1. HABERLER

  2. ARŞİV

  3. ARŞİVLERE BAKARKEN...
ARŞİVLERE BAKARKEN...

ARŞİVLERE BAKARKEN...

Yayına hazırladığım bir kitap için arşivlerimi karıştırıyorum son birkaç haftadır… Yazılarımı daktilo ya da tükenmez kalemle yazdığım 90’lı yılların başındaki zarftan başlıyorum taramaya… 1989 sonlarında Kıbrıs’a kesin dönüş ya

A+A-

 

 

Yayına hazırladığım bir kitap için arşivlerimi karıştırıyorum son birkaç haftadır…

Yazılarımı daktilo ya da tükenmez kalemle yazdığım 90’lı yılların başındaki zarftan başlıyorum taramaya…

1989 sonlarında Kıbrıs’a kesin dönüş yapıp (iki yıllığına) askerlik yaptığım yıllar…

Bilgisayar yok… ( o yıllarda henüz bilgisayarın kocaman kasalı prototipi olan Comodorlar’dan az sayıda insanda var)… Askerde olduğum için yazılarım ya, isimsiz ya da Tamer Nurettin diye yayınlanıyor…

Tükenmezle, daktiloyla yazdığım soluk kağıtlara ve Yenidüzen’de yayınlanan ilk yazılarımın küpürlerine bakıyorum; neler var neler…

Yenidüzen’e İstanbul’dan gönderdiğim ilk köşe yazılarım(27 Ağustos 1984 “Neden Galileo Galilei”/imzasız; ve Mustafa Dağ takma adıyla, “Kıbrıs’ı  Savunmanın Zamanı gelmedi mi?/ 13 Ağustos 1986); Cumhuriyet Gazetesi yazarı Mehmet Kemal’e (11-1011991); dönemin TC Kültür Bakanı Fikri Sağlar’a (2 aralık 1993) mektuplar;  kültür komisyonlarına ve bakanlıklara sunduğum “Kültürel Gelişme” raporları; Naci Talat Vakfı’na sunduğum öneriler vb…

Naci Talat Kültür Vakfı’na verdiğim önerilerden biri olan “Naci Talat Kültür Evi” açılmasının (yıllar sonra da olsa) gerçekleşmiş olması ne kadar sevindirici… (Ne yazık ki, o dönem dikkate alınsa; muhalif parti ve sendikaların de desteği ile Vakıf bünyesinde kurulabilecek “Naci Talat Vakfı Okulları ve Hastanesi” sayesinde pek çok gencimizin yurt dışına kaçması engellenmiş; UBP’nin hayat hakkı tanımadığı muhalifleri için ciddi bir istihdam yaratılabileceği gibi; alternatif bir eğitim için de zemin oluşturulmuş olacaktı…)

Eğitim Kültür Bakanlıkları’na (ve direkt kimi bakanlara) verdiğim raporlara; sunduğum raporlara bakıyorum da; yirmi yılı aşan bu süreçte bir arpa boyu yol kat edilmediğini görmek (CTP/DP hükümetleri döneminde atılan kimi adımların da geriye götürüldüğünü düşününce) yüreğimi acıtıyor…

28 Eylül 1991 tarihli “Yenidüzen’in Günlük Aktüel Eki: Parıltı” sayfasında (o günlerde asker olduğum için imzasız yayınlanan) yazımda yer alan “bir Fotoğraf Müzesi” kurulması gerekmektedir” istemi; raporlarda dile getirdiğimiz; “Sanat Müzesi”; Özerk Kültür Sanat Kurumu” gibi taleplere baktıkça; geçtiğimiz aylarda yükseltilen “Eski Polis Binası’nın Sanat Müzesi yapılması” kavgasından bir şey çıkmadığını; olayı  (her konuda olduğu gibi) “soğumaya bırakan” hükümetin; bütün ülke değerlerine yaptığı gibi bu binayı da birilerine PEŞKEŞ Çekmeye hazırlandığını hatırlamak; acımı artırıyor…

13 Ağustos 1992 tarihli Yenidüzen’de, sonu iyi bitmeyen “Dikili Festivali”nde yaptığım konuşmanın tam metni var. Benim yazının hemen yanında da Kutlu Adalı’nın “Dikili Notları-1-” başlıklı yazısı… Her iki yazıdan aktaracağım paragraflardan “Türkiye’nin (özellikle de SOL geçinen CHP çizgisinin) Kıbrıs ve Kıbrıslılar’a bakışlarının yirmi yıldır değişmediğini görecek ve siz de benim kadar üzüleceksiniz….

Özellikle 1980 12 Eylül’ünden sonra gündeme getirilen entegrasyon politikası ile Türkiye kamuoyuna çizilen ‘Ulusal Dava’ penceresi, ‘Türkiyeli’ kimliği sağlamlaştırmada yoğun olarak kullanılmıştır. Acı olan, uzun yıllar Türkiyeli aydın-demokrat-barışsever güçlerin debu politikaya hizmet etmesi ve Kıbrıs sorununda, Türkiye egemen çevrelerinin ‘resmi politikası’nı desteklemeleriydi.

‘Ulusal Dava’ edebiyatı ile Kıbrıs Türk toplumuna her zaman müdahale edilmiş; toplumsal irademiz hiçe sayılmış;’ Kıbrıslı Türkler’in asalak, hazır yiyici, tembel bir toplum olduğu’ yalanlarıyla müdahaleci tutumlarına zemin hazırlanmıştır.” (Tamer Öncül)

“… Özker Özgür üç yıldan bu yana vize almadan Kıbrıs’tan Türkiye topraklarına adım atamıyordu. Dahası SHP_DYP Koalisyonu, Özal Hükümetinin üç yıl aldığı vize kararını, yeni bir kararla hala iptal edemiyordu!Neden? Acaba bilgileri mi yoktur? Niyaetleri mi yoktu? Yoksa Özel Harp Dairesi ile şahinlerin baskısını mı aşamıyorlardı? Eğer böyle ise, Türkiye’de demokrasi gelişmiş sayılabilir mi? Nitekim öğleden sonra İlhan Selçuk’lu, Mustafa Ekmekçi’li, Şükran Ketenci’li ve Hikmet Çetinkaya’lı tek kale oynanan ‘Bilgi edinme Hakkı ve Türk Basınında Cumhuriyet olayı’ konulu panelde konuşmak isteyen Kürt kökenli aydınlara söz hakkı tanınmadı. Ve panel sağırlar diyaloğu  halinde, kişisel anılar anlatılarak, suya sabuna dokunulmadan sona erdi.”(Kutlu Adalı)

 

 

  

 

 

 

 

 

 

Bu haber toplam 914 defa okunmuştur
Önceki ve Sonraki Haberler