1. HABERLER

  2. DERGİLER

  3. (Aşık) Öğretmenlere Genel Kültür Sorusu
(Aşık) Öğretmenlere Genel Kültür Sorusu

(Aşık) Öğretmenlere Genel Kültür Sorusu

(Aşık) Öğretmenlere Genel Kültür Sorusu

A+A-


Rıdvan Arifoğlu
rarifoglu@yahoo.com

Soyut sözcükler kategorisinde olsa da "aşk"ın bir renk çağrıştırmadığını iddia etmek güçtür. Bu renk benim için mavidir de bir başkası için sarıdır, beyazdır, bakışsız bir kedi karadır. Ancak genel kabulün ne olduğunu sorsak sanırım hep "kırmızı" diyeceğiz. Nitekim "aşk" yazıp internette fotoğraf aramaya başladığımızda karşımıza kırmızının pekçok tonu çıkıyor. Üstelik kırmızı daha güçlü görünsün diye genellikle siyah, beyaz veya krem gibi fonların üzerine oturtuluyor.
         

    Bu yazımız aşıklara değil öğretmenlere gitsin. Olur da öğretmen aşık bir

öğretmense (ki öyle olması tercih sebebidir) tadından yenmez. Öğretmenlere burada bir soru sormak isterim: İnternetten yararlanıyor musunuz? Ya da nasıl yararlanıyorsunuz (yararlanıyorsanız)?

Ben dil dersinden bahsedeyim, siz matematik, müzik, fizik, hatta "hayat bilgisi" diye okuyun. Neticede bu isimde ne idüğü belirsiz bir dersimiz de vardı.

"İnternet olduğu için yapılabilen şeyler", "internetten dolayı daha çabuk yapılabilen şeyler" ve "internetin olumsuz etkilediği şeyler" diye üç kategori belirlersek bunların geçişim alanlarını da saptayabiliriz. Diyelim internet yokken bu kadar çeşitli video veya fotoğraf göremezdik, ama bir sözlüğe yine bakabilirdik. Şimdi sözlüklere daha hızlı bakabiliyoruz. Eskiden pekçok insanın sözcüklere verdiği anlamları da içine alacak bir sözlüğe bakamıyorduk. Yani bir-iki kişinin değil birçok kişinin yazdığı sözlükler var artık. Bu konuda "seslisozluk.com" örnek verilebilir. Tabii orada da ayıklama ve ön bilgimizin ne olduğu sorunu ortaya çıkacaktır.

İnternet olmasa da programlar sayesinde zaten yapıyor olduğumuz, ama internetten dolayı paylaşımın ve çeşitliliğin arttığı başka bir konuyu örnek verelim: Sözcük taraması: Wordnavigator.com v.b. siteler.

             Sözcük taraması sayesinde mesela "a" ile başlayıp "t" ile biten beş harfli sözcükleri, ya da üçüncü harfi "h", sekizinci harfi "k" olan dokuz harfli sözcükleri bulabiliyoruz. Her türlü sözcüğe, deyime veya deyiş şekline bu şekilde bakabiliyoruz. Peki bu ne işimize yarayacak?

Burada Latin dilleri, İngilizce gibi dillerle Türkçe'nin farkına bakmak gerek. Türkçe sözcük temelli bir dil değil, o yüzden bu taramaları Türkçe'nin mantığına uygun yapmak gerek. Gerçi zaten Türkçe için böyle siteler hemen hemen yok. Latin dilleri, İngilizce ve Rusça gibi bazı dillerde var.

İngilizce bir cümle yazsak ve tüm sözcüklerin ilk ve son harflerini değiştirmeden ortadaki harflerin yerlerini istediğimiz gibi değiştirsek yine de İngilizce bilen biri bu cümleyi zorlanmadan okur. Bu da İngilizce'nin sözcük temelli bir dil olduğunu gösterir. Türkçe için bunu yapamayız. Türkçe'nin de farklı özellikleri vardır ve bu özelliklere göre oyunlar türetilir, o ayrı mesele.

O yüzden dillerle ilgili yapılan oyunlar, dil sürtmeleri, dil sürçmeleri, müzikal yorumlar filan, hepsi bir öğretmenin konusu olmalı. Scrabble adlı oyunun aslında Türkçe'ye uymayan bir dil oyunu olduğunu söylemek gerek. Avrupa'da bu oyunlar daha revaçta ama bunda acaba oyunların niteliğinin hiç önemi yok mu? Mesela Belçika'da 200 scrabble kulübü varmış; oyunun açıklama bölümünde yazıyor. 

