1. HABERLER

  2. ARŞİV

  3. ARTIK KENDİ ‘SENARYOMUZDA’ ROL ALMALIYIZ!
ARTIK KENDİ ‘SENARYOMUZDA’ ROL ALMALIYIZ!

ARTIK KENDİ ‘SENARYOMUZDA’ ROL ALMALIYIZ!

Filiz UZUN: Bu haftaki röportaj konuklarım Lefkoşa Belediye Tiyatrosu oyuncuları. Yiğit Sertdemir’in oyunu, Ortak Bölenlerin En Büyüğü oyuncuları. İlk haftadan izleyenlerden biri olarak kaçırılmayacak bir oyun olduğunu düşündüm

A+A-



 

Filiz UZUN

----------------------------------------------------
Hayatı hep bir tiyatro sahnesi olarak düşünürüm ben. Ve senaristin de kendimiz olduğunu. Zaman zaman senaryoya yazdıklarımızı beğenmez, sileriz. Bazen de silemeden oynar sonra beğenmeyiz. Eğer senaryoyu kendimiz yazmayı beceremezsek, hep başkalarının senaryolarına dahil oluruz, ikinci karakter olarak. Onların bize sunduklarını yaşarız.
Kendim için yazdığım, oynadığım rollerden ve karakterlerden pişman olmamayı öğrendim yaşam içinde… Onların bundan sonraki rollerim için tecrübe oluşturduklarına … Bu yüzdendir ki son zamanlarda kendim için yazdığım senaryoyu daha az silmeye başladım. Yazıyorum ve oynuyorum. Bunu yazdıysam bir nedeni var diyorum oynayıp görmeliyim.
Şu anki ülkemizin durumuna baktığımızda da benzer bir durum görmekteyim. Kendi senaryomuzu yazamadığımız için nice yıllar ve hala, hep başka ülkelerin planlarına, senaryolarına dahil olduk. Ne zaman değişecek bu durum diye sorarım kendi kendime hep. Ve sanırım bunun tek bir cevabı var. Özgürlük bireyseldir ve giderek büyür, toplumsal olur. Ne zaman ki herkes kendi senaryosunu yazıp oynamaya başlar işte o zaman özgürleşeceğiz bireysel olarak. Ve bu bir çığ gibi büyüyüp toplumsallaşacaktır.
Hep söylerim,  yeniden söyleyeceğim. Her toplum ülkesinde barındırdığı sanatçı ve sanatıyla anılır. O ülke ki sanatı anlamayı, sanatçısına saygı duymayı öğrenemez o ülkenin özgürleşmesi de hayalden öteye gidemez kanımca.
Bu haftaki röportaj konuklarım Lefkoşa Belediye Tiyatrosu oyuncuları. Yiğit Sertdemir’in oyunu,  Ortak Bölenlerin En Büyüğü oyuncuları. İlk haftadan izleyenlerden biri olarak kaçırılmayacak bir oyun olduğunu düşündüm. Ve sevgili arkadaşım, oyunun yönetmeni Aliye Ummanel’den randevu ayarladım. Amacım onları biraz daha tanımak ve tiyatroyu bir kez daha gündeme getirmek. Ben onlardan çok şey öğrendim. Eğlenceli ve öğretici bir sohbet oldu. Hepsine tek tek hayran oldum. Bilgilerine, düşüncelerine.
Onlardan öğrendim ki hayatımızda yaşadığımız başkalarının senaryolarına dahil olma durumu tiyatroda da var. Aliye Ummanel’ in dediği gibi yazım alanını geliştirmek çok önemli. Kendi kültür yapımızın senaryolarını yazıp oynamak, kendi meselelerimizi tiyatroda gündeme getirmek çok ama çok önemli...
 Yani hayatla tiyatro ayrılmaz ikili. Biz sanat ve tiyatro için ne mi yapabiliriz? Gidebiliriz! Oyunları izleyebiliriz. Tartışabiliriz. Ve en mühimi artık UYANABİLİRİZ….
---------------------------------




“Tiyatronun iyileştirici gücü var”

Kendinizi tanıtır mısınız?
Aliye Ummanel: Tiyatrocu ve şairim. Lefkoşa Belediye Tiyatrosu’nda dramaturg olarak 8 yıldır çalışıyorum ve aynı zamanda da yönetmenlik yapıyorum. Son oyunumuza gelince, Ortak Bölenlerin En Büyüğü,  Yiğit Sertdemir’ in bir metni. Yiğit Sertdemir, Türk tiyatrosunun öne çıkan kaleminden biridir. Hem dil kullanımı, üslubuyla hem de içeriği bakımından oyunlarının toplumsal duyarlılığıyla, benim ve Lefkoşa Belediye Tiyatro’nun (LBT) sanat anlayışına denk düşen bir içeriği vardı oyunun.  O yüzden bu oyunu seçtik ve sahneledik. Ve her hafta sonu da (Cuma ve cumartesi)   oynuyoruz.

