1. HABERLER

  2. ARŞİV

  3. ANBER ONAR VE SİDESTREETS
ANBER ONAR VE SİDESTREETS

ANBER ONAR VE SİDESTREETS

Stella Aciman: Bir cumartesi günü öğleden sonra mekâna uğradığımda en alt katı dolduran çocukların cıvıltılarıyla karşılaştım. “Ne oluyor burada?” diye düşünürken, Anber Onar’ın “haydi çocuklar salona, film başlıyor” diyen se

A+A-

 

Stella Aciman

 

Sidestreets… Sarayönü’nde; mahkemelerin karşısında yer alan bir sanat ve kültür merkezi. Benim bu mekânla tanışmam ise ‘Bedri Rahmi Eyüboğlu’nun Kayıp Mozaikleri’ sergisiyle oldu. O günden sonra Sidestreets’in gerçekleştirdiği her biri diğerinden önemli aktivitelere zamanım elverdiğince katılmaya çalıştım.

Bir cumartesi günü öğleden sonra mekâna uğradığımda en alt katı dolduran çocukların cıvıltılarıyla karşılaştım. “Ne oluyor burada?” diye düşünürken, Anber Onar’ın “haydi çocuklar salona, film başlıyor” diyen sesini duydum. O günden sonra Sidestreet’in, Surlariçi çocuklarına yönelik başlattığı çocuk programlarını takip etmeye başladım. Amaçlarının; kültürel eğitimle toplumun gençlerine destek vererek, kimlikli, genel kültürleri yüksek, dünya farkındalığına, toplumsal sorumluluğa sahip bireyler yetiştirmek olduğunu gördüm. Günümüze kadar; başta Çocuk Sineması olmak üzere Hikâye Okuma Günleri, Kukla Günleri, Yaratıcı Üretim Günleri hatta Bilimsel Farkındalık Günleri’ni 6-13 yaş gruplarına, ücretsiz olarak düzenleyen Sidestreets’in bu aktivitelerine 20-70 çocuk katılmış. 13-16 yaş grupları için hazırlanan ve 2009 yılından beri 300’ü aşkın gencin katıldığı programların arasında; çikolatanın tarihinden dünya sosyal değerlerine, Jazz’dan Japon sanatı Origami’ye, spordan sanata, insan haklarından, eğlenceli yarışmalara kadar birçok konu işlenmiş.

Sidestreets bir eğitim kurumu olduğu kadar, aynı zamanda yetişkinlere yönelik de kültür programlarını içermekte. Yaş, ırk, din ayırımı yapmaksızın, çevre, sanat ve tüm kültür programlarında farkındalık yaratmanın gücüne inanan, özerk ve kendine münhasır bir kurum.

Geleceğimiz olan bu çocukları topluma kazandırmak için çalışan altı gönüllü kişinin adlarını yazmazsam onlara haksızlık etmiş olurum. Anber Onar, Emin Çizenel, Johann Pillai, Oya Akın, Tüge Atakol ve bu günden sonra ben…


Surlariçi’nde çocuklara yönelik aktiviteler

Sidestreets’de kaç yıldır çocuklara yönelik aktiviteler yapıyorsunuz?

Aralık 2007’ den itibaren her cumartesi çocuklara yönelik aktiviteler yapmaya başladık.

İlk aktiviteniz neydi? 

Biz bu programa önce sinema olarak başladık.

Sonra…

Öykü okuma, resim yapma gibi aktiviteler yapmaya başladık ve 5 yıldır devam ediyoruz.

Tüm bu aktivitelerin maddi yönünü nasıl karşılıyorsunuz? Bildiğim kadarıyla çocuklardan para talep etmiyorsunuz?

Çocuklar için çok şey yapabileceğimizi biliyoruz ancak bunların hepsi belli bir finans istiyor. Bu finansı sağlayamayacağımızı bildiğimiz için bedensel ve zihinsel gayretle yapılabilecek etkinlikleri yapıyoruz.

