1. HABERLER

  2. DERGİLER

  3. Ana Tanrıça Kültü’nün Kıbrıs Folklorundaki İzleri (7)
Ana Tanrıça Kültü’nün Kıbrıs Folklorundaki İzleri (7)

Ana Tanrıça Kültü’nün Kıbrıs Folklorundaki İzleri (7)

Ana Tanrıça Kültü’nün Kıbrıs Folklorundaki İzleri (7)

A+A-

 

Tuncer Bağışkan

GÜVERCİNE İLİŞKİN İNANÇ VE UYGULAMALAR

Güvercini kutsal sayma inancının kaynağı antik dönemlere dayanmaktadır. Bu inancın Mezopotamya Samileri tarafından Suriye ve Anadolu’daki Samilerden alındığı ve bu inanca Babil’deki Astarte kültünün de eklendiği öne sürülmüştür. Yunan ve Roma mitolojisinde aşk, güzellik, izdivaç, doğurganlık, bolluk ve bereket tanrıçası olarak bilinen Afrodit’in kutsal hayvanı güvercindi. Bu nedenle Afrodit tapınaklarında sürülerle güvercin beslenirdi. Kuşlar içinde en doğurgan olan güvercin genç kızlar tarafından önceleri Suriye (Fenike) tanrıçası Astarte’ye, sonra da Afrodit’e adak olarak sunulan en gözde kurban hediyesiydi. Tanrıçaya güvercin kurban edilmesi, bir bakımdan bekâretin son bulması ve tanrıçanın etrafında gelişen dinsel fahişeliğin başlaması anlamı çıkarılmaktadır. Güvercin Ege bölgesindeki ana tanrıça kültüyle de ilişkili olup Mikenay'da altın bir ziynet eşyası üzerinde de tespit edilmiştir. Bekâretin dinsel bir törenle kurban edilmesi ile dinsel fahişeliğin kaynağı olarak Babil ve Suriye gösterilmektedir. Kıbrıs’ta Afrodit kültünde görülen dinsel fahişelik muhtemelen Kıbrıs’ın rahip kralı Kinyras’ın üç kızının Afrodit’in intikamı sonucu kendilerini yabancılara vermeleri efsanesine dayanmaktadır.

Ana Tanrıça’nın Kıbrıs’ta kutsal sayılması M.Ö IV-III. Bin yıla tarihlenen Erken Kalkolitik II’den başlamıştır. Ancak güvercinin kutsal sayılması inancının M.Ö 2300 - 1900 yılları arasına tarihlenen Eski Tunç Devriden itibaren izlenmesi mümkün olabilmektedir. Belapais yanındaki Vounos’ta bulunan pişmiş topraktan yapılmış yuvarlak bir tapınak modelinin içindeki figürlerden birinin elinde güvercin bulunmaktadır. (Bu mezarda ayrıca güvercin, ya da kuş bezemeli bir seramik de bulunmuştur) Yuvarlak tapınak modelindeki güvercin betimlerinin yanı sıra, boğa kültünü anımsatan boğalar, bolluk ve bereketi betimleyen yılanlar ve kucağında çocuk tutan bir kadın da bulunmaktadır. Bu sahnenin “kutsal evlilik”, ya da güvercin, yılan ve çocuk tutan figürinlere dayanılarak Ana Tanrıça’ya bağlı bereketle ilgili bir dinin söz konusu olabileceği öne sürülmüştür.