Melek Gözükeleş: 2003 yılından itibaren LBT oyuncu olarak çalışmaktayım. Hacettepe üniversitesi Ankara Devlet Konservatuvarı’ndan mezun oldum. 8 yıldır burada çok güzel işlere ekibimizle birlikte imza atıyoruz. Şu anda da O.B.E.B’i oynuyoruz.

Barış Refikoğlu: Evvela insanım. Bende birçok arkadaşım gibi Hacettepe Üniversitesi Ankara Devlet konservatuvarından 1995 senesinde mezun oldum. Aynı yıl LBT’sunda göreve başladım. Şu an bana verilen bir de Kültür Sanat Sorumluluğu görevi var. Kıymet Karabiber  arkadaşımla birlikte yürütüyoruz. O.B.E.B için normal şartlarda 2 ay çalışıp çıkarmamız gerekmekteydi. Fakat ben haftanın 2 günü İstanbul’a gidip geliyorum ve buradaki çalışma hızıyla 1.5 ayda çıkardık. Bayağı zor oldu. Hepimiz çok yorulduk. Ama sanıyorum çok da güzel bir iş çıkardık. Seyirciden aldığımız tepkiler çok güzel.   

Özgür Oktay: Hacettepe Üniversitesi Ankara Devlet konservatuvarından 1997 senesinde mezun oldum. Aynı yıl LBT’da oyunculuk yapmaya başladım. Çok sayıda oyunda oynadım. Tabi bunun öncesi de var. Gençlik Tiyatrosu dönemimiz var. Zaten annemin, babamın da tiyatro sanatçısı olmalarından dolayı da hep tiyatrodaydık ve başka bir alana yönelmem mümkün değildi. Tiyatronun verdiği heyecanla büyüdük. Sonrasında konservatuvara gittim ve bitirir bitirmez de LBT ‘da göreve başladım. LBT bizim okulumuzdu ve hala daha da bu okulda öğrenmeye devam ediyoruz.

Barış Refikoğlu: LBT kurucuları: annemiz ve babamız Işın-Cem Erol  Refikoğlu, Yaşar Ersoy, Osman Alkaş. Tabiri yerindeyse onların eline doğduk ve başka bir meslek düşünmemiz mümkün değildi.

Döndü Özata: Ben de Hacettepe Üniversitesi Ankara Devlet konservatuvarı’ndan 1998 senesinde mezun oldum. O yıldan beri de LBT oyuncu olarak çalışıyorum. Keşke ben de arkadaşlarım gibi Gençlik Tiyatrosu deneyimim olmuş olsa idi. Çünkü yıllar içinde şunu fark ettim. Okula gitmeden önce biraz daha tiyatroyu ilerek gitmenin çok önemli faydaları olduğunu gördüm. Kendi koşullarım içerisinde böyle bir şansım olmadı. Tiyatro okumak bile bir mucizeydi benim için. Çünkü çok kapalı bir çevrede doğup büyüdüğüm için ailem ve çevrem tiyatroyu bir meslek olarak görmediler. Ve bunu kabullenmeleri de hayli zaman aldı. Ama kendi inancım ve mücadelemle üstesinden geldim. Doktor değil, Avukat değil, öğretmen değil, Tiyatrocu olmak. ‘’ Sonunda ne olacak?’’ sorusu bana soruldu hep. Bunun cevabını vermek ve açıklamak gerçekten güçtü. Hem aileme hem de yaşadığım çevredekilere. Ama iyi ki de bu çevrede doğup, büyüdüm diyorum yine de. Bana kazandırdığı deneyimlerden  dolayı. Biz tiyatroya gelen gençlere hep şunu söylüyoruz. Tiyatro ve sanatla uğraşmanın iyileştirici bir gücü vardır. Ve ilerde tiyatroyu meslek olarak seçmeseniz dahi iyi ki gençken tiyatroyla uğraştım diyeceksiniz.

Aytunç Şabanlı: İstanbul Haliç Üniversitesi’nden 2007 yılında mezun oldum. Lefkoşalıyım. 17 yaşında çıktım Lefkoşa’dan üniversite için. Mühendislik okumak için gittim sonra amatör olarak tiyatroya başladım. Çeşitli tiyatrolarda oyunculuk yaptım.  2005’te İstanbul Devlet Titarosu, Pera Tiyatrosu gibi. Tiyatro oyunculuğu yaparken tiyatro okumaya karar verdim.  Aslında tiyatro okumayabilirdim de ama orda kalabilmem ve tiyatroya devam edebilmem için gerekliydi. Tabii amatörlük değişken bir kavramdır. Okumanın da okumamanın da yararı var. Bir yandan da amatör ruhumu korumaya çalışıyorum. Gönüllülük tiyatronun temel taşıdır. Ekip ruhu önemlidir. Ben KKTC’ye 3 ay önce geldim 17 yıl aradan sonra hemen LBT ekibiyle tanıştım ve oyun için çalışmaya başladık. Hem O.B.E.B oyununda, hem de bir çocuk oyununda görev aldım. 2 oyuna beraber başladım ve iki oyunun da iyi kotardığımızı düşünüyorum.

