1. HABERLER

  2. DERGİLER

  3. Ana Tanrıça Kültü’nün Kıbrıs Folklorundaki İzleri (3)
Ana Tanrıça Kültü’nün Kıbrıs Folklorundaki İzleri (3)

Ana Tanrıça Kültü’nün Kıbrıs Folklorundaki İzleri (3)

Ana Tanrıça Kültü’nün Kıbrıs Folklorundaki İzleri (3)

A+A-


Tuncer Bağışkan

ÇAM AĞACINA İLİŞKİN İNANÇ VE UYGULAMALAR

Çam ağacı antik çağlarda Ana Tanrıça’nın sevgilisi Adonis’i temsil ederken, tanrıçanın kutsal ağacı da sayılırdı. Adonis’in, Yunan, Sümer, Hitit, Babil ve Fenike kaynaklarından antik çağdaki Yunanlılara dek uzanan türlü öyküleriyle, bu öykülerin türlü anlatımları vardır. Kıbrıs, Yunanistan, Babil ve Fenike kaynaklarında adı Adonis, Sümer kaynaklarında Tammuz (Temmuz ayı adını ondan almıştır) veya Dumuzi, Suriye kaynaklarında Adon ve Frig kaynaklarında ise Attis olarak geçmektedir.

Adonis söylencelerinde simge yoluyla anlatılmak istenen; tohumların ilkbaharda çimlenerek doğanın canlanması, yazın ise otların kurumasıyla doğanın canlılığını yitirmesidir. Kısacası, doğayla yaşamın süreklilik ile birlikteliği anlatılmaya çalışılmaktadır.

Yunan mitolojisine göre Adonis mersin ağacına dönüştürülen Myrrha’dan doğunca, güzelliğine vurulan Afrodit onu büyütüp beslemesi için yeraltı tanrıçası Persophone’ye vermiş. Ancak Persophone de Adonis’e aşık olmuş. Böylece iki tanrıça arasında anlaşmazlık baş göstermiş. Bunun üzerine tanrılar tanrısı Zeus devreye girerek Adonis’in bir yıllık sürenin dört ayını Persophone’nin yanında, dört ayını Afrodit’in yanında, geriye kalan dört ayınıysa dilediği yerde geçirmesine karar vermiş. Ancak Adonis, kendine tanınan dört aylık süreyi de Afrodit’in yanında geçirmeye karar verince bunu kıskanan tanrılar (Artemis veya Ares) Adonis’in üzerine bir yaban domuzu göndererek onun kasığından yaralanıp kan kaybından ölmesine neden olmuşlar. Bu konu Suriye, Kıbrıs ve Hitit kaynaklı efsanelerde (örneğin; Hitit bereket tanrısı Telepinu efsanesi ile) bir benzerlik göstermektedir. Anadolu kaynaklı anlatımlarda, Kybele’nin sevgilisi olan Attis, Persenus kralının kızıyla evleneceği gün, buna kızan Kybele düğün yerinde onu çıldırtmış ve bir cinnet anında kendi kendisinin erkekliğini bıçakla kesmesini sağlamış. Attis’e acıyan tanrılar (veya Kybele) onu çam ağacına dönüştürmüşler. Bu nedenle Bereket Tanrıçası’nın simgesi çam ağacı ya da çam kozalağı olmuş olur.

Halikarnas Balıkçısı’nın “Altıncı Kıta Akdeniz” adlı yapıtında, Anadolu ve Roma inançlarına göre, Ana Tanrıça’nın rahibi olabilmek için erkeklik uzvunun bir törenle kesilmesi ve bunun toprağı döllemesi inancıyla tanrıçanın yontusunun önündeki toprağa gömülmesi gerektiğinden söz edilmektedir. Eski Suriye ve Mısır’da ise Adonis’in ölümünü anmak için kadınlar tarafından “Adonia” diye bir yas yortusu düzenlenirdi. Sümer ile Hitit kaynaklarında bu söylence Hitit Bereket Tanrısı Telepinu efsanesinde geçmektedir.

Antik çağlarda kutsal sayılan çam ağacı, Kıbrıs Halkbilimi incelemelerinde de manevi güçleri barındıran kutsal bir ağaç olarak karşımıza çıkmaktadır.

