak değil, evrensellik ve mozayiğin bir parçası kılmak ve öyle katılmaktır aslolan.

·        Bir şeyin altını da çizmek istiyorum: Sadece AB’ye açılmak, oraya dahil olmak anlamında söylemiyorum bunu. Dünyaya açılmak, dünyanın bir parçası olmak…

·        Yıllardır biz Türkiye ve Kıbrıs Rumları arasında bir sandviç gibi ezilmekteyiz dedim. Bu ezilmişlikten de kurtulmak “anne-evlat”, “büyük birader-küçük kardeş” statüsü değil karşılıklı (saygı, güven ve eşitliğe dayalı bir ilişki olmalı.)

·        Toplumun yıllardır yaşadığı çatışma kültürünü, “Barış Kültürü”ne dönüştürmek…

 

YAPILMASI GEREKENLER

·        Önümüze ciddi hedefler koyarak…

·        Bu yolda sanırım ütopyalara da ihtiyacımız olacak:

*Her anlamda ödünsüz özgürlük…

*Toplumsal barışın kurulması…

*Şarkısız, şiirsiz, ütopyasız olmaz.

*Globalizm en büyük engel olarak duruyor.

***

Kapalı sistemler, kapıları, pencereleri sonuna kadar açık odalar gibi -dünyayı saran ve sarsan olgulara karşı duramıyor teker teker açılıyor… Önemli olan, dünyalı olmak adına bu tek kültüre entegre olmak yerine kendi özünü, öznel kültürünü o dünyaya tanıtmak ve saygı duyurmak…

 


 

YARATICILIK… SEVGİ ve OYUN…

Giderek sıradanlaşan gündelik hayatımızda her anlamdaki ‘sefaleti’ hangi yanılsama gizleyebilir? Topluluk halinde yaşadığımızı sanırken, yalnızlığımızı ve tecrit oluşumuzu keşfettiğimizde ölü birer nesneden farkımız kalmadığını da görmüyor muyuz? Birbirimize dokunuyoruz sadece; kimse kimseyle gerçek bir karşılaşmayı beceremiyor, yüzyüze gelmiyor.

Aşık olarak, birlikte olduğumuzu sanıyoruz; oysa, çoğu zaman, sıradanlığın içinde iflas edip gidiyor aşkımız. Nesneleştikçe toplumsallaşıyoruz. Sürekli bir aşağılanma ve saldırganlık birikimini yaşıyoruz…

Hangi toplumsal düzende yaşarsak yaşayalım, gittikçe daha da sıkıntılı olan bir yürüyüş yapıyoruz sanki…

Uzun süredir, farkında olmasak da bize neredeyse dayatılan, “Hayatta kalmak için çalış… Tüketmek için hayatta kal” kuralını uyguluyoruz! Bu cehennemi döngüde ise ‘yaratma tutkusuna, hazza’ yer yoktur. Her üretkenlik çağrısı köleliğe bir çağrıdır…

Niceliksel olan, iktisadi olan, kamusal ve özel yaşamı tahakkümü altına almıştır.

Maddi-manevi her şeyi tüketme yeteneğimiz, hiyerarşinin basamaklarını çıkış alan kamusal ve özel yaşamı tahakkümü altına almıştır. Maddi – manevi her şeyi tüketme yeteneğimiz, hiyerarşinin basamaklarını çıkış hızımızı gösterir.

Bizlere, yani toplumsal durumun kullanılır hale getirdiği ‘yurttaşlara’ toplumsal roller öğretilir.

Tam olarak benimsenen her rol, ‘gösteri hiyerarşisinde’ yükselmeyi sağlar…

Yaşam hazzındaki niteliğini yerini, ‘hıza dayalı’ nicelik almıştır…

Rasyonel aklın zaferiyle birlikte, “öbür dünyada kurtuluş” inancı yanına “daha mutlu yarınlar” umudu da eklenmiştir.

Kutsal dava, bilim, ilerleme adına acılar, şehitler ve kayıp kuşaklar… Her iki durumda da es geçilen şey: “İÇİNDE BULUNDUĞUMUZ ANDIR…” Şimdiki zamandır… Gündelik hayatımızdır…

Hayat, yaratıcılık (kendini gerçekleştirme, sevgi (iletişim) ve oyundur. (Katılım)… Bu, üç projenin birbirinden ayrıldığı yerde: İKTİDAR YEŞERİR, BASKISI ARTAR…

Gündelik hayata açıkça değinmeden, bir insan + toplumda… zorunlulukların reddindeki ‘olumluluğu’ anlamadan, başka hiçbir şey geçerli sayılamaz… Sayılmamalı…

Bir insanın yirmi dört saatinde tüm felsefeden daha fazla gerçek vardır!.. İnsan günün her saatinde yaratıcılığını yaşayabilir.

Kendiliğindenlik, yaratıcılığın var oluş tarzıdır. Dünyayı değiştirme isteminin şiirin önkoşuludur.

Tek otorite, insanın kendi dolaysız deneyiminin bilincidir.

Gündelik hayatta herkesin binlerce kez sergilediği yaratıcılık yanında… sanat eserleri nedir ki!

Bilinçli – devrimci bir perspektif ışığında hayatı zenginleştirmek: Vermenin zevkini yeniden keşfetmek, her tür – kişisel ve toplumsal – müdahaleye karşı: Öznellikten ve benlikten yola çıkarak, her şeyi yeniden ‘inşa etmek’Kölesiz efendi olmak… Sevginin verdiği – yarattığı o mucizeyi, toplumsal hayatta yeniden yaratmak anlamına gelir…

***

Geçek katılıma dayalı yeni bir toplum, liderleri, hiyerarşiyi ve kendini kurban etmenin reddine… Gerçek bir, ‘kendini gerçekleştirme özgürlüğüne ve saydam toplumsal ilişkilere’ dayanır… Dayanacaktır… Dayanmalıdır…

Bize bir can suyu gibi gereken de budur…

Her gün daha da artan onca can sıkıntısı ve halkımızdaki umutsuzluktan başka kaybedecek bir şeyimiz yok…

Ama, kazanacağımız insanımıza umudu kazandıracak huzur dolu bir dünya var…  

 

 

 

 

 

 

 

 

Bu haber toplam 1007 defa okunmuştur
Önceki ve Sonraki Haberler