Şu anda durum biraz farklılaştı sanırım…

Evet… Beş yıldır tüm aktivitelerimize katılan bir İngiliz bayan bana “sana birini tanıştıracağım” dedi. İngiltere’den gelen bu bey bizlerle tanışmak istemiş. Kıbrıs’ın birçok yerinde yardımlarda bulunuyormuş. Nihayet geldi ve tanıştık. Bize yaptığımız aktivitelerin çok önemli olduğunu ama haftada iki saatin yeterli olmadığını söyledi.

O dönemde hangi aktiviteyi yapıyordunuz?

Cumartesi günleri 50 tane çocuğa film gösteriyorduk. Benim en çok dikkat ettiğim şey; bir beklentiyi başlattıktan sonra bitirmemek ve o çocukları hayal kırıklığına uğratmamak.

Sonra ne oldu?

O bey bize “ne yapmak isterdiniz?” diye sordu. Ben de ona “Merkezde; Arabahmet ve Atatürk İlkokulları var. İyi çocukları o okullardan alırsak onlarla farklı şeyler yapabiliriz. Binamız var, bizler buradayız. Bu memlekette gönüllülük kavramı olmadığı için öğretmenler, bazı araç gereçler almak gerekiyor ve dolayısıyla tüm bunlar için bir miktar para gerekecek” dedim. Bu konuşmanın ardından çıkardığımız çok cüzi miktarı kendisine verdik. İngiliz bizi aradı ve “size ve projenize güvendim; yardım etmek istiyorum, sizin de bunu en iyi şekilde yapacağınıza inanıyorum” dedi.

“SEVMEYİ ÖĞRETECEĞİZ”

Bu projeye ne zaman başladınız?

Mart’ta başladık, tabii yarı dönemde başlamış olduk. Normalde bizim aslında fikrimiz şu: 4 ve 5’nci sınıflardan çocukları alıp onları SBS’lere hazırlayacağız, bunun dışında da onlara düşünmeyi ve sevmeyi öğreteceğiz.  Bir şekilde evde bulamayacakları yardımı yapacağız. Bu okulların en büyük sorunlardan bir tanesi; çocukların dönem ortasında sınıfa girmeleri… Böyle olunca da aynı seviyeye gelemiyorlar diğer çocuklarla. Burada kimseyi de suçlamıyoruz, bu ne okulun, ne çocukların, ne öğretmenlerin ne de ailelerin suçudur.

Çocukları nasıl seçtiniz?

Ben, buradaki çocukların seçimi için direkt okullara gittim ve hocalarla konuştum, “biz böyle bir proje geliştirdik, bununla ilgili bize yardımcı olabilir misiniz? Siz, bize okullarınızdaki en iyi öğrencileri söyleyin” dedik. 10 tane öğrenci alabileceğimizi de belirttik, onlar da hemen yardımcı oldular fakat 14 çocuk geldi. Sadece 4.sınıf çocukları olduğu için 14 de olabilir diye düşündük. Müdire hanım bana “durumları çok iyi çocuklarımız var, keşke 5.sınıftan da alsanız” dedi. O çocuklar için burası yeterli değil diye düşündük ama “siz bize 5’leri de verin 2. bir sınıf daha açarız” dedik. 6 çocuk da 5. sınıflardan geldi ve böylece başladık.

Neden dönem ortasında başladınız?

Çünkü bu bizim için pilot projeydi. O yüzden gelecek seneyi beklemeden başladık, iyi de oldu.

“EN İYİ ÖĞRENCİLER BİLE TÜRKÇE OKUMAYI SÖKEMEMİŞLER”

Çocuklara hangi dersleri veriyorsunuz ve bu dersleri kim veriyor?

