1. HABERLER

  2. ARŞİV

  3. ANLADIM Kİ…
ANLADIM Kİ…

ANLADIM Kİ…

Bugünlerde, tüm yaşamı ve kendi yaşamımı sorgulamak süreci yaşıyorum… Gerek öğrencilik gerekse daha sonraki yaşam sürecimde sınıfta ya da fert olarak – bana / bize sunulan pek çok şeyi kabul etmedim… Sorguladım ve bunların sonucunda gere

A+A-

 

 

Bugünlerde, tüm yaşamı ve kendi yaşamımı sorgulamak süreci yaşıyorum… Gerek öğrencilik gerekse daha sonraki yaşam sürecimde sınıfta ya da fert olarak – bana / bize sunulan pek çok şeyi kabul etmedim… Sorguladım ve bunların sonucunda gerek öğrenciyken gerekse yetişkinliğimde o kadar çok sorgulamadan geçip diyet ödedim ki! Ama,

Bunların sonucundan asla pişmanlık duymadım; çünkü, bu tür yaşam, bende, “kendi yaşam ve şartlarımı” yeniden yaratma bilincini geliştirdi. Tabii diyetini ödeye ödeye…

O yüzden deneyim ve yazmaya dayalı” iki mesleği – öğretmenlik ve gazeteciliği – taa başından / başladığım günlerden itibaren birlikte yürüttüm… Hiçbir terfiye müracaat etmeme kararı aldığım için de amirlerime dahi yanlış gördüğüm  her şeyi dile getirdim…

 

YAZMAK…

Evet, yazmak… Ta, sekiz yaşında Şeher’e okumak için getirildiğimden beri  yazmak benim için zorunluluk gibi bir şey… bir tür” varoluş” biçimi… Belki de, bir tür başkaldırı… İnsana uymayan her türlü uygulamaya başkaldırı…

Yerleşmiş değer yargılarına başkaldırı…kendimize saygımızı yok etmeye…

Kendimizi gerçekleştirmemize izin vermeyen her şeye karşı başkaldırı…

Bir hatırlatma, bir davet…

Kendimiz olmaya davet…

Yaşamımızın, insana yakışırlığını zedeleyen her şeye karşı çıkmaya bir davet…

Ve, bir feryat…

Bize hayatı zindan edenlere… Tüm korkulara ve tüm korkutanlara karşı bir feryat.

Bizi sınırlayan… tüm farklılıklarımızla birlikte, yeterliliğimizi de elimizden alan… Bütün yerleşmiş doğrulara karşı bir feryat bir isyan…

Kökleşmiş inançları, yerleşmiş değer yargılarını sarsmaya

Yeni düşünsel ufuklara doğru yelken açmaya…

Kendilerine bir ‘efendi’ bulup, köleleşenlere, kendi özlerine yabancılaşanlara, doğalarını ve doğallıklarını yaşamayan insanları, sevgi ile, “özlerine doğru” uzun bir yolculuğa teşvik etmek istedim hep…

 

ANLADIM Kİ…

Gerçeği sorgulama sürecimde, bize kabul ettirilmek istenen doğruların doğruluğu hakkında kuşkum azalacağına, arttı…

Gerçeği aramak, din olsun, ideoloji olsun, ülkenin hali vb. olsun… hiçbir şeyi kalıp halinde kabullenmemektir…

Yaşamım boyunca “kusursuzu” sorguladığım için, kusursuzluk kavramından yola çıktım. Farkına vardım ki, kusursuzluğu, kusuru yaşamadan, denemeden öğrenemeyiz…

İşte bunun farkına vardıktan sonra, bir çok değer yargımızın yanlış olduğunu… hayata bakış açımızın önemini kavradım…

Anladım ki, doğruyu bulmak için yanlışı denememiz, olumluyu bulmak için olumsuzu yaşamamız gerekiyor. Tıpkı, güven içinde yaşamamız için güvenimiz peşinde koşmaktan vazgeçmemiz… başarı için, başarısızlığı göze almamız gerektiği gibi…

 

 


 

KOŞULLARIN DAYATTIĞI

 

Son dönemlerde yaşadıklarımız, sendikalar yanında, Sivil Toplum Örgütlerinin (STÖ) önemini de ortaya çıkardı. Bu gidişle de çok daha etkin bir iletişim ve etkileşim alanına girecekleri kesin. Özellikle de bu alanlarda yaşadığımız “toplumsal travmayı” da düşündüğümüzde…