Hatice Tezcan: Ben de Gençlik Tiyatrosundan devam edenlerdenim. 1995 yılında ilk kez sahneye çıktım. 1997 Bilken Üniversitesi Müzik ve Sahne sanatları Bölümünde oyunculuk okumak üzere ayrıldım burdan ve 2002 yılında mezun oldum ve o tarihten beri de LBT da oyuncu olarak görev yapmaktayım. Aynı zamanda çocuk oyunlarında yönetmen olarak da görev yapıyorum. Şu an Aytunç ve Melis arkadaşımızın oynadığı ‘’ İki Bavul Dolusu’’ isimli çocuk oyununu yönetmekteyim.





KUZEY KIBRIS’TA TİYATRO YAPMAK

“Tiyatro özerk olmalı, siyasetin gölgesi üzerine düşmemeli”

F.U: KKTC’de tiyatro yapmak zor mu?

H.T: Bence tiyatro yapmak sadece burada değil dünyanın neresinde olursanız olun zordur. Hangi ülkede, hangi binada, hangi çadırda, kumpanyada tiyatro yaparsanız yapın tiyatro icra etmek zordur. Çok büyük maddi kaynağınız olsa da zordur, olmasa da zordur. Sanat adına konuşuyorum. Bürokratik sorunlar değil.

Ö.O: Bizim şu anki koşullarımıza baktığımız zaman; Oyuncu sayımıza, imkanlarımıza baktığımızda aslında çok rahat oyun çıkarabilme potansiyelimiz  olduğunu düşünmekteyim. Çünkü Türkiyede her oyuncu her rolü oynayamayabilir. Böyle bir deneyimi olmayabilir.

F.U: Bunun nedeni çok oyuncu olduğundan her rolü deneyimleyemediklerinden mi?

Ö.O: Evet. O da bir etken. Türkiyede mezun tiyatrocu arkadaşlarımız var daha kendini seyirciye gösterememiş mesela. Bir de bizim ekibimizde gerçekten herkes tek tek çok iyi oyuncular ve her rolün hakkını verebilecek düzeydeler. Bu yüzden biz şanslı sayılırız.

A.U: Kıbrıs’ta tiyatro yapmanın zorlu açısından bakacak olursak, çok fazla olanaksızlıklar olabilir. Fakat tiyatro yaparken olanaksızlık diye bir şey söz konusu olamaz. Ne kadar olanaksızlık olsa dahi bu tiyatro yapmaya engel değildir. Eğer siz o oyunu oynamayı istiyorsanız oynuyorsunuz ve tüm engelleri aşıyorsunuz. Oyuncu olarak siz o oyunu seyirciye ulaştırmaya kararlıysanız ne yapar eder o oyunu sergilersiniz. LBT olarak paramız mı yok bir yerden buluyoruz. Önemli olan sizin iletmek istediklerinizi seyirciye iletmektir.

F.U: Aslında bu tüm sanatçıların sorumluluğu değil midir? Sanatçıysan yaratacak ve üreteceksin. Ürettikçe de imkânsızlıkları yok edeceksin değil mi?
A.U: Aslında ne zaman tiyatro zordur. Samimiyet yoksa zordur. Yaptığınız işe inanıyorsanız ve işinize aşkla bağlıysanız bence hiçbir engel tanımazsınız. İçinizdeki ile dış dünya uyuşmuyorsa işte o zaman zorluk başlıyor. Sorun sanatın özerk bir yapıda olmaması, sorun siyasal anlamda engellenmektir, bunun haricindeki tüm sorunlar alt edilebilir. Kıbrıs Tiyatrosu’nun en önemli sorunu da budur sanırım henüz özerk bir yapının olmaması. LBT’nin temel amacı her zaman seyirciyle buluşmaktır. Kurulduğu günden beri asla seyircisinden kopmadan sanat politikası bu yöndedir. Bunun dışında toplumsal duyarlılığı olan bir tiyatrodur.

B.R: Ülkemizde Tiyatro yapmak zor değil bunun en önemli örneği de şudur; herkes tiyatro yapmaya başladı ülkemizde.  Nitelikli/niteliksiz. Belden aşağı esprilerle yapılan her oyunu tiyatro diye sunuyorlar. Çok da rağbet görüyor. Bizim biletlerimiz 10 TL iken onlar 50 TL’ye bilet satabiliyorlar.




