1. HABERLER

  2. ARŞİV

  3. Aşşa yollarında (2)
Aşşa yollarında (2)

Aşşa yollarında (2)

Bir yaz gelmiş ve Aşşa’yı yakıp kavurmuştu... Skarparis, “O yaz”(*) başlıklı şiirinde, geride bıraktıklarını yazmıştı: O acı yazın yüreğinde yıkıntılar arasında yaralanmış dolaşıp duran sevecen gençliğimizi bıraktık Hiçbir zam

A+A-

 

 

Bir yaz gelmiş ve Aşşa’yı yakıp kavurmuştu... Skarparis, “O yaz”(*) başlıklı şiirinde, geride bıraktıklarını yazmıştı:

 

O acı yazın yüreğinde

yıkıntılar arasında yaralanmış dolaşıp duran

sevecen gençliğimizi bıraktık

 

Hiçbir zaman eşiğinden gireceğimiz kapıları açmayacak

bir çiviye asılı sallanıp duran

bir demet paslı anahtar arasında

sevdiğimiz evlerimizi,

düşlerimizi bıraktık...

 

Çankulelerimizde gizlenen

bir zamanlar yaseminlerle dolu

oyun oynayan çocukların neşeli sesleriyle örülü

ıssız sokaklarımızda

korkunç bir sessizlik bıraktık...

 

Yüzyılların yası gibi

dudaklarımızda sonsuza dek mühürlenmiş

hala anılarımızla canlı

son cenaze yürüyüşümüzü bıraktık geride

 

O korkunç yazın yüreğinde

Hayatlarımızın kırık direklerini bıraktık...

 

(“O yaz” - “Ruhumun Gölgesi” başlıklı şiir kitabından - Türkçesi: S. Uludağ)

 

Ama “O yaz”dan öncesi de vardı... Bir zamanlar Aşşa’da çok kalabalık olmasalar da, Kıbrıslıtürkler de yaşardı... Kondea’dan (Türkmenköy) köye “güveyi” gitmiş olan bir Kıbrıslırum, bir gece ateşe vermişti bazı Kıbrıslıtürkler’in evlerinin dışındaki balluraları... Köyde fasariya çıkarmak, Kıbrıslıtürkler’i köyden kaçırmaktı amaç: Aşşa’nın 23 yıllık muhtarı Yorgos Yuannu, “O adam İngilizler’e çalışırdı” diye hatırlıyor... “Maksat köyde kargaşa çıkarmaktı...”

Nitekim Kıbrıslıtürkler, apar topar köyden ayrılmışlar, kimisi Vadili’ye, kimisi Mağusa’ya, kimisi Lefkoşa’ya gitmiş, kendi topraklarında göçmen durumuna düşmüşlerdi... 58’li yıllar olmalı herhalde diye düşünüyorum... Peki ama Aşşalılar bu olaya engel olamamış mıydı?

“Olamadıydılar” diyor Muhtar Yorgos...

Çocukluğu Kıbrıslıtürkler’le birlikte geçen, aynı mahallede birlikte oynayan, 50 küsur yıl önce Kıbrıslıtürk çocuklardan Türkçe sözcükler öğrenen Muhtar Yorgos, rahmetli Hüseyin Çağlayan’ın babası Arif Efendi’yi hatırlıyor... Beni, Türkçesi Rumcası’ndan daha iyi olduğunu söylediği Aşşalı bir Kıbrıslırum’la röportaja götürmeye söz veriyor...

Aşşa ya da şimdiki adıyla “Paşaköy”, en büyük askeri kamplardan birinin bulunduğu bir köye dönüşmüş... Köyün neredeyse yarısı askeri alanlardan oluşuyor – zaten muhtarın evi de askeri bölgede kalmış... Köye girerken askeri kampı çevreleyen yüksek duvarların ucundan evi görünür mü acaba diye bakıyor ama bir şey göremiyor...