Sözel çalışmalar dışında internette ne yapılabilir? Dil felsefesiyle ilgili hangi konular saptanabilir? Uzmanlara bakarsak şu ders olsun, bu ders olsun diye diye bir ilk öğretimi bitirmek için  500 ders filan almak lazım. Mesela adam bağırsaklara kafayı takmış. Sonuç? İlkokullarda "bağırsakbilim dersi" olsunmuş. Ben de derim ki dil felsefesi, matematik felsefesi, müzik felsefesi dersi olmasın ama öğretmenlerin de böyle şeylerden haberi olsun, ne haber!? Olsun gözüm, olsun…

Şimdi burada bir sözcük dizisini ele alalım. Sözcük dizisi "boat, boot, beat, beet, bait, bolt…" gibi "b" ile başlayıp "t" ile biten dört harfli sözcükler olsun. Şimdi bazı oyunlar veya sözlüklerde belli bir sözcükle ilgili görüntüler de var ama daha geniş baktığımızda bu sözcükler arasında renk, doku, şekil v.b. yönlerden ortak noktalar olduğunu görebiliriz. Sözcüklerle ilgili hareketleri de düşündüğümüzde ilişkiler berrak bir şekilde ortaya çıkar. Mesela "tekmelemek", "sürgülemek", "şimşek (çakmak)". Mesela bazı sözcüklere özellikle tarihsel olarak bakarsak renklerdeki ortaklık daha belirgin hale gelir. Şimdi çok renkli "bot"lar ve sandallar olabilir ama geçmişe gittikçe neredeyse hepsinin kahverengi veya siyah olduğunu görebiliriz.

Şimdi de tek bir sözcüğü ele alalım. Bu da "fair" sözcüğü olsun. Sözlüğe baksak bu sözcüğün çok fazla anlamı varmış gibi görünür. Oysa en sonunda Wittgenstein'ın dediği gibi sözcüklerin anlamları değil kullanımları vardır. Bu kullanıma yaklaşmak için sıfatların göreceli olduğunu, birinin "büyük tabak" dediğine diğerinin "küçük tabak" diyebileceğini hatırlamak gerek. Demek sıfat bir yargı oluşturur, yargı da duyguyu getirir. Bizim güzel dediğimiz şeye diğeri çirkin derse içimizde bir şey kıpırdar. Bu sözcüğün sözlüklerdeki anlamlarına baktığımızda ilk saptayacağımız şey olumlu anlamların ortaya çıkmasıdır. "Olumluluk"tan daha açıklayıcı bir sözcük var mı diye bakıyorum: En nihayet duygu belirten sözcükleri taradığımda bütün anlamların "tatmin" duygusuna denk geldiğini görüyorum. "Fair salary" (tatminkar maaş) gibi bazı tamlamaların karşılığında da zaten Türkçe'de "tatmin" sözcüğü kullanılıyor. Bazıları "fair play"e "güzel oyun", bazıları "tatminkar oyun" diyor. Belki de sözcüğün etimolojisine baktığımızda bir ırkçılık bile görebiliriz. Klasik sömürgecilik çağında belki de İngilizler siyah ve sarı derili insanları görerek "İngiliz kızı"nı övmek amacıyla "fair complexion" demiş, beyaz tenli ve kendinden olan insanların daha güzel olduğunu düşünmüş.

Demek İngilizce'nin de, başka dillerin de bir mantığı varmış, Türkçe gibi. Demek şimdiki Türkçe'yle veya eski Türkçe'yle felsefe de bilim de yapılabiliyormuş. Aslında Türkçe'yi elinden tutup, "Haydi kız, gidip felsefe yapalım!" demiyorsun. Felsefe dilden (dile) gelir zaten. Platon'dan Nietzsche'ye, Wittgenstein'a, pekçok felsefecinin ilk veya ağırlıklı konuları zaten dil felsefesidir. Platon'un Kratylos'u, Nietzsche'nin Ahlakın Söykütüğü Üstüne eserleri gibi.

 

Bu haber toplam 301 defa okunmuştur
Gaile 300. Sayısı

Gaile 300. Sayısı

Önceki ve Sonraki Haberler