1. HABERLER

  2. ARŞİV

  3. Asıl Biz Usandık!
Asıl Biz Usandık!

Asıl Biz Usandık!

Siyasetin, uzun zamandır kısır bir yörünge içerisinde döndüğü ülkemizde, yaz sıcaklarına paralel belli dalgalanmalar görülmekte. UBP’den memnun olmayanların sayısı katlanarak artarken, anketlerdeki kararsızlar, kararsızlıklarında ısrar etmekteler. S

A+A-

 

 

Siyasetin, uzun zamandır kısır bir yörünge içerisinde döndüğü ülkemizde, yaz sıcaklarına paralel belli dalgalanmalar görülmekte. UBP’den memnun olmayanların sayısı katlanarak artarken, anketlerdeki kararsızlar, kararsızlıklarında ısrar etmekteler. Sandığa gitmeyecek olduğunu beyan eden grup ise kafalardaki “Gitmeyince ne olacak?” soruları ile meşgul. UBP’nin, daha sonra cumhurbaşkanı seçilen Derviş Eroğlu'nun başkanlığında kazandığı 2009 seçimleri, ülkenin içinde bulunduğu durumun başlangıcı olsa da, “Ama hepsini de gördük!” deyip, diğer partileri de günahlara ortak etmek de elbette bir seçenek. Geçenlerde bir makinistle sohbet ediyoruz: “Abi biz Ulusal’a verdik geçen seçim... CTP’yi sevmem pek... Askeri burdan göndermek istiyorlar falan... Hem Derviş Eroğlu ve Ahmet Kaşif bizim dükkana geldiler kaç kere... Mangal yaktık o kadar... Ama son zamanlarda piyasa çok kötü abi... Herkesin çekleri döner bankalardan... Şimdi düşündüğüm zaman, CTP hakikaten daha iyiydi be abi bunlardan...”

 

Ne zaman sinemaya gidecek olsam, gidilecek filme ilişkin veri toplarım. Genellikle filme ilişkin beklentilerim yüksek olduğu zaman, filmi beğenmem. “Bu film de vasatmış ama, başka film yok, bunu olsun gidip görelim.” diye gittiğim filmleri de beğenirim. Bir ürün, kişi ya da kurum için oluşan beklenti, değerlendirme çıtasının nerede olacağını belirler. Türkiye kamuoyu, bunu, milli sporcu Süreyya Ayhan örneğinde de yaşamıştır. Türk spor basını Ayhan’ın altın madalya alacağına o kadar şartlanmıştır ki, aldığı gümüş madalya tarihte bir ilk olsa bile, buna bir kıymet verilmemiştir.

 

CTP hükümet dönemi, Kıbrıslı Türk’lerin olabilecek en yüksek beklentilerle izledikleri, biraz dramatik, biraz da komik bir filmdi. Komik olmasının sebebi, CTP’liler de dahil neredeyse herkesin CTP iktidara geldikten sonra uzaydan yeni, medeni, adil, gelişmiş Kıbrıslı Türk’ler geleceğini ve bu ülkenin aniden bir Avrupa demokrasisi olacağını varsaymasıydı. Oysa UBP döneminde “koyu” UBP’li olan "Ahmet Bey", CTP’nin hükümete gelmesiyle yeşil mantinlere bürünmüş ve kendine göre her zaman haklı olan taleplerini, bu kez de “CTP’li” sıfatıyla siyasi iktidara iletmeye başlamıştı. Bu ülkede bugüne kadar olan seçim sonuçlarını inceleyip, yuvarlak rakamlarla ifade edecek olursak CTP ve UBP’nin %30 ‘a yakın taban oyları var. Bunlara küçük oynamalarla toplam %15‘lik DP ve TDP’nin oylarını da eklersek toplamda %75‘lik bir kesimin aşağı yukarı hangi partiye oy vereceğinin belli olduğunu söyleyebiliriz. Geriye kalıyor %25‘lik bir gezgin seçmen kitlesi. İşte bizim örneğimiz "Ahmet Bey", bu kitlenin içerisinde bir damla.  Bu kitle oyunu neye göre kullanıyor? Ya da neden istikrarlı bir siyasi görüşe sahip değil? Öncelikleri ne? Güç? Çıkar ilişkisi? Dönemsel olarak esen rüzgarlar? Yoksa hepsi mi?