Normalde, matematik, Türkçe, İngilizce, sosyal bilimler ve fen olmak üzere beş ders verecektik. Fakat sınavlarda sosyal bilimler ve fen bilgisinin çok ağırlıksız olduğunu gördük. Sınavlar matematik ve Türkçe ağırlıklıydı,  bunu biliyorduk zaten ama çocukların bu kadar geri kaldıklarını bilmiyorduk. İngilizceleri sıfır diyebilirim, Türkçe okumayı dahi tam olarak sökmemişler ki bunlar en iyi öğrencilerdi. Diğerlerinin durumlarını artık düşünün. Dil bilgisine tam başlayamadık, sadece okumayla yetindik. Fen ve sosyali tamamen çıkardık bu programdan zaten bu çocuklar okumayı söktükten sonra o kitapları okuyup anlayabilecek duruma geleceklerdir. Önümüzdeki dönem matematik, Türkçe ve İngilizceye daha da önem vereceğiz. Saatleri de çoğaltacağız, çocuk sayısını on kişiyle sınırlayacağız çünkü 14 çocuğu zapt etmek çok zor oluyor. Çok hareketli oldukları için, çok enerji harcamak gerekiyor. Yorucu oluyor ama sonuçları mutlu ediyor.

Burada hoca olarak üç kişiyiz. Tüge Atakol matematik hocamızdır ve bu işi tamamen gönüllü olarak yapıyor. Ben Türkçeyi öğretiyorum. Johann ise İngilizce öğretmenimiz. Biz bu projeyi tamamen gönüllü olarak başlattık. Bize gelen bu çocukları çok iyi tanımak istiyoruz. O yüzden derslere girmek benim açımdan çok önemliydi. Böylece nasıl bir farklılık yaratacağımıza kendimiz karar vereceğiz. Önümüzdeki sene de bir saat bile olsa derslere yine gireceğim ama hoca tutmamız da gerekecek.

Bu sadece toplumsal sorumluluk projesi mi?

 

Evet,  sadece bu çevreden çocukları alıyoruz. Arabahmet ve Atatürk ilkokulundan çocuklar var, Biz antik Lefkoşa, Surlariçi çocuklarıyla ilgilendik. Burada çok yoğun çocuk var. İlk başta çocuk sinemasını da o yüzden burada başlattık.

“SALT DERSANE OLSUN İSTEMEDİK”

Cumartesi günleri sinema haricinde bir takım etkinlikleriniz var, neler yapıyorsunuz?

Bu yeni başlattığımız programın adı “genç ışıklar” çünkü bu çocuklar bizim geleceğimiz, onların içindeki o ışığı çıkarmaya çalışıyoruz. Bu etkinlikler yedi yaş üzeri çocuklar için. Eğitim verdiğimiz 9-11 yaş grubu 18 çocuğu ders günleri dışında da buraya getirmek istedik ki burasını salt bir dershane olarak görmesinler. Yaptığımız değişik aktivitelerle çocukların başka yönlerini geliştirmek istedik.

Ne gibi aktiviteler yapıyorsunuz?

Çocuklarla birlikte resim, tiyatral oyunlar ve kaligrafi çalışmaları, insan haklarıyla ilgili konuşmalar yapıyoruz. Ayrıca film de izliyorlar. Mesela yaz aylarında Kıbrıs’ı tanımaları için geziler yapmak istiyoruz.

Aslında bu çocuklar çok iyi şartlarda yaşamıyorlar ama yaşadıkları bölge tarihsel olarak çok önemli bir bölge. Bunun bilincine varırlarsa o bölge onlar için aydınlanır belki diye düşünüyoruz. Bizim kapasitemiz bu kadar olduğu için tek bölge seçtik. Aslında tüm bölgelerde bu projeyi yapmak, farklı aktivitelerle farklı okullardan çocuklara da ulaşmak istiyoruz ve bunun da çalışmasını yapıyoruz.

Amacınız bu çocukları topluma kazandırıp kaynaştırmak mı?

Evet, amacımız bu. Bizim çocukluğumuzdaki çocuk-büyük ilişkisiyle bugün çocuk-büyük ilişkisi farklı. Bizler evlerde büyük annelerimizle, bahçelerde sokaklarda büyürdük ama şimdi etüt merkezleri, aktivite merkezleri var. Büyüklerle pek iletişimleri yok, çocuklar şımarık yetiştiriliyor. Çocukların hem çocuk gibi hem de sorumlu bireyler olarak yetişmeleri çok önemli. Bugün çocukların çoğunluğu sorumsuz yetişiyor. Bu programlarımızın amacı; çocukların sosyal sorumluluk sahibi olarak yetişmeleri ki çok önemli hepimiz için. Bu yüzden çocuklara derslerinin yanı sıra okuma kültürünü, yaratıcılığı ve öğrenmeyi sağlayacak ek programlar da uygulamaktayız.