Şurası bir gerçektir ki, “toplumsal huzura” kavuşmamız için kesinlikle de “Üç S”nin bir araya gelip, hiçbir tartışma ve ayrıma izin vermeden, “ortak bir mücadele ile kendi ülkemizde huzuru yaratabiliriz. Bu,  ÜÇ S = Siyasi Partiler + Sendikalar + Sivil Toplum Örgütleri ile…

Böylece, ancak, tüm toplumu aynı dayanışma ve mücadelede sağlıklı bir araya getirebiliriz; ama, öncelikle; “Ben yerine “Biz” öznesini koyarak ve buna hep sadık kalarak… Zaten, istesek de istemesek de, onca “yoğun göçe” karşın, insanımız + örgütlerimizin huzur içinde soluk alıp verebilmeleri… kendi öz kültürümüzü koruyabilmemiz… Doğamızı, kentlerimiz ve köylerimizi özenle koruyup, insanımızın umudunu bir ucundan tutmasını sağlamak da, önemli…

Tabii ki gelenek ve göreneklerin yanında “kendi kültürümüzle dünya kültürüne” katılma, yeni koşulların dayattığı yaşam biçimleri + bireyleşme ve ayrıntılarda zenginleşmenin artması da…

 

***

Yerel yönetimlerin bu süreci hızlandırmada çok büyük bir görev ve işlevleri vardır… Yeter ki, hem anlayış eksiklikleri olmasın hem de çabalarını “partizanlık” çerçevesine çekmesinler.

Bir de, “alışılmış söylemlerini yineleyen” bazı siyasi partiler… toplumun, “özlem ve istemlerine yanıt verecek bütünselliği yakalamış olsunlar.” Çünkü, artık bilinmeyen bir şey değil bu, toplumda insanımızda “hepsi de aynı” bıkkınlığı.

Bu bağlamda, gerek siyasi partiler, gerekse STÖ ve Sendikalar, kendilerini belirleyen ilgi ve uğraş alanları + içinde bulunduğumuz toplumsal sorunlar sürecinde, hiçbir bahane yaratmadan, bir araya gelip, ortak bir model oluşturarak gerekeni yapmaya başlamalıdırlar ki, toplum da onların peşinden gitsin… (Tanrı aşkına, bazı ufak tefek “yönetim anlayışları ve sen-ben çatışmaları” ile birbirlerini yıpratmayı akıllarına dahi getirmesinler…)

Sorunların her gün dev gibi büyüdüğü, bıçağın iliğe dayanıdığı bir dönemde, hiç kimsenin hata yapma lüksü yoktur, olamaz, olmamalı da…

 

DEMOKRATİK YAŞAM

Şurası bir gerçektir ki, “demokratik yaşam değerlerinin,kurallarının” yerleşmediği her kazanımın, yeni kavgalar sonucunda, toplumumuzda, STÖ’nin yönetim yapılarında da “liderlik” misyonu sen-ben olgusu daha bir öne çıkarılıyor…

Siyasal partilerimizde olduğu gibi STÖ’de de daha tam anlamıyla sorunları tartışmak, bir türlü, “düşünsel eleştiri” tabanına oturamıyor… Sağlıklı bir değerlendirme olanağı yaratılmıyor çoğunlukla. Ama,

Önemli olan, şartların acıtıcı yanını iyice önemseyerek: Sendikalar + Partiler ve STÖ = Hiçbir katı şart öne sürmeden… “Başarıyı hedefleyerek”… birlikte örgütlenmek, “başarıya ulaşmayı” hedeflemek… Ve başarıya ulaşmaktır…

En önemlisiyse: Sorunların doğasından gelenle, “yönetimden” gelen kusur ve sorunları iyi ayırma sağduyusunu göstermektir.

Son söz olarak:

Sakın unutmayalım lütfen:

“Gevşek disiplin – yaygın yönetim, emirle değil sorumluluk bilinciyle görev üstlenme… bu tür örgütlenmelerin şaşmaz doğrusudur…

Bu özelliği de gözden hiç kaçırmamak gerekir…

 

 

 

 

Bütünden kopan parça

Hem kendini hem bütünü

Öldürür…

Bölündükçe…

Artmaz, eksiliriz…

 

 

 

 

 

Bu haber toplam 741 defa okunmuştur
Önceki ve Sonraki Haberler