1. YAZARLAR

  2. Kutlay Erk

  3. Aslında Sorun Emirnameler Değil Ki…
Kutlay Erk

Kutlay Erk

Yazarın Tüm Yazıları >

Aslında Sorun Emirnameler Değil Ki…

A+A-

İçişleri Bakanlığı’nın paydaşlarla tartışmaya açtığı Mağusa-İskele-Yeni Boğaziçi Emirname Taslağı konusunda tartışmalar hız kesmeden sürüyor; karşı çıkanlara karşı çıkanlar çevre desteği vermeye çalışıyor…

Konu, sorunun esas odağının dışında tartışılıyor. Beldelerin planlı imarı, geleceğe yönelik olarak, çevre ve sosyal yaşamın düzenlenmesi için önemlidir; ekonominin planlanması ve yönlendirilmesi için de kaçınılmazdır. İmar planları, ekonominin sadece inşaat sektörü ile ilgili değildir; tüm sektörlerin de planlanmasının zeminidir ayrıca… Dolayısıyla, bütünlüklü bir şekilde ve ülke ekonomisinin gelişim ve açılım vizyonuna koşut olarak da hazırlanmalıdır. Emirnameler ise, imar planı öncesinde, bölgenin yapılaşma gelişimini zapt-ı rapt altına alınması için kaçınılmazdır. Konunun teorisi böyle… Buna karşı çıkmak da aslında topyekün planlı kalkınmaya karşı çıkmaktır.

Ama gazın ayağı farklı çünkü perdeli… Yaşanmış deneyimler, çekilen sıkıntılar, elde edilen sonuçlar var ki, emirname ve planlama gündeme gelince doğrudan muhatapların, yani taşınmaz mal sahipleri, belediyeler, ekonominin aktörleri ile yap-satcı müteahhitlerin, tabir caizse, tüyleri diken-diken oluyor…

Ülkenin bütününün ekonomik kalkınma modeli için vizyon ve o vizyona uygun ekonomik faaliyet haritalandırması yapıldı mı? “Şu bölge yıllarca ihmal edildi, orasını kalkınmaya öncelikli yapalım” demek bölgesel bir doğru olabilir ancak genel ekonomi planlaması içindeki katkısının ne olduğu önceden belirlenmemişse, o bölgeye verilen teşviklerin genel ekonomiye geri dönüşü ekonominin fırsat maliyeti kavramı ile çelişebilir. Bölgelerin ekonomi faaliyetleri içinde birbirleriyle etkileşimi ve katkısı haritalandırılmamışsa, imar için şekillenen vizyon, bugün tartışıldığı gibi, sadece yapılaşma üzerinde kısır bir tartışmaya girer.     

İmar planlarını Şehir Planlama Dairesi yapıyor; kimsenin diplomalı mesleğini sorgulamak doğru değil ama deneyimini ve birikimini sorgulamak, ülkenin geleceğine dair bir çalışmada haktır… Yurtdışından profesörler getirip fikir almak da yerinde bir tavırdır ama Lefkoşa İmar Planı, yurtdışından gelen profesörün bilgi ve birikimini Lefkoşa ölçeğine indirgeyemediği ve Kuzey Kıbrıs insanının taşınmaz mal konusundaki huyunu – suyunu bilmediği gerçeğinin örneğidir. Ankara başşehir olduktan sonra imar planını bir Alman mühendis hazırladı ama ana caddelerin genişliği ve her elli metrede bir yan yol bağlantısı Mustafa Kemal’in vizyoner değişikliği idi… Ne – nasıl yapılacaksa, Kuzey Kıbrıs’ın insan kaynaklarına dayalı yapılmalıdır; üniversitelerden ve ekonominin aktörlerinin kuruluşlarından da yararlanılmalıdır ama en önemlisi belediyelerin katkı ve katılımcılığına açık olunmalıdır.

