1. HABERLER

  2. ARŞİV

  3. Anoyra, Evdim ve Aytuma’dan hatıralar...
Anoyra, Evdim ve Aytuma’dan hatıralar...

Anoyra, Evdim ve Aytuma’dan hatıralar...

Anoyralı Ahmet Necip Özmanevra’yla Anoyra, Aytuma, Evdim ve Paramal’dan hatıraları ve Paramal’da gömülü ninesi İlmiye Asım’la ilgili röportajımız şöyle: SORU: Ahmet Bey, kaç yaşındasın? AHMET NECİP ÖZMANEVRA: 56 yaşındayım

A+A-

 

 

 

 

Anoyralı Ahmet Necip Özmanevra’yla Anoyra, Aytuma, Evdim ve Paramal’dan hatıraları ve Paramal’da gömülü ninesi İlmiye Asım’la ilgili röportajımız şöyle:

 

SORU: Ahmet Bey, kaç yaşındasın?

AHMET NECİP ÖZMANEVRA: 56 yaşındayım…

 

SORU: 12 kardeştiniz…

AHMET NECİP ÖZMANEVRA: Evet, ben  altıncısıyım. Biri trafik kazasında vefat etti.

 

SORU: Nerede doğdun?

AHMET NECİP ÖZMANEVRA: 1956’da Anoyra (Taşlıca) köyünde doğdum, Limasol’a bağlı karma bir köydü. 120 Türk, 600’e yakın Rum yaşardı. 1963 olaylarında bir gece çulumuzu çirpimizi toplayıp göç ettik…

 

SORU: Bir olay mı çıktıydı, yoksa “emir” mi geldiydi?

AHMET NECİP ÖZMANEVRA: Bir olay çıkmadıydı, bir “emir” geldiydi, “kaçmak lazımdır, daha güvenli yerlere savunmanız için veyahut da can güvenliğiniz için…” diye “emir” geldiydi. Evdim’e göçettiydik.

 

SORU: Evdim’de ne kadar kaldıydınız?

AHMET NECİP ÖZMANEVRA: Evdim’de da beş yıl kaldık. Çok zor şartlar altında kaldıydık. Kaldığımız ev bir öküz eviydi…

 

SORU: Mandra mıydı yani?

AHMET NECİP ÖZMANEVRA: Mandıra gibi birşeydi… Çok zor şartlarda geçirttik yani beş seneyi. 12 kardeş, annem, babam, bir da nenem varıdı, Allah rahmet eylesin, nur içinde yatsın, İlmiye nenem varıdı. 15 kişi olurduk.

 

SORU: İlmiye Hanım nereliydi?

AHMET NECİP ÖZMANEVRA: İlmiye nenem asıl Malyalı’ydı fakat Anoyra’ya evlendiydi gençliğinde, Anoyra’da kalırdı. Asım dedeminan evlendiydi, Asım dedem Anoyralı’ydı. İlmiye nenemin iki çocuğu olduydu, iki kız, biri Zehra, biri Şerif. Şerif benim annem olurdu.

 

SORU: Nasıl bir kadındı İlmiye neneniz?

AHMET NECİP ÖZMANEVRA: Bir Anadolu kadını gibiydi, hala gözümde tüter… Ovalara gider, lastik çizme giyer, o büyüttü bizi… Anam biraz yavaş bir kadınıdı ama İlmiye nenem yiğit bir kadındı, hala gözümüzde tüter… Cefakar bir kadındı… Bu 12 kardeşten 8-9 taneyi omuzlarında büyüttü.

 

SORU: Baban ne iş yapardı?

AHMET NECİP ÖZMANEVRA: Babam çoban ve çiftçilik yapardı.

 

SORU: Anoyra’dan kaçtığınızda hayvancıklarını da alabildi miydi?