Ayrıca Kıbrıs’ta bulunan ve M.Ö VII. Yüzyıla tarihlenen silindirik bir tapınak modelinin cephelerinde, güvercin delikleri, tapınağın tepesinde oturan güvercinler ve çevresinde oynayan ve lir çalan insan figürleri bulunmaktadır. İdalion’da bulunan ve şu anda Paris Louvre müzesinde sergilenen benzer bir tapınak modelinin içinde ise Güvercin Tanrıçası yer aldığı üzerinde durulmuştur. Bu tapınağın dış duvarlarında da güvercin delikleri bulunmaktadır.  Bu iki tapınak modeli bizlere Kıbrıs’taki Afrodit kültünü anımsatmaktadır. Kıbrıs’taki Bereket Tanrıçası “Baflı Afrodit Kültü”nün kurucusu olarak gösterilen Kıbrıs’ın rahip kralı Kinyras (Suriye ile Kilikya kaynaklı), müzikle ilgisi olan bir kişi olması nedeniyle adının Sami dilinde “Harp” (ya da lir) anlamına gelen Kinnor’dan türetildiği üzerinde durulmaktadır. Üstelik harp ile Frikya flütü eşliğinde tanrıça Afrodit’e epik şiirler okunmasının Kıbrıs Kralı Kinyras’ın bir özelliği sayılmaktaydı. Kıbrıs’a ait Roma dönemi sikkelerinde betimlenen Baf Afrodit Tapınağı’nın iki yanında karşılıklı iki güvercin betimi yer almaktadır. Kıbrıs’ta Ana Tanrıça kültünün yerine aşk, güzellik ve izdivaç tanrıçası Afrodit’in alması üzerine, o’nun kutsal hayvanı sayılan güvercin, Afrodit ile ilgili betimlerle işlenmeye başlanmıştır.

Kıbrıs, Fenike ve Sardunya’da bulunan Tanrıça Afrodit, Kinyras, ya da rahibelerinin heykellerinde, ellerinde veya göğüslerinde tuttukları bir güvercinle betimlenmektedirler. Kıbrıs’ta bulunan büyük boy bir heykelin ise Kıbrıs’a Astarte dinini getiren rahip kral Kinyras, ya da Kinyras’ın bir rahibi olduğu iddia edilmiştir. Bunun sağ elinde küçük çukur bir kap ve sol elinde ise bir güvercin vardır. Güvercin betimleri adak amacıyla kullanılırken, heykel, mezar steli ve sikkelerde de kullanılmıştır.

Kıbrıs’ta taştan yapılmış çok sayıda tek veya karşılıklı sevişir (öpüşür) durumda çift güvercin modelleri Afrodit ve Astarte tapınaklarına adak hediyesi olarak sunulurdu. Bunlardan biri de Golgoi’deki (Athienou’daki) Arkaik-Helenistik dönemler arasına tarihlenen Aphrodit Golgoi Tapınağı’dır. Bu tapınağa, pişmiş toprak veya taştan yapılmış “teşekkür hediyesi”(“Adak hediyesi”) olarak güvercin model adakları sunulurken, kol, el, ayak, bacak ve değişik organlara ait model adaklar da sunulduğu tespit edilmiştir. Bu tür teşekkür hediyelerinin nedenlerini ana hatlarıyla irdelemekte yarar vardır. İkinci bir yaşamın varlığına ve tanrıların gücüne inanılmış olunması itibarıyla ölenlere, tanrılara ve özellikle de kutsal bir güce sahip olduğuna inanılanlara adak sunma inancı çok eski dönemlere dayanmaktadır. Tanrılara veya manevi güçlere sunulanlar, onlara duyulan şükran ifadesi veya teşekkür hediyesi olarak değerlendirilmektedir. Eskiden Kıbrıs, Anadolu, Mısır ve Mezopotamya’da tapınaklar ile mezarlara insan ve tanrı heykelleri, nazar boncukları, Skarabe (bok böceği) mühür, kıymetli mücevherler ve tılsım ile kötü güçlerden korunma amaçlı kişisel takılar adak olarak sunulurdu. Mısır’da Orta Krallık döneminden başlayarak (M.Ö 2040) 25’inci Hanedan Dönemi’nin sonuna kadar (M.Ö 657) mezarlar ile tapınaklara Sabti, Şavati ve Ushebti adı verilen gömü heykelcikleri iki nedenle konurdu. Birinci neden, bu heykellerin çürüyecek bedenin yerini almaları, ikinci neden ise ölüye öte dünyada verilecek angaryaları, ölenin bir işçisi olarak görülen bu heykellerin yapmalarını sağlamaktı. M.Ö VII. yüzyılda Babil ve Suriye’den Kıbrıs’a gelen Tanrıça Astarte ile Tanrıça Afrodit’e bereketi artırabilmek amacıyla para ve tuz adaklarının yanı sıra güvercin ile Fallus (erkeklik uzvu) da adak olarak sunulurdu. Doğu ülkelerine has olan böylesi bir uygulama Akdeniz’e (özellikle de Yunan ve Hıristiyanlık dünyasına) yayıldıktan sonra, çok uzun bir süre devam etmiş, ayrıca başarılı bir sağaltma karşısında hastaların göz, kulak, burun, üreme organı gibi uzuvların değişik maddelerden yapılmış modellerinin de manevi güçlere sunulmasına başlanmıştır. Bu inanç daha sonra Hıristiyanlık, onların aracılığıyla da Kıbrıslı Türklerin inançlarına “Boyuna mum” ve benzeri model adaklar şeklinde geçmiştir. Model adakları bu şekilde irdeledikten sonra, şimdi de esas konumuza devam edelim.

