1. HABERLER

  2. ARŞİV

  3. Arif Feridun ve 'Kaldığımız Yerden...'
Arif Feridun ve Kaldığımız Yerden...

Arif Feridun ve 'Kaldığımız Yerden...'

Bu yaz en çok arzu ettiğim şeylerin başında; uzun zamandır fırsat yaratamadığım; biriken kitaplarımı okumaktı. Özellikle işimin dışında, bir anlamda görev şekliyle değil, raflardan kendi zevkime ve istencime göre seçtiğim kitaplarımı, biriktirdiğim yerden

A+A-

 

Bu yaz en çok arzu ettiğim şeylerin başında; uzun zamandır fırsat yaratamadığım; biriken kitaplarımı okumaktı. Özellikle işimin dışında, bir anlamda görev şekliyle değil, raflardan kendi zevkime ve istencime göre seçtiğim kitaplarımı, biriktirdiğim yerden indirip okumaktı arzum. Pek başardığımı söyleyemem. Yazım alanına ilk kez girecek olan bir arkadaşın kitabının editörlüğünü yaparken okuduklarım, beni biraz bu çalkantılı yaşamın dışına götürmeyi başarmıştı. Bunun yanında adım adım, fırsat yarattıkça yarım saat bile olsa bakabildiğim Kıbrıslı yazarlarımızın kitapları da vardı. Ama roman okumak bir hayaldi benim için, böylesi bir koşuşturmada.

Arif Feridun beyin ikici kitabı, daha doğrusu; birincisinin devamı niteliğindeki “Kaldığımız Yerden...”i, az önce belirttiğim yöntemle, notlar alarak, geçmişi, geçmişten günümüze getirenleri hazmetme zevkine eriştim. Baf-Polili olan Arif bey, “Unutulmasın Diye”; yaşamı süresince gerek kendisinin, gerekse kendisine anlatılan deneyimleri, geleceğe taşımak adına ilk adımını atmıştı.

İlk kitap denemesine “emekliliğini boş geçirmemek” adına başlamış olduğunu her fırsatta belirtmişti. Daha önce kendisiyle yaptığım Tv programında; geride birşeyler bırakmanın ve bu “bırakılacak olanların” da toplumsal bir yanının olması gerektiği konusundaki sancısını dile getirmiş, bu “sancı” ve sorumlulukla kaleme sarılmıştı. Çok da iyi yapmıştı. Keşke eli kalem tutan her “emeklinin”, “emeklemek” yerine, yaşadıklarını bir kenarlara not etme dürtüsü olsa da, biz ve bizden sonraki kuşaklara; toplumsal yaşamın her kesitinden birşeyler bırakılabilse. Ben Arif beyin bu girişimini; toplumsal bir duyarlılık, ya da topluma karşı bir borç ödeme gibi görmekteyim. Zaten insan; yaşadığı bu topraklara, içinde bulunduğu bu topluma karşı bir sorumluluk, en önemlisi bir “borçluluk” duygusu içerisindeyse, mutlaka bu “borcu” ödemek için birşeyler yapmaya yönelebilmektedir. Demek ki; bunun başında kişinin “borçlu hissedişi” vardır.

Ben Poli’yi diyebilirim ki Arif beyin ilk kitabı “Unutulmasın Diye”den detaylı öğrenmeye başladım. Yazılanlar anı gibi görünse de satıraralarında toplumun sosyo-kültürel-politik yaşamı hakkında bilgiler vermektedir. İkinci kitabına koyduğu isim de, tek kelimeyle takdire şayandır: “Kaldığımız Yerden...”

Düşündüm de kaçımız tek atımlık hareketlerin devamını istikrarlı olarak getirebilmişiz? Arif bey, kaldığı yerden devam etmesi gerektiğini, ilk kitabı sonrasında sırtına konulan yeni bir sorumluluktan farketmiş olmalı ki, yazmaya devam etti. Çok da iyi etti... kitabında bu kez neler yok ki?

Çocukluk dönemlerimizden kopup gelen; “Tahta tahta ben var/Uzun uzun şan var/Kalk öküze yem ver/Ben veremem sen ver/abam abama küstü/şişe elini kesti/Amcam yoğurt getirdi/Kedi burnunu batırdı/...Minarenin kilidi/Akşam gelen kimidi/Amcamın oğlu Musacık/Eli kolu kısacık/Çek a ya ğı nı to pa cık...”

Hatırladınız değil mi? Bu ve bunun gibi tekerlemeler, anlatımlar, maniler zaman geçtikçe unutlmuşluğun girdabına girenlerdir, koruyamadığınız sürece. Ya da dünürcülükte söylenen dörtlükler mesela... “Damda gezer bir adem/Getirdim size kadem/Senden bir cevher isterim/Sen buna ne den?”... her bölgeye göre bazı değişiklikler ortaya çıkabiliyor dörtlükler konusunda. Bu tip kayıt altına alımlar da; halkbilimimiz açısından büyük önem taşımaktadır.

Diyeceğim o ki; yaşamın olduğu her alanın bir izdüşümü gibidir “Kaldığımız Yerden...” Bilmediğimiz, unutmaya başladığımız o kadar şey var ki yaşamımızda. İyi ki birileri bunları not ediyor...teşekkürler Arif bey, enerjiniz hiç bitmesin...   

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

Bu haber toplam 917 defa okunmuştur
Önceki ve Sonraki Haberler