AHMET NECİP ÖZMANEVRA: Tabii, tabii, bütün hayvancıklarını aldıydı… O günün şartlarında sabaha karşı kaçtıydık Anoyra’dan. Keçiler varıdı, koyunlar varıdı, iki tane eşek varıdı, dört-beş köpek varıdı. Hep beraber göçtük. Akşamüstü kaçtı köy, biz sabaha yakın göçtük, çok zor, hala hayalimdedir o kaçışımız. Evdim’e gittik. Evdim güzel bir yerdi, bağlık bir yer. Bağ ekileceği için keçi yasağı koydu. Geçimimiz bizim da hayvancılığdı… “Teşkilat” bu defa malımıza yakın olduğu için Aytuma’ya (Mersinli) göçettirdi bizi. Bize saçtan ev yaptılar yani çinkodan! Çok zor şartlarda kaldık… Her tarafı çinkoynan yapılmış bir ev düşünün! Aytuma bir Türk köyüydü, 300-400 nüfusa sahipti.

Keçilerimiz da gitti, koyunlarımız da gitti biziminan beraber, yıl 1968… Kendi topraklarımıza yakın olduğu için mandıra yaptık ve geçimimizi böyle sağladık. Dağcılık yaptık… Mandırayı Anoyra’daki topraklarımıza yaptık. 1968 yumuşama dönemiydi çünkü…

 

SORU: Herhalde bütün kardeşler işlerdiniz mandırada…

AHMET NECİP ÖZMANEVRA: Tabii, kimisi koyunlara giderdi, kimisi keçilere. İki sürümüz varıdı.

 

SORU: Nedir farkı koyun sürüsüynan keçi sürüsünün?

AHMET NECİP ÖZMANEVRA: Vallahi keçi sürüsü biraz yol yürür, çok çeviktir, çok zevkli bir iştir… Ben keçi çobanlığı yaptım… Koyun ayrı çobancılıktır. Biraz ağır yürekli insan ister… İki sürümüz varıdı, traktör aldıydık, bağcılığa başladıydık, yani herkesin bir işi varıdı. Sabah kalktığımızda babamız “Sen oraya, sen oraya” derdi…

Aynı zamanda 70’lerde mükellefiyetlik çıktı askerde. Ne acıdır ki üç kardeş bir anda asker olduk mükellef Limasol’a. Ben 56 doğumluyum, 73 Kasım’da askere gittim. Kardeşim 70’te askere gitti, obir kardeşim da 71’de zannedersam. Üç kardeş mükellef asker gittik, ne acıdır ki, biz dedik ki biz gitmeyelim da erteleyelim falan filan fakat gene da “Teşkilat” bırakmadı bizi. Gün oldu asker olduk, davar salma kaldı, babamız çok zor şartlarda geçindi… Yedi erkek beş kız idik. Ben altıncıyım… Babama kızlar kaldıydı, bir da Salih, 13-14 yaşlarında bir çocuk… Babama bunlar kaldıydı, çok eziyet çekti babam. İki tane büyüğümüz evlenip evine gittiydi. Üç tane da asker, etti beş. İki tane küçük erkek kaldıydı evde. Çok zor çektik o dönemlerde.

O zaman her köyde bölükler varıdı, merkezi tabur komutanı varıdı Limasol’da. 73 12 Kasım’da askere çağrıldığımda ben, babam “Bunu bana bırakın, davarı güdelim, şu edelim, bu edelim” dedi.

“Teşkilat”, gene o zamanki komutanlık, “Yok” illa da bizi askere alacak. Zaten iki evladı askerdeydi. Bu defa kalktı babamız dedi “Daha iyi gidelim Urum olalım” dedi. Niye bu lafı söyledi? Bu lafın sayesinde bir ton dayak yedik.

Babama geldiler “Ya bu evladı askere verin, ya da evladının sonunu sen düşün” dediler.

Babam ağlaya ağlaya gitti, teslim etti bizi. Gittik, teslim olduk. Gece mapısaneye koydular bizi, sabah o günün tabur komutanı kalktı, bizim bir çavuş varıdı, “Rum olacak adamın oğlunu getirdik” dedi. O gün sabah beni falakaya koydular, çok fena bir dayak attılar bana, ayaklarımın altına. Ertesi günü da beni sabah sabah Limasol’a götürdüler, o gün askere gittim.