M.Ö IV. Yüzyıla tarihlenen Kıbrıs Baf sikkelerinde tanrıçanın simgesi sayılan gül ve güvercin betimleri bulunmaktadır. Yukarıda sözü edilen güvercinin kutsallığı inancı Kıbrıslı Türk ve Rumların inançları arasında da yer almaktadır. Bu nedenle yakın geçmişimizde (ve hatta şimdi bile) yeni evlenen çiftlere zifaf odasına girmeden önce bir çift güvercin yavrusu (güvercin palazı) yedirilmesi adettendi. Böyle yapılmakla yeni evlenen çiftlerin güvercinler gibi muhabbetli olacaklarına, aşklarının sonsuza kadar devam edeceğine ve güvercinler gibi çok çocuklarının olacağına inanılırdı.

Bugün bile, evlerde beslenen güvercinlerin tüketilmesinin o evin yıkılacağına, dağılacağına ya da o evin bereketinin kaybolacağına yorumlanmaktadır. Bu nedenle kutsal kişilere hakaret, ya da sağlık gibi çok önemli bir konu gündeme geldiğinde, kutsal kişilere çok değerli sayılan güvercin adağında bulunulmaktadır. Rum araştırmacılardan Maria Paraskevopoulou’nun bir Türk kadınla ilgili olarak yaptığı saptamalara göre, bir gün Aziz Basil törenlerinde kalabalık bir Hıristiyan topluluğu azizin ikonunu gezdirirken, kilisenin yanında oturan bir Türk kadın : “Ellerinde tahta tutup onunla yürüyen bu delilere bakın” diye alay edince vücudu hemen tahta gibi kurumuş. Azizeye ağlayıp yalvarmaya başlamış, merhametini dilenmiş ve sağlığını yeniden kazanması halinde ona güvercin kümesini verme adağında bulunmuş.

YILANA İLİŞKİN İNANÇ VE UYGULAMALAR

Mitolojide dünyanın biçimlenişi, Bolluk ve Bereket Tanrıçası’nın dünyaya ilk geldiği dönemde yarattığı Ofion adlı yılanla sevişmesine dayandırılmaktadır. Ancak, yılanla sevişmesinden utanan Ana Tanrıça, Ofion yılanını öldürür ve Hekate adı verilen kendi kendinin bir yarısıyla birlikte yeraltına gönderir. Bu nedenle Grekler, Persler ve Fenikeliler yılanı Astarte, Athena, Sağlık Tanrısı Asklepios (Aesculapius) ve Demeter'in kutsal hayvanı saymışlardır.