EVDEN ÇIKAMAMAK VE SOSYALLEŞEMEMEK

Çocukların ailelerinin ekonomik durumları ne düzeyde?

Genelde burada yaşayan ailelerin ekonomik düzeyleri düşük, eğitim düzeyleri de düşük ama bu aileler inanılmaz derecede çocuklarını destekliyorlar. Verilen bir şey olduğunda almaya hazırlar. Her şeyi soruyorlar, öğrenmek istiyorlar ve bundan gocunmuyorlar. Çocuklarının bir yerlere gelmesi konusunda çok istekliler. Buradaki çocukların aileleriyle teker teker görüştük. İlişkilerimizi sıcak tutmaya çalışıyoruz. Bu aileler çocuklarının sorumluluğuna sahip fakat hepsinin ortak bir şikâyeti var “Biz çocuklarımızı sokağa bırakamıyoruz. Sokaklar tehlikeli, biz çocuklarımızın kirlenmelerini istemiyoruz. O yüzden çocuklarımızı evde tutuyoruz” diyorlar. Çocuklar evde kalınca da başka sorunlar ortaya çıkıyor, sosyalleşememek gibi.

Bu projeye başlarken Türkiyeli ya da Kıbrıslı diye çocukları ayırdınız mı?

Hayır, böyle bir ayrım yapmadık. Buradaki çocukların çoğu değişik yerlerden gelmişler. Yüzde 50’si Kıbrıs’ta doğmuş bu çocukların ama genellik göçmen ailelerin çocukları.

Böylesine önemli bir projeyi kendi olanaklarınızla yapmaya çalışıyorsunuz. TC. Elçiliği’ne, hiç başvurunuz oldu mu?

Yazılı olarak hiç müracaat yapmadık aslında. Elçilikle görüşmemiz oldu, eski müsteşar da gelip burayı ziyaret etti. Burasının nasıl bir yer olduğunu biliyorlar. Yazılı bir müracaatımız olmadı. Yetkili kişilerle konuşmalar yaptık, bana “bütçenin çıkması çok zordur” denildi.

Neler yapılması lazım?

Bizim burada 5 yıllık bir tecrübemiz var, ne yapılması gerektiğini biliyoruz. Kapımız herkese açık, gelip bakabilirler. Buradaki en büyük sorun; toplumun çok değişken olması. Surlariçi’nde   yaşayanların çoğu kiracıdır, çok farklı yerlerden gelen insanların bütünleştiği bir yer burası zaten. Onları toparlayacak, hayat seviyelerini yükseltecek hiçbir aktivite yoktur burada. Buradaki insanların çoğu çalışıyor, sabah gidip akşam geliyorlar evlerine. Bu durum çocuklar açısından sorun oluyor. Burada kreş olmaması büyük bir sorundur. Dışlanan her toplum, sonunda tüm toplumun sorunu olur. Bunu ciddi şekilde düşünmemiz lazım, T.C Elçiliği çok şey yapabilir aslında. Bu insanların birçoğu vatandaş değil. Bu insanların buraya uyum sağlayabilmesi için iyi programların olması, onların buradaki seviyeye yaklaşmasını hatta üstüne çıkabilmesini sağlar.


 

Emin Çizenel: Cıvıl cıvıl Lefkoşa ve Genç Işıklar

Siz bu projenin neresindesiniz?

