1. HABERLER

  2. ARŞİV

  3. Aşk örgütlenmektir!
Aşk örgütlenmektir!

Aşk örgütlenmektir!

Neslihan Özgür: Milliyetçilik, ulus-devlet modeliyle heteroseksüelliği bir norm olarak dayatmaktadır. Bizler henüz dünyaya gelmeden, içinde yaşayacağımız toplum, egemen iktidar ilişkileri ile hayatımızın her alanını sarmaya hazırdır

A+A-

 

Neslihan Özgür (Kuir Kıbrıs Aktivisti)

info@queercy.org

 

 

Milliyetçilik, ulus-devlet modeliyle heteroseksüelliği bir norm olarak dayatmaktadır. Bizler henüz dünyaya gelmeden, içinde yaşayacağımız toplum, egemen iktidar ilişkileri ile hayatımızın her alanını sarmaya hazırdır. Bu, erkek egemen iktidarın, bireylerin cinselliklerini ve dolayısı ile bedenlerini hayatın her alanında heteronormatif kodlar ile kontrol etmeye çalışması, cinselliğin nasıl yaşanması gerektiğine dair standartlar üretmesi anlamına gelmektedir.

Erkek egemen sistemin dayattığı heteronormatif  yapı  erkekleri insan ırkına, kadınları ise sadece bir cinse indirgeyerek cins farklılığı oluşturmak süretiyle  hiyerarşik ilişki yaratmaktadır. Yaratılan hiyerarşik güç dengesi ile ‘erkeğe’ ve ‘kadına’ dair biçilen rollerden ‘sapmak’ neredeyse imkansızlaşmaktadır. Zira, bu kalıplara alternatif davranışlarda bulunulması, yani alternatif cinsiyet ifadesi bireylerin değersiz ve aşağı olarak görülmesine neden olmaktadır. Hele ki bireyler, cinsiyet geçiş operasyonları ile toplumsal cinsiyet rolleri haricinde, egemen beden politikalarını da reddediyorsa, işte o zaman birey toplum nazarında nefret ve korku uyandıran tehlike olarak görülmektedir.

Homofobi, bifobi ve transfobi; lezbiyen, gey, biseksüel, transcinsel ve kuir bireylere dair toplum tarafından duyulan korkuyu ve nefreti anlatmak için kullanılmaktadır. Çoğu zaman yetersiz bilgi kaynaklı olan bu anlamsız endişe ve korkular, heteronormatif düşünce sistemi içinde aile, eğitim vb kurumsal alanda da beslenen tek tipleştirici görüşlerle LGBTQ bireylerin hayatlarını sıkıntıya sokabilmektedir. LGBTQ bireyler olarak, heteronormatif sistemin dayattığı kalıplara uymadığımız için sorun olarak görülmekteyiz. Zira, tüm ısrarlı dayatmalara rağmen, sistemin dayattığı ‘mutlak doğru’ heteroseksüelliğin tek ‘doğal’ cinsellik olduğu anlayışını duygusal ve cinsel ilişkilerimizle yapısöküme uğratmaktayız. Sistem her ne kadar da ‘erkeklerden’ ‘erkek’ ve ‘kadınlardan’ da ‘kadın’ yaratarak tek tipleştirilmiş bir cinsiyet rejimi dayatmaya çalışsa da, bizler cinselliğimizle bu kalıpların ne kadar suni olduğunun ve bireyleri, derin uçurumlarla birbirinden ayırdığının en somut örneğini oluşturmaktayız. İşte tam da bu nedenledir ki, homofobi, bifobi ve transfobi dolayısı ile LGBTQ bireyler olarak bizlere karşı duyulan anlamsız hoşnutsuzluk, korku ve nefret bizleri dışlamaktadır. İçinde yaşadığımız toplumda, cinsel yönelimlerimiz, cinsiyet kimliklerimiz veya cinsiyet ifadelerimiz nedeniyle toplum dışına itilmekte, gizliliğe zorlanmakta veya çoğu zaman heteroseksüelliği ‘yaşamaya/kabullenmeye’ zorlanmaktayız. Bizi biz yapan kimliklerimizi yaşadığımız için farklılıklarımızı yok sayan sistem tarafından suçlu ilan ediliyor, engelleniyor, dışlanıyor ve adeta heteroseksüel tektipleştirilmiş cinsellik anlayışı içinde esirleştiriliyoruz.

Transcinsel bireyler olarak, egemen beden politikalarından bağımsız, hissettiğimiz gibi olmak istediğimiz için en açık ifadeyle toplum tarafından dışlanmaktayız. Erkek eşcinseller olarak, sırf kendi cinsimizden birini seviyoruz diye hayatlarımızı gizlemeye ve kendimizden utanç duymaya zorlanmaktayız. Lezbiyen aşkımız sorgulanmakta, çoğu zaman heteronormatif yapı içinde fantazi unsuru olmaktan öteye geçmemektedir. Çünkü sistem, bedenlerimizi kontrol ederken cinselliğimizi de nasıl yaşamamız gerektiğini dayatmaya çalışmakta. Oysa biz sadece, olduğumuz gibi olabilmeyi ve sevebilmeyi istemekteyiz.

Bugün, lezbiyen, gey, biseksüel, transcinsel ve kuir bireyler olarak Kuir Kıbrıs Derneği bünyesinde Stonewall İsyanı (1968) ile başlayan eşitlik ve özgürlük hareketini ileriye taşımak, ve Kıbrıs’ın kuzeyinde homofobi, bifobi ve transfobiye karşı mücadele vermek amacıyla örgütlenmekteyiz. Uluslararası Sağlık Örgütü’nün 17 Mayıs 1990 yılında eşcinselliği hastalık tanı listesinden çıkardığı güne atfen her yıl kutlamakta olduğumuz Uluslararası Homofobi, Bifobi ve Transfobi Karşıtlığı Günü’nde toplum olarak içinde bulunduğumuz insan hakları sorunlarını hep birlikte daha çağdaş bir anlayışla yeniden değerlendirmek istiyoruz.

 

 

 

 

 

 

Bu haber toplam 1132 defa okunmuştur
Önceki ve Sonraki Haberler