M.Ö IV. Bin yılında Yukarı Mısır’ın koruyucu tanrısı dişi akbaba iken, Aşağı Mısır kralının koruyucu tanrısı ise kobra yılanıydı. Bu yılan Mısırlılar tarafından kutsal sayılırken, kralın da egemenlik alameti olduğundan taç şeklinde yapılan betimleri başa takılırdı.

Anadolu’da Hitit öncesinde geyik, boğa, aslan, kartal, bazı kuşlar ve yılan kutsal sayılırdı. Ancak Hititlerin yılanı kutsal sayıp saymadıkları bilinmemektedir. Yine de kara büyü yapılmasını yasaklayan yasa maddelerini içeren Hitit yazılı belgelerinde, bir yılanı öldürürken başka birinin adını söyleyerek onun ölümünü dilemenin, ya da bir insanı dinsel bakımdan arındıracak bir ayinde kullanılmış olan malzemeyi yakarak yok etmeyip, birinin arazisine gömmek suretiyle büyü yapmanın suç sayıldığı öğrenilmektedir.

Kıbrıs’ta Eski Tunç Devri’ne tarihlenen (M.Ö 2300 - 1900) pişmiş toprak kaplardaki yılan kabartmalarının bolluk ve bereket tanrıçasını simgelediği ve onun kutsal hayvanı sayıldığı üzerinde durulmaktadır. Vounos’ta bulunan aynı döneme ait pişmiş toprak tapınak modelinde, çocuk tutan bir kadın, iğdiş edilmiş boğa (veya geyik), güvercin ve yılan tutan insan ile duvara asılı yılan betimleri bulunmaktadır. Konunun bir tapınak içinde geçtiği düşünülürse, buradaki betimlerin dinsel bir törenle ilgili öğeler olduğu düşünülmektedir. Sir G. Hill de yılanları bereket ve hasat tanrılarının simgesi olarak yorumlamıştır. Başka bir yapıtta ise, yılanın yeraltı tanrısıyla ve bir ölçüde de suyla ilgisi bulunduğu üzerinde durulmuştur.

1917 yılında Markides’in Arsos’taki Aphrodite Golgeia Tapınağı kazılarında bulunan ve Mısır etkisi taşıyan bir altın kolye üzerinde arı ve güney ile kuzey Mısır krallığının tacını giymiş durumda “Uraei” olarak bilinen iki yılan tasviri vardır. (Bu kolyelerin benzerleri Arsos ile Girne Kanalizasyon kazılarında bulunan figürinlerde de tespit edilmiştir)

Soli Cholades tapınaklarında yapılan arkeolojik kazılarda M.S III. Yüzyıl Roma devrine tarihlenen ve bolluk-bereketi simgeleyen içi meyvelerle dolu bir heykele ait Cornucopia (bereket boynuzu) üzerinde, yine aynı şekilde bolluk ve bereketi simgeleyen bir karayılan sarılı durumdadır. Buradaki yılan daha ziyade bolluk ve bereketin koruyucusu olarak görülmektedir. (Cornucopia ile ilgili söylenceye göre Zeus doğunca ona İda Dağı’ndaki mağarada Amaltheia adlı bir Nympha dadılık yapar. Onu keçi sütü ile besler. Daha sonra bu keçinin boynuzunu Zeus kırar; buna da Bereket Boynuzu anlamına gelen Cornucopie adı verilir. Her daima ağzına kadar meyve doludur)

Anadolu folklorunda Sivas Divriği, Kars yöresi ve Konya Ermenek’te yılanın kutsallığına, evin bekçilik ile sahipliğini yaptığına ve evin koruyucusu olduğuna inanılmaktadır. Bu nedenle bu yılan öldürülmez. Kars yöresinde bu gibi kara, beyaz ve alacalı yılanlar “Kelagali ev yılanı” olarak bilinmektedir.