“İNSANLARI UYUTMUYOR, UYANDIRIYORUZ!”

F.U: Oyunlarınızı neye göre ve kime göre seçiyorsunuz?
B.R: Biz oyunlarımızı sorunlara, gündeme, toplumsal duyarlılıklara göre seçmeye çalışıyoruz. Sorunların neler olduğunu vurgulayıp, nasıl olması gerektiğine dair de mesajlar vermek istiyoruz.

D. Ö: Aslında ben şuna değinmek istiyorum. Her oyunun bir oyuncu kitlesi var. Lefkoşa Belediye Tiyatrosu seyirci kitlesinin de bir duruşu var. Disiplinli bir seyirciye sahip… Her oyunda aynı grubu hatta yanlarına da gençleri, çocuklarını alarak büyüyerek geliyorlar. Bununla beraber 10’uncusu düzenlenecek bir Uluslar arası Tiyatro Festivalimiz var. Orada da gördüğümüz gibi biletler çok önceden bitmektedir. Bu tablo Lefkoşa Belediye Tiyatrosu’nun yetiştirdiği ve oluşturduğu bir seyircidir. O yüzden Eylül ayı geldi mi Yakın Doğu Üniversitesi’nin salonu tıklım tıklım olur. Bu da bizim aldığımız cevaptır diye düşünüyorum.

A.U: Bizim Lefkoşa Belediye Tiyatrosu seyirciye uyan bir tiyatrodur. Nasıl ki televizyon bizleri uyumaya itiyorsa bizim tiyatromuz da uyanmaya, düşünmeye ve sorgulamaya teşvik eden bir tiyatrodur.

F.U: LBT oyuncuları olarak Lefkoşa Türk Belediyesinden katkı alabiliyor musunuz?

A.U.: Her şartta ve her olanaksızlığa rağmen Lefkoşa Belediye Tiyatrosu’nda perde açılır ve oyunlarımız oynanır.
D. Ö: Her ne olursa olsun LBT birçok olumsuz durumun yanında memlekete bir tiyatro binasını kazandırmak için Belediye Başkanı Cemal Bulutoğlularının ve meclis üyelerinin büyük katkısı olmuştur. Bu bina en erken 1-2 yıl içeresinde bitecek. Bu da önemli bir gelişmedir.

F.U: Seçtiğiniz oyunlarda size engel konuluyor mu? Özgürce seçebiliyor musunuz oyunlarınızı?

B.R: Siyasi hiçbir güç Lefkoşa Belediye Tiyatrosu’nun politikasını eleştirme hakkına sahip değildir. Müdahale hakkına sahip değildir.

A.U: Lefkoşa Belediye Tiyatrosu kalıcıdır, siyasiler geçer gider. Ama kalıcı olan tiyatrodur.
Bazı sorunlar nedeniyle çalkalanmalar olabilir. Fakat biz meseleye sanat açısından baktığımız için bizim lafımız değişmez aynı amaçla açarız perdemizi.

F.U: Lefkoşa Belediye Tiyatrosu’nda uzun yıllardır görev yapanlar var. Eski ile yeniyi kıyaslarsak, tiyatro iyi bir yerlere gidiyor mu?
B.R: Aslında tüm verdiğimiz cevaplar arasında var bu sorunun cevabı da. Tiyatro nereye gidiyor Kıbrıs’ta? Tiyatro bir yere gitmiyor. Tiyatro burada.  Seyirci gelsin, izlesin. Her sezon yeni oyunlarla perde açıyoruz. Tiyatromuzun seyirciden tek istediği var o da gelip izlesinler.

A.U: Her ülke kendi koşulları altında kendi sanatını doğurur. Batıya baktığımızda tiyatro bireysel meselelere doğru gitmekte... Bizim ülkemize baktığımızda ise böyle bir şey söz konusu değildir. Bizim toplumsal açıdan çok çalkantılı bir ülkemiz var. Bizim hesaplaşmamız gereken çok mesele var.  Geçmişle, gelecekle ilgili...  Onun için bize düşen çok görevler var ve başta da değindiğimiz gibi toplumsal duyarlılık ve sorumluluktan kopamayız. Daha iyiye gidecek diye düşünüyorum. Çoğalıyoruz mesela. Yazın alanımızın gelişmesini umut ediyorum. Tiyatronun özerk bir niteliğe kavuşması lazım. Binamızın bitmesi gerek. İnsanların ve yetkililerin tiyatronun gerekliliğine inanması lazım...

 

 

 

 

 

 

 

 

Bu haber toplam 795 defa okunmuştur
Önceki ve Sonraki Haberler