1. HABERLER

  2. ARŞİV

  3. Avrupalı Sosyalistlerin global krizle imtihanı...
Avrupalı Sosyalistlerin global krizle imtihanı...

Avrupalı Sosyalistlerin global krizle imtihanı...

Global ekonomik krizin hala üstesinden gelinemedi. İngiltere’de, Yunanistan’da, İspanya’da, Portekiz’de ve başka ülkelerde global ekonomik krizin derinleşmesiyle beraber sosyalist partiler birer birer iktidarı kaybetti. Seçimlerde

A+A-

 

 

Global ekonomik krizin hala üstesinden gelinemedi. İngiltere’de, Yunanistan’da, İspanya’da, Portekiz’de ve başka ülkelerde global ekonomik krizin derinleşmesiyle beraber sosyalist partiler birer birer iktidarı kaybetti. Seçimlerde ağır yenilgiler aldılar.

En ağır yenilgiyi de geçen Pazar günü Yunan sosyalistleri aldı. 2009 seçimlerinde % 43 oy oranıyla tek başına iktidar olan Yunan sosyalist partisi PASOK, sadece 3 yıl sonra % 13.2 oy alabildi. 

Fransa’da ise son 17 yıldır muhalefette olan sosyalistler iktidar oldu. Fransız sosyalist partisinin başkan adayı François Hollande % 52’ye yakın oy alarak başkanlığı Sarkozy’den aldı. Hollande görevi 15 Mayıs’ta devralacak.

François Hollande’ın ilk görevi elbette Haziran başında yapılacak genel seçimlerde partisinin birinci parti olarak parlamentoda çoğunluğu sağlaması. Bu başarılamazsa da çoğunluğa yakın bir oy almasıdır.

Hatırlarsanız bundan önceki sosyalist başkan Miterrand 14 yıllık görev süresinde 2 kez sağ hükümetlerle ve sağ ağırlıklı bir parlamento ile çalışmak zorunda kalmıştı.

Hollande’ın genel seçim sonrası ilk işi de hem Fransa’yı, hem de tüm Avrupa’yı saran ekonomik krize çare üretmek olacak. Hem de Sarkozy-Merkel ikilisinin dayattığı yoldan değil, sosyal politikaları da içeren sosyalist anlayışla oluşturacağı farklı yoldan.

Sanırım sosyalistlerin, hem de yalnızca Fransız sosyalistlerin değil, başta Avrupalı sosyalistler olmak üzere Sosyalist Enternasyonal’in ve tüm üye partilerin önünde duran asıl görev budur.

Bugüne kadar sosyalist iktidarlar maalesef bunu başaramadı. Hele Yunan sosyalistler tam bir hayal kırıklığı oldu. Muhafazakar Merkel-Sarkozy ikilisinin dayattığı katı kapitalist ekonomik politikaları uygulayarak düze çıkacağını sandı.

Halbuki global ekonomik kriz, kapitalizmin krizidir. İleride ne olur bilemem ama, kapitalizm bugün için bu krizi aşamaz.

O nedenle ne kadar acı reçete uygularsa uygulasın, bunun sıkıntılarını yalnızca emekçiler çeker.

Kendilerinin yaratmadığı krizin faturasının da yalnızca kendilerine çıkarılmasına elbette emekçiler direnecektir.

Bu nedenle sosyalist partiler krizi aşmanın yollarını ararken bu konuya azami özen göstermelidir.

Aksi durumda muhafazakar partilerden farkları kalmaz. Sanırım sosyalistlerin kaybettiği ülkelerde asıl sorgulanan budur.

Sosyalist partilerin ayırdedici temel özelliği “emekten yana olmaları, sosyal politikalara önem vermeleri ve barış politikaları”dır.

François Hollande’ın seçim boyunca öne çıkardığı tam da bu anlayıştır. Hollande, Sarkozy-Merkel ikilisinin tüm AB üyesi ülkelere dayattığı katı, emek ve emekçi düşmanı politikalar yerine sosyal politikaları da kapsayan yeni kalkınma politikaları gündeme getireceğini söyledi. Bunun için AB’nin ekonomik kriterlerini kapsayan Maastrich anlaşmasını yeniden tartışmaya açacağını gündeme getirdi.