Bu projeyi çok heyecanlı buluyorum. Üç seneyi geçti, her cumartesi sinema gösterimi var çocuklar için. Neredeyse 50’ye yakın çocuk geliyor, onları orada tutup, ikramlarda da bulunarak onlarla güzel vakit geçiriyorduk, bu muhteşemdi. Bu sene daha eğitime yönelik şeyler başladı, ben de destek vermek istedim. Birkaç cumartesidir geliyorum. Önce kaligrafi yazısıyla başladık, çocuklar bunu çok sevdiler. Kamışlarla mürekkep kullanarak, dans eden harfler yapmaktan çok hoşlandılar. Geçen hafta topluca resim çalışması yaptık, onlar da ben de çok heyecanlandık.

Çocuklardan nasıl bir resim yapmalarını istediniz?

 Yüzeyi büyük tuttuk ve büyük fırçalarla çalıştık. Olaya renk de kattık yani daha fazla iz bırakacak malzemeyle çalıştık. Onlara kendi Lefkoşa’larını yapmalarını söyledim. Cıvıl cıvıl bir Lefkoşa ortaya çıktı. Bu çocukların hepsi inanılmaz ışığı olan çocuklar; son derece duyarlılar ve çok zekiler. Anber’in bulduğu isim de güzel oldu. Onlara Genç Işıklar yazan tişört yaptık, çok beğendiler. O günkü resim performansından sonra hep resim yapmak istediler. Bu hafta da yaptık. Bu haftaki konumuz da kendi resimleri; kendi kimlikleriyle kendilerine yeni bir şey yapsınlar istedim, kendilerini değiştirmelerini istedim. Örneğin kendilerini kahraman yapabileceklerini söyledim.

Devam edecek misiniz bu çalışmalara?

Ben baştan beri buranın bütün projelerine destek oldum, destekliyorum ve buraya inanıyorum. Şu andaki projenin gelişeceğine de inanıyorum. Aynı zamanda ailelerle de bir rehabilitasyon yapılıyor, muhteşem bir şey bu. Bu aileler bir takım şeyleri yeniden fark ettiler. Aileler çocuklarını, çocuklar da ailelerini yeniden keşfediyorlar. Anber de bu aradaki iletişimi çok iyi yürütüyor. Bir şey daha söylemem lazım; burada son derece iyi şeyler yapılıyor ama hiç kimseden ve devletten hiçbir yardım yok. Bu tarz işler aslında devletin görevidir. Bir kişi bile dönüp bakmadı. Sponsor olan da yok. Buna insanların bakması lazım. Bu beni çok üzüyor. Bu son yaptıkları projeye biraz da devletin katkı koyması gerekir diye düşünüyorum.


Ve… Sidestreets’in  GENÇ IŞIKLAR’ından seçmeler.

 

Kudret; 11 yaşında, 5.sınıfa gidiyor. Derslerinin iyi olduğunu, Sidestreets’e geldiğinde kendini çok iyi hissettiğini söylüyor. Büyüyünce öğretmen olmak istediğini çünkü çocukları çok sevdiğini anlatıyor. Kudret üç kardeşin ortancası. Babası terzi. Türkiye’ye tatile gittiklerinde orada doğmuş.

Fidan; O da 11 yaşında ve 5. Sınıfa gidiyor. Okulu, özellikle hikâye kitaplarını okumayı çok seviyor. İki kardeşler. Babası ustabaşı, annesi de pizzacıda çalışıyor. “Sizlere kim bakıyor?” diye soruyorum. Bana “kardeşimle ben birbirimize bakıyoruz” diyor.

Pınar; 11 yaşında ve 5. Sınıf öğrencisi. Türkiye’de doğmuş, altı yıldır KKTC’de yaşıyorlar. Babası mobilyacı, annesi ev hanımı… Dört kardeşler. Üç kardeşi kendinden küçük, büyük olan ise orta 2. sınıfa gidiyor. “Boş vakitlerinde ne yaparsın?” diye sordum. “Evde boş vakitlerimde kitap okurum, müzik dinlerim, kardeşlerimle oyun oynarım.” diye cevapladı sorumu. Büyüyünce cerrah olmak istiyor.

 

 

 

 

Bu haber toplam 758 defa okunmuştur
Önceki ve Sonraki Haberler