 

SORU: Evdim’de yaptılar bunu…

AHMET NECİP ÖZMANEVRA: Evet… Şimdi babamızın bir hatası var orada, “İki evladım askerdedir, üçüncüsünü da almayın çünkü benim davarım var, göçmen bir adamım, nasıl geçinecem bu çocuklarınan?” dedi. İlla da baskı yaptılar bizi da askere alsınlar, babam da dedi ki “Daha iyi gidelim Urum olalım!”

Şimdi o günün şartlarında babamız belki cahilliğinden söylediydi bunu ama babamdan hiç şüphem yok, milliyetçi bir adamıdı, Allah rahmet eylesin. Tabii çok zor şartlarda geldik oraya…

 

SORU: 73’te asker oldunuz…

AHMET NECİP ÖZMANEVRA: Ondan sonra bizim celbi Evdim taburuna getirdiler ve orada askerlik yapardım. 15 Temmuz 1974’te ben Evdim’de taburumda asker idim. Kardeşlerim da Limasol’da asker idi. Bir kardeşim 96 gün esir gitti Limasol’da.

Darbe olduğunda ben Düzkaya yani Evdim taburunda görevliydim. Köye yani Aytuma’ya gidemezdik çünkü her taraf sarıldı artık, tehlikeli oldu. Darbe bize sürpriz olduydu… Bir hafta köyün etrafında mevzilerde nöbet tuttuk. Kamuflaj kestiğimiz dallar kurudu, üstüne baştan dal attık. 15 Temmuz, çok sıcaktı o gün. 20 Temmuz günü bizi Rumlar bastı… O güne kadar yaşadığım, “namus” diye bildiğim bazı şeylerin bir günde silindiğini gördüm.

 

SORU: Niçin?

AHMET NECİP ÖZMANEVRA: Bir kere bayrak denilen şey, hiçbir zaman yere atılmaz, o gün bayrak yerinden söküldü… Uğruna öldüğümüz silahlar, sahaların içine atıldı o gün. Kamuflaj dediğimiz askeri üniformalar sırtımızdan alındı, bunları da yaşadık… Çok zor geldi bize o gün… Uğruna öldüğümüz şeylere o gün bir kuruşluk değilmiş gibi davranıldığını gördük! Bir bayrak indirildi, “namus” diye öğretilen silahlar atıldı sahaların içine… İki üç saatte bu hale döneceğimizi hiç ummazdım!

 

SORU: İki-üç saatte teslim oldu yani Evdim…

AHMET NECİP ÖZMANEVRA: Evet… Oradan İngiliz üslerine sığındık.

 

SORU: Yani sizi esir alıp bir yere taşımadılar…

AHMET NECİP ÖZMANEVRA: İngiliz üslerine sığındık…

 

SORU: Yani izin verdiler size gidesiniz İngiliz üslerine… Yoksa kaçtınız…

AHMET NECİP ÖZMANEVRA: Şimdi biz mevzilerdeydik…Öğleden sonra savaş başladığında, seferi birlik da bizimnan beraberidi. Sabah olduğunda baktık ki seferi birlik kayboldu yanımızdan! Kalktık, dedik arkadaşlara, “Nere gitti bunlar?” Hepsi göçtü… Yalnız bir yaşlı adam, hayvanları varıdı mevzilerin yanında, böyle harnıpların ara yerinden bize dedi “Oğlum bütün köy kaçtı! Hala daha siz cephedesiniz?” O zaman bizim dıng dedi kafamız…

 

SORU: Unuttuydular herhalde size haber versinler!

AHMET NECİP ÖZMANEVRA: Öyleydi… O gün gördüm bayrağın nasıl indirildiğini, silahın nasıl atıldığını, kamuflaj urubalarımızın nasıl çapıt gibi yerlerde süründüğünü… İngiliz üslerine sığındık o günün şartlarında…

 

SORU: Kendiniz mi soyunduydunuz?

AHMET NECİP ÖZMANEVRA: İngiliz girerken içeri benim üstümdeki kamuflaj gömleği aldı, çıplak bıraktı beni.

 

SORU: Yani esir alınmadınız…

AHMET NECİP ÖZMANEVRA: Yok esir alınmadık, İngiliz’in himayesine girdik.