Mevcut yasalara göre belediyeler, Şehir Planlama Dairesi’nin, kendi yaptığı imar planları uyarınca onay verdiği ve akabinde vizelenmiş projelerin uygulamasına izin veren ve uygulamanın projeye uygun yapılmasını denetleyen bir işleve sahip. Ama beldenin tümden yönetimi belediyeye ait… Çağdaş belediyecilik de su dağıtıp çöp toplamak, belde içi yol ve kaldırımları yapmak ötesindedir. Belde halkının günlük yaşamını kolaylaştırmak ve güzelleştirmek kadar, beldenin ekonomik faaliyetlerinin gelişimi ve sürdürülebilirliği de belediyelerin ödevleri arasındadır. Ve beldeyi doğrudan yöneten, belde halkı ile en içli-dışlı olan ve beldedeki ekonomik faaliyetlerin kolaylaştırıcısı bir kamu organı olan belediyelerin beldelerin planlamasında etkisiz unsur haline getirmek doğru bir sonuç değildir.

“Ama belediyelerin katkısına açığız” diyenler olacak, sorun ‘Katkıya açık olmak’ta değil, katkıyı kabullenmektedir. Yaşanmışlıklar ‘Katkı kabulünün noksanlığı’ ile zengindir; muhatapları ‘Planlama ve Emirname’ deyince de zıvanadan çıkaran bu deneyimlerdir. Şehir Planlama Dairesi bunu itiraf etmedikçe, hükümet üyeleri de bunu fark etmedikçe Mağusa-İskele-Yeni Boğaziçi Emirname Taslağı konusunda tarafların çatışmalı iletişimi ve acımasız suçlamaları sürecektir.

Şehir Planlama Dairesi, ülkenin ekonomik kalkınma vizyonunu odağına alan imar yapılaşmasının haritalandırılmasını yapsın, yapılaşmanın uygulamadaki esaslarının belirlesin, norm ve ölçü belirleyici olsun; konunun teknik taraflarını hazırlasın. Ama uygulamayı geliştirmek ve şekillendirmek yerel yönetimlere bırakılsın. Demokratik seçimlerle göreve gelen belediye başkanları, belde için ortaya koydukları vizyon nedeniyle seçilir ve bu vizyonu uygulamaktan da sorumludur, halkın demokratik denetimine tabidir. Beldelerin gelişmeye açık ve süreli kapalı bölgelerini onlar belirlesin, kapalı kalacak süreyi onlar belirlesin; beldenin imar profilini ve silüetini onlar belirlesin, ekonomi ile ilgili yatırmaların çevre dostu olacak şekilde gelişimine onlar yön versin…

İmar Planları zamana uygun olarak güncelleştirilmesi için Birleşik Kurul çalışmaları belediyelerin ödevi olsun. Muhataplar ile tartışmaları onlar yapsın, beldenin gelişimi için ortaya koyduğu vizyona belde halkından destek alıp seçildikten sonra, halkı arkasına aldıktan sonra müteahhitler veya ekonominin diğer aktörlerinin baskıları etkili olmaz… Yani yerel yönetimler için ‘Yerinden yönetim’ deniliyor ya, böyle bir şey işte… Belde halkının demokratik denetimine bağlı olan yerel yöneticilerin, beldenin ekonomik ve imar gelişiminde aktör olması; şimdiki gibi belde halkına karşı hiçbir demokratik sorumluluğu olmayan Şehir Planlama Dairesi’nin yanında figüran kalmaması…

İmar ile ilgili ne kadar teknik mesleki disiplin varsa, ekonomi ile ilgili ne kadar teknik mesleki disiplin varsa, toplumsal yaşamın sosyal konuları ile ilgili ne kadar teknik mesleki disiplin varsa, tümü bilgilerini hizmete versin. Tamamını bir potada eritip, tamamından tek sonuç çıkaracak organ demokratik siyasi yönetimlerdir, yani halkın demokratik denetimine tabi olan hükümetler ve yerel yönetimlerdir.    

Taşlar yenide oturmazsa, yapı ve yapılaşma hep sorunlu olacak…

Bu yazı toplam 568 defa okunmuştur.
Önceki ve Sonraki Yazılar