1 Herhangi bir dileği ya da hastalığı olan Kıbrıslı Türk ve Rum kadınlar Biladan (Çınarlı) köyündeki kızılçama (Değirmi Çam’a) adakta bulunurlardı. Dilekleri gerçekleşince de adaklarını yerine getirirlerdi. Şimdi bile ağaca başörtüsü, çaput parçası gibi kumaşların bağlanmasına devam edildiği gözlemlenmektedir.
2 Daha önce de belirttiğim gibi çok eskiden Platanisso (Balalan) köyünde, şimdilerde yeri unutulan ve “Tapınak Ağacı” olarak bilinen bir çam ağacı vardı. Köy sakinlerinden Şerife Mulla Nine, ağacın yerinin tespit edilmesi halinde gözleri görmeyen torununun sağlığa kavuşması için şöyle bir adakta bulunduğunu bilgime getirmişti: “Bu ağacın yeri bulunursa, çocuğum görsün diye ağaca düğün yapacağım.. üzerine kırmızı ve beyaz mantin (kurdele) başlayacağım. Deblek götürüp çocuğa çaldıracağım. Etrafını oynayarak dolaşacağım”.
3 Çam ağacının özelliklerinin insana benzediğine, insandan dönüşme olduğuna ve bu nedenle de insanlara şifa verdiğine inanılmaktadır.
4 Hastaları sağaltmak için ovaya gidilip küçük bir çam ağacı (‘çam torunu’) bulunur ve ağacın ucu sıtma, sarılık, ısgattaro (siğil) ve diğer hastalıklara yakalanmış olan hastaların adına eğilerek üzerine ağır bir taş konurdu. Bu arada hastaların sağlıklarına kavuşmaları halinde konan taşın kaldırılacağı adağında da bulunulurdu. Böylece sağlıklarına kavuşan hastalar vaat ettikleri adağı yerine getirirlerdi.

DİĞER AĞAÇLARA İLİŞKİN İNANÇ VE UYGULAMALAR

Manevi güçler çok eski dönemlerden başlayarak çeşitli şekillerde tahayyül edilirlerdi. Manevi inançlara bağımlı olarak sırasına göre hayvanlar, gök taşları, dağ tepeleri, koruluklar, mağaralar, su kaynakları, dereler ve özellikle de ağaçlar bir tanrı yerine konduklarından, bunların çevrelerinde çalgılı ve oyunlu dini törenler düzenlenirdi.

M.Ö II. Bin yılında Suriye ve Lübnan civarında oturan Fenikeliler ağaçlara “BAAL-THAMA” şeklinde taparlardı. Burada Ana Tanrıça Astarte Kültü “Aphacan Aphrodite” şeklinde bir gelişme göstermiştir.

George Hill’in “History of Cyprus” adlı yapıtında, Kıbrıs’taki Ayia İrini (Akdeniz) köyü kazılarında ele geçen Arkaik dönem buluntuları arasındaki figürinlerde Fenike etkilerini taşıyan ve “kutsal ağaç” olarak tanımlanan üç filizli ağaç figürinlerinin ele geçtiği öğrenilmektedir. Aynı figürinler Vouni Sarayı, Arsos, Girne ve diğer yerlerde gerçekleştirilen arkeolojik kazılarında da bulunmuştur.   

Genel olarak su birikintilerin kenarlarındaki ağaçların ziyaret edilmesi, altlarında tanrılara kurban kesilmesi, çalgılı ve oyunlu dini törenler düzenlenmesi ve dallarına çaput bağlanması gibi inançların kaynağı antik çağlara dayanmaktadır. Yakın geçmişimizde ağaçlara ilişkin benzer inanç ve uygulamalar Kıbrıs insanının bir yaşam biçimiydi. Antik çağlarda Ana Tanrıça ile diğer tanrılara, ağaçlara çaput parçası ile saç bağlamak gibi adaklarda bulunulurken, daha sonraları Ana Tanrıça’nın yerini alan Meryem Ana’ya, azizler ile azizelere, türbelere, mezarlara ve şehidalara aynı adakların yapılması devam etmiştir.

Maria Paraskevopoulou’nun tespitlerine göre Larnakalı Rumlar “Fanoromeni Bakiresi” olarak andıkları kiliseyi ziyaret ettiklerinde kilisenin demir parmaklıklarına ya da oradaki ağaca mendil, hastanın elbisesinden kestikleri kumaş parçalarını ya da başlarından kestikleri saç demetini bağlarlardı. Türkler de benzer kiliselere, türbelere, ağaçlara ve mezar gibi yerlere aynı biçimde adakta bulunurlardı. Örneğin; Girne’de başı ağrıyan Türklerle Rumların Crysokava taş ocağındaki kaya kilisesini ziyaret ettikleri, oradaki kuyudan su içtikleri, yanındaki incir ağacının bir dalına başlarından kestikleri saç demetini bağladıkları ve böyle yapılması halinde baş ağrılarının geçeceğine inanıldığı Rupert Gunnis tarafından kayda geçirilmiştir.