 

SORU: Sadece silah topladı Rumlar?

AHMET NECİP ÖZMANEVRA: Silahları da o günün şartlarında, Rum yoğudu, Birleşmiş Milletler Barış Gücü’ne teslim ettik… Rum girmediydi Evdim’e… Esir olmadık. Silahları Barış Gücü’ne teslim ettik. Ne Aytuma, ne Evdim, ne Alehtora esir olmadı. Bu arada civar köyler da boşalmaya başladı… Gelelim Aytuma’daki İlmiye nenemin dramına…

Biz Happy Valley’ye sığındıydık… İngiliz’in Happy Valley’sine sığındık. Evdim’den bir 15 kilometre falan varıdı herhalde Happy Valley’ye.

Ovalardan kaçtık, dağlardan kaçtık… Bu arada Aytuma da boşaldı, Bladanisya da boşaldı, Alehtora da boşaldı… Onlar da İngiliz üslerine sığındı.

21 Temmuz günü sanırım, nenem, yani annemin annesi, illa mandıraya gidip, bazı küçük oğlacıklar varıdı, tavuklar varıdı, galinalar varıdı, onları yemlemek için, yedi yaşındaki en küçük kızkardeşimi da alıp gitmek istedi. İlmiye nenem yani…

Mücahitler şimdi köyün etrafında nöbet beklerdi.  Daha Aytuma boşalmadıydı… İlmiye neneme mücahitler “Yasaktır” dediler, “dön geri…Gitme mandıraya…”

 

SORU: Dinlemedi kendilerini herhalde…

AHMET NECİP ÖZMANEVRA: İlmiye nenem döndü geri… Bu defa izledi, nerede, nerede var mevzi, dedi “Mücahitlerin görmediği bir yerden gideyim” dedi. Öyle da yaptı. Mücahitlerin görmediği bir yerden kaçtı gitti, aldı yanına yedi yaşındaki kız çocuğunu da… Nadiye’dir kızkardeşimin adı… Şimdi Düzova’da ikamet etmektedir. Aytuma’dan çıkıp Anoyra’daki mandıramıza gitti!

Bir iki saat geçti aradan, gitsin, sularını yenilesin, yemlesin… Çünkü geriye kalan davarı babam getirdiydi Aytuma’ya, köyün yanına… Ne olur, ne galır diyerekten…

Bu arada bir-iki saat geçti aradan ve emir geldi “Aytuma boşalsın…”

Bütün halk göçtü İngiliz üslerine… Nenem geldiğinde, hiçbirini bulmadı köyde, nere gittiklerini da bilmez.

Biz İngiliz üslerine sığındığımızda geri dönemezdik çünkü bütün bu köyleri Rumlar işgal ettiydi, gerek çapulcuları, gerek ganimetçileri, gerek askerleri… Dönemedik… Biz kimiynan haber salacayık? Baf’tan kaçan insanlar bu köylerden geçip da İngiliz üslerine sığınırdı. Bazan ki geçerlerdi, köyün dışındaydı “Teşkilat”ın bize yaptığı o saçtan baraka, oradan geçip da İngiliz üslerine gelen insanlar bize derdi ki “Neneniz sağdır, geçtik ve bir da çocuk vardır kendisiynan…”

Biz ümitlenirdik…

Bir kardeşim var, çok enteresan bazı rüyaları kendine göre olur… Mehmet Özmanevra, Aydınköy’de (Prastyo Omorfo) yaşamaktadır. Bu kardeşim dedi ki “Bugün gidip nenemi kurtaramazsak, vuracaklar…”

“Etme, eyleme” dedik…

“Rüyama geldi…” dedi.

Bir eşek bulduk İngiliz üslerinde, anamı götürdük bir derenin içine.

“Bu dereyi devam edersan, seni Aytuma’ya çıkarır” dedik. Isladırladık eşeği, götürdük o derenin kenarına, anama dedik ki, “Bak ana… Bu yolu izle, eşek seni çıkaracak Aytuma’ya…”

Öyle yaptık…

Anam Şerife gittiğinde buldu nenemi çiçek dolması yapar… Çünkü bahçecik varıdı barakanın önünde, o günün şartlarında herhalde çiçekler kapanmadıydı daha…

“Nere gittin kızım da 8-10 gün hiç gözükmediniz?” dedi nenem.

