1. HABERLER

  2. ARŞİV

  3. Anlaşmama hakkı = Çözümsüzlük çözümdür...
Anlaşmama hakkı = Çözümsüzlük çözümdür...

Anlaşmama hakkı = Çözümsüzlük çözümdür...

Eroğlu dün yine veciz bir açıklama yaptı. Görüşmelerin en kritik aşamasına girdiğimiz son birkaç aydır “BM bir an önce bu görüşmelerin çıkmaza girdiğini ve anlaşma olmayacağını ilan etsin” diyen Eroğlu dün de “anlaşmama da bir haktırR

A+A-

 

 

 

Eroğlu dün yine veciz bir açıklama yaptı. Görüşmelerin en kritik aşamasına girdiğimiz son birkaç aydır “BM bir an önce bu görüşmelerin çıkmaza girdiğini ve anlaşma olmayacağını ilan etsin” diyen Eroğlu dün de “anlaşmama da bir haktır” deyiverdi.

Eroğlu aslına rücu etti.

Dün savunduğu ve cumhurbaşkanı seçildikten sonra bir süreliğine askıya aldığı gerçek düşüncelerini seslendirmeye başladı.

Anlaşmama hakkı ne demektir?

Bence bu Eroğlu’nun uzun yıllar savunduğu “çözümsüzlük çözümdür” anlayışının başka sözlerle izahından başka birşey değildir.

Eroğlu 1990’lı yıllar boyunca ve 2000’li yılların başında açıkça savunduğu ve özellikle Annan planı sürecinde gelen tepkiler karşısında seslendirmekten vazgeçtiği “çözümsüzlük çözümdür” ifadesinin yerine dünden itibaren “anlaşmama da bir haktır” ifadesini icat etti.

Eroğlu hiçbir zaman çözüm istemedi. Bugün de istemiyor. Bunu da son günlerde yüksek sesle söylemekten çekinmiyor.

Eğer bir yerde sorun varsa, orada anlaşmama hakkı diye bir hak yoktur ve olamaz. Aksine sorun olan yerde o sorunu çözmek için taraflar mutlaka anlaşmak zorundadır.

Sorunlar başka türlü çözülmez, çözülemez.

İkincisi sayın Eroğlu yaklaşık 2 yıldır masada karşı tarafla anlaşma yapmak için oturmakta ve görüşmektedir.

Ancak yukarıda da belirttiğim gibi bu görüşmelerin en kritik döneminde, BM’nin tıkanmanın aşılması için taraflardan esneklik beklediği bir dönemde, anlaşmama hakkından bahsetmesi manidardır.

Eroğlu görüşmelerden rahatsızdır. Görüşmelere başladığı günden beri bu görüşmelerin bir an önce olumsuz sonuçlanması hayaliyle yanıp tutuşmaktadır.

Birinci Greentree görüşmesinden sonra BM Genel Sekreteri Ban Ki Moon’un yaptığı açıklamada “End Game”den söz etmesi Eroğlu’nu heyecanlandırmıştı.

Ama ikinci Greentree zirvesinde bunun hiç de kendi anladığı “son oyun” olmadığını anladı.

Eroğlu’nun dün yaptığı açıklamayı aslında bu yanıyla okumak gerekir. BM görüşmeleri sonlandırmayacak, sadece uzun bir ara verecek. Bu ara Şubat 2013 ertesine kadar, yani Rum tarafındaki başkanlık seçimleri sonuçlanana ve yeni cumhurbaşkanı hükümeti kurup göreve başlayana kadar sürecek. Sürecin bu aşamaya taşınmasında da Genel Sekreter muhtemelen iki tarafa da sorumluluk yükleyecek. Sorumluluk eşit değil de taraflardan birine daha fazla olacaksa muhtemelen bu Türk tarafı olacak.

Eroğlu bunu biliyor. BM diplomatlarının seslendirmeye başladığı bu görüş muhtemelen kendisine de açık açık ifade edildi.

Eroğlu’nun rahatsızlığı bundandır.

Eroğlu kendince bir ikilem yaşamaktadır.

Bence Eroğlu “İki yıldır ben elimden geleni yaptım. Hiç istemediğim halde Talat’ın bıraktığı yerden devam ettim. Buna rağmen suçlanacak olan bensem, ben de artık gerçek niyetimi söylemekten çekinmeyeceğim” diye düşünmektedir.

Aslında Eroğlu bunu düşüneceğine “acaba ben nerede hata yaptım” diye kendi kendine sorsa ve yanıt arasa bana göre daha yararlı olur.

Eroğlu Talat’ın bıraktığı yerden devam edeceğim diye BM’ye taahhüt ettiğinde doğruyu yapmıştı. Türk tarafının olumlu imajını sürdürecekti. Ama süreç içinde bundan çark etmeye ve Talat’ın önerilerini güya esneteceğim diye sulandırmaya başladığı zaman durum değişti.

Eroğlu bunun dikkate alınmayacağını, kimsenin bu sulandırma işini anlayacak kadar zeki olmadığını sanarak aslında en büyük hatasını yaptı. Bu da Türk tarafını suçlu sandalyesine oturmaya yöneltti.

Bu aşamada Eroğlu’nun elinde hala fırsat vardır. İsterse bunu kullanabilir. Bu da Türk tarafının Ocak 2010 öneri paketinin aynen geçerli olduğunu ve üzerinde uzlaşmak için görüşmeye hazır olduğunu BM’ye ve Rum tarafına bildirmesidir.

Bu manevra onu suçlu sandalyesine oturmaktan kurtarabilir. Ama “çapraz oy” konusuna takılan Eroğlu’nun bu adımı atacağını düşünmüyorum.

Aslında Eroğlu’nun derdi yalnızca çapraz oy konusu da değil. Eroğlu mal-mülk konusunu da aşamaz. Toprak konusunu da, hatta vatandaşlık konusunu da aşamaz.

Geçen hafta da yazdım Eroğlu bugüne kadar KKTC’de mal alan eşdeğercilerin sorgulanmasını istemiyor.

Eroğlu mal-mülk konusunda “ben insanlara puan verdim, sonra da bu puanları mala çevirdim. Alan aldı, satan sattı. Şimdi bunun hesabı mı olur?” demektedir.

Ya da toprak, vatandaşlık, garantiler konusunda Eroğlu ne diyecektir?

Aslında bunları düşündükçe Eroğlu’nun uykuları kaçıyor.

Bu nedenle bir an önce aslına rücu etmeyi uygun görerek artık tepki ile karşılanan meşhur “çözümsüzlük çözümdür” yerine “anlaşmamak da bir haktır” söylemini geliştirdi.

Sanırım Eroğlu’nun dünkü açıklamasının başka izahı da yoktur. Yoksa “anlaşmama hakkı” diye bir hak yoktur ve olamaz.

 

     

 

 

 

 

 

 

 

Bu haber toplam 1073 defa okunmuştur
Önceki ve Sonraki Haberler