 

CTP döneminde, UBP iktidarının bugün dahi yürürlükte bulunan partizan, ayrımcı (bkz. Kırsal kesim arsalarının dağıtımı ve diğer yüzlerce örnek) tutumundan dolayı mağdur olan kesimler CTP’den pozitif ayrımcılık beklerken, %25‘lik gezgin ve apolitik seçmen kitlesi de kapıda kendi taleplerini sunuyordu. Verilecek bir olumsuz yanıt karşısında ise cevap hazırdı: “E nasıl?! Biz seçim zamanı o kadar koşturduk peşinizden! Bu işimizi yapmayacaksınız?! CTP’nin da işi hikaye!”

 

Neticede; CTP, her kesimin yüksek beklentilerini karşılayamama suçuyla, Kıbrıs sorunundaki tıkanıklığa da paralel olarak, organize Ergenekon kampanyaları ve “mağdur”, “işi yapılmayan” vatandaşların alkışları arasında elden ayaktan hükümetten indirildi. CTP’nin kendi hükümet tecrübesizliği, plansızlığı ve siyasi zaafiyetleri de bu süreci bir o kadar daha hızlandırdı elbette. Ve sonra? Büyük kurtarıcı sıfatıyla, televizyonlarda pek konuşmayı sevmeyen, ekonomi formüllerini cebinde taşıyan, serbest bölge uzmanı Derviş Eroğlu, cumhurbaşkanı olmak için her şeyi yapabilecek şekilde, kahraman olarak hükümete getirildi. "Fark vardı, çünkü arkasında halk vardı".

 

Mobilize olan %25‘lik seçmen, her birine ismiyle hitap edecek kadar isim hafızası olan, her biriyle tavla oynayıp, mangal yakabilecek kadar vakti olan Derviş Eroğlu’na ve UBP’ye gönül rahatlığıyla güvenebilirdi. Güvendi de. Akabinde ne oldu? Derviş Eroğlu selametle cumhurbaşkanlığına uğurlandı, böylece, Kıbrıs sorunundaki en ufak çözüm ihtimali de ortadan kaldırıldı ve kurultaya kadar kendisine izin verilirse başkanlığa aday olmayacağına dair senetler imzalayan İrsen Küçük, başbakan oldu. Sonrası malum: Kıbrıs tarihinin en beceriksiz ve iradesiz yönetimi ile baş başayız.

 

Bu süreçte birkaç şey moda oldu. En başta siyasi partilerin, sanki insansız hava araçlarıymış gibi, nesneleştirilmesi ve dövülmesi. Bir siyasi partiye mensup olmak, neredeyse cüzzamlı olmakla eşdeğer tutulmaya başlandı. Sebep? Çünkü siyasi partiler bu çirkin düzeni yarattılar. Peki kimin talepleri doğrultusunda? O önemli değil. Bütün siyasi partiler, kendi tabanları dışındaki %25‘lik oyu kapma telaşındalar. Yani; partilerin genel hareketlerini aslında bu %25‘lik merkez oylar belirliyor. Örneğin; CTP keskin sosyalist bir çıkış yapıp, "10 yıl üst üste zarar beyan eden şirketleri kamulaştıracağım!" dese, bu merkez oyların ruh halini de düşünmek durumunda kalıyor. Kırk yıllık UBP, sırf bu oyları memnun etsin diye “Ben de federasyon görüşeceğim!” dedi! Büyük yalan! Ama kimin için? Malum, %25‘lik merkez oyların hatırı için.

 

Yani anlayacağınız, bu ülke siyasetinde söylenen yalanların, sapılan ilkelerin başlıca sebebi, kendi siyasi ilkeleri olmayan, dönemsel duruma göre haraket eden bu kesimlerle flört etmek. Merkezdeki mobilize grup bugün ses veriyor ve diyor ki: “Ne sağ, ne sol! Biz bu partilerden usandık!”. Evet haklısınız bu memleketin çivisi çıktı... Ama asıl biz usandık! Bu memlekette merkez oylara yakın durulacak diye, hem nala hem mıha vurulmasından, herkes memnun olsun diye haklı ile haksızın ayırt edilmemesinden, yuvarlak ve içi boş laflarla siyaset yapılmasından gerçekten usandık. Apolitik görünüp, günü birlik çıkarlara göre sonuna kadar politik olunmasından da usandık, merkezden yapılan siyasetin ilkesizliğinden de usandık! Bu memlekette ne sağ ne sol olup da, hem sağdan hem soldan menfaat elde edenlerden asıl biz usandık! Birileri reçete yazacaksa eğer bu memleket için, “merkezden” ve “tarafsız”  olmasın artık...

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

Bu haber toplam 850 defa okunmuştur
Önceki ve Sonraki Haberler