“Ana” dedi anam, “Ongarıl da gaçacayık…”

Benim anam, babamdan çok korkardı… 40 sene benim anam tavuk, yumurta, hellim, nor, ne sattıysa, hep babamdan saklardı… 40 sene, 50 sene ki babamınan bir yastığa baş koydu, bütün döşekler deste deste para… O gün ki kaçacaydı, anam babama deyemedi ki “Be herif! Dur da para var alalım!” çünkü babam şaşıracak, öfkelenecekti! Onun için sesini çıkarmadı.

Annem neneme dedi ki “Yırtayım döşekleri, paraları alayım, sen da hazırlan, kaçalım…”

“Tamam gızım” dedi.

Tam bu arada barakanın arkasına ya traktör, ya kamyon, bir makina sesi geldi…

Nenem dedi anama, “Al çocuğu da saklan…Hergün Urumlar gelir, bana hal hatır sorar ve giderler ganimetçiler…”

O gün yine öyle oldu…

Ama ondan önce her geldiğinde Rumlar da neneme sorardı, “Ne var, ne yok?”, araba sesini duyardı, bir bakır kazanın altına kapatırdı çocuğu… O yedi yaşındaki çocuğu kazanın altına devirirdi, Rumlar görmesin kendini diye.

O gün geldi Rumlar sordu, “Napan gocagarı?”

“Napayım” dedi nenem… “Bir şey yok…”

Benim çok tuhafıma giden, o gün neçün vurdular nenemi… Isladırlı gördüler eşeği, kaçacak…

Nenem “Bir şey yok” dedikten sonra bir silah sesi duyuldu, drrrt diye, ondan sonra araba işledi, geçti…

Bir müddet kaldı annem saklı – eskiden bizim köylerde sütçü diye biri yoktu, genelliknan davar sahipleri kendi hellimlerini kendileri ederdi ve ya Limasol’a, ya başka yerlere hellimlerini satarlardı teneke teneke…

Gargolanın altı hep teneke hellim doluydu çünkü davar büyüğüdü, iki davarımız varıdı… O hellimlerin ara yerine saklandıydı anam, gargolanın altına… Anam dedi yedi yaşındaki çocuğuna yani Nadiye’ye, “Çık be bak bakayım nenen napar…”

Çıktı, nenem böyle kapının önünde sekide, dolma yaparken böyle arka üstü yattı… Göğsünden kanlar akar…

“Nenem öldü” dedi kendine…

Anam çıktı, kaldırdı iki omzundan kendini, üstünden kanlar aktığını gördü… Oraştan çocuğu aldı, döşekleri yırtmadan, bindi eşeğe ve geldi İngiliz üslerine. İngiliz üslerine geldiğinde bayıldı…

Barış Gücü’ne ve İngiliz’e bildirdik, 12 gün sonra bize ölüsünü teslim ettiler, yakarak!

Yaktılar! Yakma süsü verdiler… “Kendi kendine yandı” desinler…

 

SORU: Kıbrıslıtürkler da yaktı zaman zaman… 45-50 derece sıcaklıkta genelliknan cesetler açıkta kalıp da çok kötü durumda olduğunda, yaktılar… Böyle bir şey da var yani, bilesiniz…

AHMET NECİP ÖZMANEVRA: Biz haber verdiğimizde Barış Gücü’ne, bu kadını alıp morga götürdü İngiliz… Rum aldı ve götürdü Limasol’a… Ondan önce yaktı evi ve yakma süsü verdi… Kendi kendini savunsun diye… Ama bu kadını kurşunlarla öldürdüler. İngiliz üslerine İngiliz getirdi bize kendini ve kefensiz gömdük kendini İngiliz üslerine… Hatta kardeşim Mehmet gömerken atladı mezara ve iki küpesini birden söktü, aldı… Yanığıdı, çıplağıdı, o günün şartlarında gömleğimizi çıkarttık ve bacağına attık rahmetliğin… Nur içinde yatsın… Küpelerini çıkarttık… Dedim “Gardaş, bıraksaydın küpeleriynan gitsin gideceği yere…”

