1. YAZARLAR

  2. Salih Sarpten

  3. Andrew Anchor’un Hikayesi
Salih Sarpten

Salih Sarpten

Yazarın Tüm Yazıları >

Andrew Anchor’un Hikayesi

A+A-

 

 

Down Sendromu; bireyin hücrelerinde 46 yerine fazladan bir kromozoma, yani 47 kromozoma sahip olmasıdır. Down Sendromu bir hastalık değil, genetik bir farklılıktır. Başka bir ifadeyle bazı çocukların sarı saçlı, bazılarının mavi gözlü olması gibi Down Sendromlu olmak da sadece bir genetik farklılıktır.

Down Sendromu konusunda bir şey kesindir. Diğer çocuklar gibi Down Sendromlu çocukların da kendilerine özgü kişilikleri, yetenekleri ve düşünceleri vardır. Diğer çocuklar gibi onlar da farklı kişiliğe sahip bir birey olarak büyürler. Dünyanın her yerinde ve tüm insan ırklarında Down Sendromu mevcuttur ve zamanla ortaya çıkan bir durum değildir. Down Sendromlu insanların, insanoğlunun oluşumundan beri var olduğu düşünülmektedir. Dolayısıyla Down Sendromunu yaşamın doğal bir parçası olarak kabul etmek yanlış olmasa gerek diye düşünüyorum… Ancak durum her zaman böyle olmuyor…

Bu hafta özel eğitimle ilgili bir şeyler yazma niyetindeydim ancak okuduğum bir makalede Down Sendromlu Andrew Anchor’un hikayesine rastlayınca onu sizinle paylaşmaya karar verdim. Bundan sonrasını Adrew’in abisi Alex’in ağzından aynen aktarıyorum:

“Babam vefat ettikten sonra kardeşim Andrew canını dişine takıp çalışarak Ankar’s Hoagies’i (babadan kalan restoran) ve babamızın mirasını ayakta tutmamıza yardım etti. Gerektiğinde müşterilerle ilgilendi, gerektiğinde ise barbekü tezgahı ve mutfağı temizledi. Andrew, işletmemizin başarısını devam ettirmesi için yorulmak bilmeden çalıştı. Bunları yaparken de suratında hep bir gülümseme vardı.

İsmini vermek istemeyen bir kişinin, Down sendromlu ve yetkisiz bir personelin mutfakta çalıştığını ihbar etmesi üzerine şoka uğradım. Yetkisiz personel dediği kişi de bu işletmenin sahibidir. Gerçekten çok şaşkınım. Kardeşimin ne kadar yetenekli ve temiz kalpli birisi olduğunu bilmeden, onun hakkında kötü düşüncelere sahip olan kişileri gördükçe beynim atıyor. Hatta engelli bireyleri yarı insan olarak gören kişiler bile var ve onlardan açıkçası iğreniyorum.

Şikayetten sonra müfettişler restorana geldiklerinde şikayetle ilgili hiçbir somut kanıt bulamadılar. Bazen geriye yaslanıp Andrew’ın insanları ne kadar çok sevebildiğini görüyorum. Hatta bu tür bir sevgiyi hak etmeyenleri bile tüm kalbiyle seviyor. Nefret etme duygusu onda yok... Eğer kardeşimle ilgili olumsuz düşüncelere sahip olan kişiler, kardeşimin sevgi dolu kalbinin yarısı kadar kalbe sahip olsalardı, bugün dünya çok daha güzel bir yer olabilirdi.”

Ve son söz: Büyük bilim insanı Albert Einstein’a şöyle demiştir: “Kimilerine göre insanlar; ırk, cinsiyet, milliyet, yaş, statü, renk, din ve dil başta olmak üzere 8'den fazla kategoriye ayrılırlar. Halbuki olay bu kadar komplike değildir. İnsanlar sadece 2’ye ayrılırlar: İyi insanlar ve kötü insanlar.”

İşte bir eğitim sisteminin bireylere kazandırması gereken en önemli şey: İyi insan olabilmek…

 

------------------------------------------------------

Aklınızda Bulunsun

Nobel Ödüllü Prof. Dr. Aziz Sancar’a Göre Özgüven Şart


Nobel Ödüllü Prof. Dr. Aziz Sancar’a göre: “Çocuklarımıza bilimi sevdirmek gerekiyor. Çocuklarımızı fizik, kimya, biyoloji ve teknoloji alanlarında teşvik etmemiz lazım. Çok genç yaşlarda deney yapmaya alıştırmalıyız. Deney yapmaya alışan insan düşünür ve bu ancak öyle alışkanlık haline gelir.

Ancak bunlarda yeterli değil. öğretmenlerin, çocukların yetişmesinde önemi büyük. Benim öğretmenlerim çok idealist.. Bize güzel bir eğitim, en önemlisi de özgüven verdiler. Bizde “Her şeyi yaparız” özgüveni vardı. O özgüvenle yetiştik ve bu benim hayatımda çok önemli bir yer tuttu. Nobel almama giden yolu bu özgüven açtı… Güzel bir eğitim vermenin ötesinde özgüven olması lazım…”

 

-------------------------------------------------------------------

Anlayana Gülmece


Yalakalık

Padişah bir saray yaptıracak. Yalaka çavuş durur mu? Hemen talip olmuş saray inşaatına. Tez elden bitirmiş işleri. Teslim edecek. Padişah almış vezirini sarayı gezmeye çıkar.

Yalaka çavuşla çok iyi anlaşamayan vezir, sarayın tuvaletinin olmadığını fark eder ve bu durumu padişaha hissettirmeye uğraşır.  Hemen söze başlar:

- Hünkarım! Sayın ki çişiniz geldi. Nasıl gidereceksiniz? Nereye edeceksiniz?

Yalaka çavuş fırsat verir mi? hemen atılmış söze. Vezire dönerek:

- Sana ne… Koskoca padişah! Sana mı soracak nereye edeceğini? Nereye isterse oraya eder!

Bu yazı toplam 1792 defa okunmuştur.
Önceki ve Sonraki Yazılar