1974’te Aşşa’nın nüfusu 4 bin imiş. Yani bir köyden çok, bir kasabaymış Aşşa... Gazeteci arkadaşımız Hasan Kahvecioğlu, bu köyü feslikan kokusundan tanıyor... Otobüsle Sinde’den Lefkoşa’ya giderken hep bir benzincide dururlarmış Aşşa’da ve benzincideki yaşlı kadın, o zamanlar nişanlı olan Kahvecioğlu ve nişanlısı Söğüda Hanım’a, bir dal feslikan uzatırmış, otobüsün içini mis gibi feslikan kokusu kaplarmış...

Şimdi Aşşa’nın nüfusu 2 bine inmiş...

İlk durağımız Ayios Yannis Prodromos Kilisesi... Bu kilise, 1990’lı yıllarda camiye dönüştürülmüş... Şimdi cami olarak kullanılıyor. Aslında Kıbrıslıtürkler’e ait Aşşa’daki orijinal cami, çoktan yıkıma terkedilmiş, kimse bu orijinal, tarihi yapıya ilgi göstermemiş... Onu tamir etmek ve tarihimizin bir parçasını kurtarmak yerine, kiliseye bir minare ekleyip “yeni” bir “cami” yapmayı tercih etmişler. Camideki şadırvanı ve minareyi, bir deniz kazasında vefat eden asker Hüseyin Ergün’ün babası, Ertuğrul Ergün yaptırmış. Caminin diğer iç ve dış masrafları için 28. Tümen Komutanlığı, Paşaköy Belediyesi, TC Yardım Heyeti gibi kurumlar ve Paşaköylüler de katkıda bulunmuşlar... Caminin dış duvarında tüm katkıda bulunanlara teşekkür yazısı bulunuyor...

Kırlangıçlar, bu eski kiliseye yuva yapmışlar, Latin kemerlerinin altına girip çıkıyorlar... Kilisenin mimarisi Latin – zaten köyün adının da (“Aşşa”) Yunanca “Askia” sözcüğünün giderek İtalyanca vurgularla değişmesiyle “Aşşa”ya dönüştüğü anlatılıyor. “Askia”, “gölgesiz” anlamına geliyormuş – Mesarya’nın o dümdüz uzanan gölgesiz, kurak, sıcak, kavrulan yazlarını getiriyor insanın aklına... Kıbrıs’taki Lüzinyan ve Venedik dönemlerinin izleri işte bu eski, zarif kemerlerde hala duruyor...

Kilisenin ya da şimdiki şekliyle caminin avlusundaki şadırvanın yanındaki kuyuya bazı Kıbrıslırumlar’ın gömüldüğü yönünde bazı görgü tanıklıkları bulunuyor... Bu yüzden buraya geldik. Şadırvanın yanındaki kuyunun yerini Muhtar Yorgos gösteriyor... Caminin avlusundaki bu kuyuya kaç kişinin gömülmüş olabileceği hakkında bilgi yok...

1974’te komutanlık yapmış ve şu anda hayatta olmayan bir Kıbrıslıtürk’ün ifadesine göre, bu kuyuya bazı Kıbrıslırumlar diri diri atılmış, sonra da üstlerine ateş açılıp öldürülmeye çalışılmış... Her ne yaşanmışsa, bu toprakların her yanı lekelenmiş – lekesiz bir güzellik bırakmamış insanlar Kıbrıs’ta... İster kilise, ister cami deyin, insanlar için “kutsal” sayılan böylesi yerlerin avlusunda böylesi cinayetlerin işlenmiş olması, Kıbrıs’ı lekelemiş...

Burada ikinci bir olası gömü yeri daha bulunuyor: 1974’te kilisenin ya da caminin tam karşısındaki bir evde yaşayan bir Kıbrıslırum kadın, kilisenin avlusuna bazı Türk askerlerinin (veya Kıbrıslıtürk mücahitlerin) bazı “kayıp”ları gömdüğünü görmüş... Caminin avlusundan koordinat alıyoruz, fotoğraf çekiyoruz ve başka bir olası gömü yerine doğru yol alıyoruz...

 

 

 

 

 

 

Bu haber toplam 920 defa okunmuştur
Önceki ve Sonraki Haberler