“Yok” dedi, “bu akşam bakan açarlar mezarı, bu küpeciklerin sebebine açarlar da alırlar bakan” dedi…

Altınıdı küpeleri rahmetliğin, ful… Büyük bir dram geçirttik… Ama ne acıdır ki ne “şehit” sayıldı, ne “gazi”, ne “kayıp” olduk, ne da bilmemne olduk… Çünkü kuzeye geldiğimizde herkes yaşam mücadelesine girdi, herkes kendi hayatını kurtarmaya çabaladı ve bu 80 yaşındaki bu nenem unutuldu gitti…

Bir iki defa gittik şehitler şeyine bakalım şehitlerde varısa, öyle bir şey yok…

 

SORU: Gittiniz mi kapılar açıldıktan sonra Paramal’a, nenenizin mezarına bakmaya?

AHMET NECİP ÖZMANEVRA: Gittim fakat çıkaramadım hangisidir, 20 tane mezar var orada, 38 sene da geçti üstünden…

 

SORU: Yani Kayıplar Komitesi’ynan gidersak, gösterebilirsiniz…

AHMET NECİP ÖZMANEVRA: O bölgeyi gösterebilirim, mezarları da gösteririm… 20 tane sıralı mezar var…

 

SORU: Çıkarırlarsa zaten hepsini çıkarmaları lazım…

AHMET NECİP ÖZMANEVRA: Evet… O zaman bu 20 ölünün sahibini bulmak lazımdır…

Duygulandım ben, 38 sene sonra tazelendi bütün bunlar… Şimdi bu nenem çok değerlidir bizim için… Mutlaka onun naaşını alıp doğru düzgün gömmek isterik, kalmasın ovanın ortasında Paramal’da (Çayönü)…

Şimdi iki tane kamp kurduydu Happy Valley’den bizi dışarı çıkarttığında İngiliz… Bir Forest Kamp, yukarı Paramal’ın dağına, bir da kurdu bize Paramal ovasına. Paramal ovasına kurduğu kampta, ovanın içindedir bu mezarlık. Çadırlara yakın idi ölüyü ki gömdük. Rahmetli İlmiye nenemdir… Şehit odur… Birkaç tane Rum’un vurdukları var, birkaç tane doğal nedenlerinan, yaşlılıktan ölenler vardır orada gömülü, birkaç tane birbirini vuran ve ölen vardır…

Rahmetlik Hamit varıdı, rahmetlik Fadıl varıdı… 20 kadar mezar varıdı orada…

Nenemi vuranları da yollar açıldıktan sonra araştırdık, iki tane çapulcu Anoyra’dan… İki tane Rum Anoyra’dan, geliyor ganimet yapsın… Yıllar sonra traktör kazası ediyor ve ölüyor traktör kazasında seneler sonra… Tabii bize anlatılanlara göre anlatırım size bunu…

Çok şeyler gördük, sen çok dramlar dinledin ama bizim dramımızdır bu bize göre…

 

SORU: Terazi yoktur dartasın, bu daha ağır, bu daha hafif diye… Ateş düştüğü yeri yakar…

AHMET NECİP ÖZMANEVRA: Üç defa göçmen olduk, bu üç göçmenlik zarfında çok itildik, çok kakıldık… Rahmetlik babam, 1946’dan tee 70’lere kadar sürünesin ve 12 evlat yetiştiresin, üç defa göçmen olup, kolay değildi… Babam çok mücadeleci bir adamıdı, her gittiği yerde mal alırdı… Çok çileler çektik ama gene da bugün şükrederim… Herşeyimi hep kendim yaptım… Alınteriminan yaptım, temiz para kazandım kendi emeğiminan… Hanıma hep derim, “Bu yediğimiz para, temiz paradır, alınterimizinan kazandığımız paradır, yediğimiz ekmek da alınterimizinan kazandığımız ekmektir…”

 

 

 

 

 

 

 

Bu haber toplam 1461 defa okunmuştur
Önceki ve Sonraki Haberler