Kıbrıslı Türk ve Rumlar da karayılanın kutsallığına inanmaktadırlar. Kıbrıslı Rumlar, Ballura olarak bilinen ağaçlardan çıkan karayılanları tanrıça Artemis, Afrodit, ya da Meryem Ana’nın özelliklerini taşıyan Azize Marina olarak tahayyül etmektedirler. Kıbrıs Rum folklorunda Azize Marina’yı temsil ettiğine inanılan karayılanların kendine ait tapınaklar ile insanları koruduğuna, Tymbou köyü ile Limasol deniz kıyısındaki Marina Kilisesi'nin yanında bulunan “Ballura” ağacından çıkan karayılanın hastalara şifa dağıttığına ve Limasol’daki uyuyan çocuklar ile aşıkların da koruyucusu olduğuna inanırlar. Bu nedenle yılanları öldürmezler. Tymbou köyünde bulunan büyük bir Ballura’nın kökündeki Azize Marina Şapel’inin karayılan şekline girmiş Azize Marina tarafından korunduğuna inanıldığından, bu balluranın altında çocukların üç kez cirilenmeleri adettendi. Böyle yapılması halinde azize Marina’nın orada cirlenen çocukları koruyacağına inanılırdı.

Kıbrıs genelinde karayılanın evin “bereketi”, “bekçisi”, “uğuru”, “tılsımı”, “sahibi”, “perisi” ve “gölgesi” olduğuna inanılmaktadır. Bu nedenle çok eskiden beri evlerdeki karayılanların öldürülmesi günah sayılmaktadır. Bir evdeki yılanın öldürülmesi halinde o evin yıkılacağı, eve uğursuzluk çökeceği ve yılanı öldürenin bir yıl içerisinde (“senesi dönmeden”) öleceği varsayılmaktadır.

Bir evde yeni doğan bir çocukla birlikte Filya adıyla bilinen bir karayılan da ortaya çıkarsa, bu yılanın çocuğun uğuru, gölgesi, sihri, bekçisi ve koruyucusu (suru) olduğuna inanılmaktadır. Çocukla birlikte ortaya çıkan bu yılan, onunla birlikte büyür, üzerine çöreklenerek uyur ve çevresinde dolaşarak onu kötülüklerden korurdu. Böyle bir yılanın öldürülmesi halinde çocuğun da hemen ya da kırkına varmadan öleceği varsayılırdı.

Doğan çocukları sürekli öldüğünden “çocuk yaşatmayan kadınlar” olarak anılan kadınlar da, son doğan çocuklarının ölmemesi için evlerinde karayılan beslerlerdi. Bu olgu, yılanın bolluk ve bereketin koruyucusu olma niteliğine bir örnek teşkil etmektedir.

Kıbrıs’taki Evliya menkibelerinden biri de yılanlarla ilgilidir. Rivayete göre, şu anda Aşağı Baf’taki Hasan Ağa Tekkesi’nde mezarları bulunan Hacı Mehmet Buba ile Hacı Mehmet Buba’nın sürülerini bekleyen Arap lalası keramet sahibi kişilermiş. Bunlar biri beyaz, diğeri ise siyah yılan şekline girerek insanlara görünürlermiş. Bir seferinde bu türbeden çıkan iki yılanı Dip Baflılar öldürmeye teşebbüs etmiş. (Diğer bir söylenceye göre Hacı Mehmet Buba’nın mucizeler yaratmadığına inanan Aşağı Baflı bazı Türk ve Rumlar ona hakaret edip taşlamışlar) Bunun üzerine kollarını havaya açan Hacı Mehmet Buba onları “İnşallah 40’ınız 41 olmazsınız” diye lanetlemiş. O günden sonra da Dip Baf’ın nüfusu 40’ı geçmemiş. 

DEVAM EDECEK

Bu haber toplam 1017 defa okunmuştur
Adres Kıbrıs 199. Sayısı

Adres Kıbrıs 199. Sayısı

Önceki ve Sonraki Haberler