Tek başına başarabilecek mi?

Emin değilim. Hatta çok zorlanacağını düşünüyorum.

O nedenle Almanya’daki iktidar değişikliğini sağlayacak seçimlerin önemi bir o kadar daha artmaktadır.

Merkel gidicidir. Gerçi daha seçime çok var. Ama şimdiden hemen hemen bütün eyalet seçimlerini kaybeden CDU-CSU koalisyonunun Eylül 2014’te yapılacak federal parlamento seçimlerini de kaybedeceği görülüyor.

Muhtemel hükümet de SPD-Yeşiller koalisyonu olacak.

Sosyalistlerin asıl görevi de o zaman başlayacak. Sarkozy-Merkel yerine, FSP-SPD liderleri yeni politikalarla krizi onlardan farklı olarak, faturayı emekçilere kesmeden aşabilecekler mi?

Bence Avrupalı sosyalistlerin önündeki en önemli görev budur.

Son SPD kongresinde SPD’nin tarihi kişiliği olan liderlerinden 93 yaşındaki Helmut Schmidt tarihi bir konuşma yaptı.

Schmidt konuşmasında krizin Avrupa Birliği’nin birliği bozulmadan aşılması için Alman sosyalistlere düşen görevlere işaret etti.

Schmidt konuşmasında “AB'nin bugünkü yönetim krizinin aşılması için patentli bir reçete yoktur. Kimi zaman aynı anda ve kimi zaman da arka arkaya birkaç adım atılması gerekmektedir. Sadece değerlendirme gücüne ve girişim ruhuna değil, aynı zamanda sabra da ihtiyaç var!” dedi.

Konuşmasında “Gerçekten de ABD ve Avrupa'da binlerce yatırımcı bir de birkaç reyting kuruluşu, Avrupa'daki siyasi sorumlu hükümetleri rehin almıştır” diyen Schmidt devamla “tüm dünyadaki hükümetler 2008/2009 yılında garantilerle ve vergi ödeyenlerin parasıyla bankaları kurtardılar. Ama 2010 yılından beri bu çok entelektüel ordu, psikoz -ataklı mali yöneticiler tekrar kar ve teşvik primi ile ilgili eski oyununu oynamaya başladı bile. Tüm oyuncu olmayanların aleyhine bir kumardır bu” dedi.

Eğer kimse harekete geçmezse Euro bölgesinin geleceği için bazı kısıtlamalara gidilmelidir diyen Schmidt AVRO bölgesinin doğrudan geleceği için bugüne kadar duyurulmuş ve düşünülmüş tüm adımların atılması gerekli. Buna kurtarma fonları, borçlanma üst sınırları ve bunun kontrolleri, ortak bir ekonomik ve mali politika, bir dizi ulusal vergi politikası, harcamalar politikası, sosyal politika ve iş piyasası politikası ile ilgili reformlar da dahildir. Ama ortak bir borçlanma da mutlaka kaçınılmaz hale gelecektir. Biz Almanlar bundan ulusça ve egoistçe kaçınamayız” dedi.

Helmut Schmidt’in bir anlamda veda gibi olan bu tarihi konuşması tüm salonda çıt çıkmadan dinlendi ve dakikalarca ayakta alkışlandı.

Bugün iktidara gelen Fransız sosyalistler, 2 yıl sonra iktidara gelecek olan Alman sosyalistler ve tüm Avrupalı sosyalistler için global krizle sınav şimdi tam anlamıyla başladı. Shmidt’in konuşması bu açıdan derslerle doludur. Tüm sosyalistlerin bu konuşmayı yeniden okuyarak değerlendirmesi gerekir.

 

 

 

 

 

       

Bu haber toplam 775 defa okunmuştur
Önceki ve Sonraki Haberler