Kıbrıs’taki bazı ağaçlar da kutsal sayılan bazı delikli taşlar gibi “Gali Yenega” (İyi kadın) adıyla anılır ve bu ağaçlara hastaların elbiselerinin ucundan kesilen kumaş parçaları bağlanırdı. Aynı biçimde çalılara çaput bağlanması, bir dalının yere eğilip üzerine taş konması ve oraya bir soğanla bir dilim ekmek bırakılması adettendi. Bildiğimiz kadarıyla, antik dönemlerde hastaların adına tanrılara taze meyve, yağ, şarap ve ekmek sunulurdu. Kıbrıs’ta sıtma hastalığına yakalanan Rumlarla Türkler, sağlıklarına kavuşmak için manevi gücünü kanıtladığı varsayılan kişilere soğan adağında bulunurlardı. Bunlardan biri de Lefke Yukarı Cami avlusundaki Vezir Osman Paşa’nın 1839 tarihli mezarıydı. Çalılara veya adak yerlerine soğan bırakma inancının “sarılık” ya da “sıtma” (Malarya) hastalığının evin dışına çıkması, ya da hastalığın soğanın bırakıldığı yerde kalması biçiminde açıklanmaktadır. Bazı yerleşim birimlerinde hastalıklar karşısında üç ya da dört yol ağzına soğan atılması, bereket tanrıçasının bir yarısını oluşturan Hekate’yi çağrıştırmakta; bereket tanrıçası ile çalıların birlikte düşünülmesine neden olmaktadır.

GÜL İLE GÜL AĞACINA İLİŞKİN İNANÇ VE UYGULAMALAR

Antik dönem yazarları Afrodit’i “Denizdeki köpüklerden doğmuş gül” olarak tanımlarlarken, bazı yazarlarsa akarsuların Afrodit Anadyomene’ye, su kaynaklarınınsa Afrodit’in sevgilisi olan “Gül yanaklı Adonis”e ait olduğu üzerinde durmuşlardır.

Söylenceye göre; Adonis’in Afrodit’e aşkını kıskanan Savaş Tanrısı Ares, yabandomuzu kılığına girerek Adonis’e saldırır. Olayı Kıbrıs’taki İdalion (Dali) çevresinde gören Afrodit, Adonis’ı kurtarmak için koşmaya başlayınca, batan dikenlerden ayakları parçalanır ve akan kanlar o zamana kadar beyaz olan gülleri kırmızıya dönüştürür.

Bugüne kadar Kıbrıs, Suriye, Nemrut ve Etrüsk’te ele geçen Ana Tanrıça’nın (Astarte) çıplak tasvirlerinin yanında, genellikle çam ağacı (ya da ağaç), çam kozalağı ve gül (rozet) betimlerinin yer aldığı görülmekte ve bunların doğulu Tanrıça Astarte’nin simgesi olduğu üzerinde durulmaktadır. Tüm bu bilgilere ve şimdiki Yeroşibu’nun olduğu yerdeki “Afrodit’in Kutsal Bahçeleri”nde gül yetiştirildiği yolundaki bilgilere dayanarak, gülün Afrodit’e bağlanması olası görülmektedir.

Yakın geçmişimizde kırmız güller (ve nar ağacı) genellikle sağlıklı bir insanı çağrıştırmaktaydı. Hasta olan ya da sarılık geçirenlerin sağlıklarına kavuşmaları ya da gül gibi kırmızı olmaları için, gül ağacına hastanın yemenisi ya da elbisesinin bir parçası asılırdı. Bu inancın kaynağı bilinmiyor olmasına karşın, antik çağlardan gelme bir inanç olduğu rahatlıkla söylenebilir görüşündeyim. (Bazı şeyleri özdeşleştirerek yapılan hareketlerin, bütünde de aynı etkiyi yaratabileceğine ilişkin inanç)

Kıbrıs’ın yakın geçmişinde sarılığı sağaltmak için hastanın başı kırmızı bir yemeniyle (başörtüsüyle) örtülür ve 1 ½ Yasin okunarak başucunda sıcak iki ‘bitta’ (yufka) birbirine tokuşturulurdu. Bu işlem üç gün tekrarlanır ve her işlem sonrasında yufkalar evin dışına atılır, yemeniyse bir gül ağacına örtülürdü. Yufkaların evin dışına atılmasıyla sarılığın da evin dışına atılmış olacağı, yemeninin gül ağacına örtülmesiyle de hastanın gül gibi kırmızı olacağı varsayılırdı.

Kıbrıs’ta loğusaların başına kırmızı yapay bir gül takılması halinde bu gülün “Albastı Karısı”na (Albasması’na) karşı onları koruyacağına inanılırdı.

Gülü kutsal sayma inancı Türkiye’deki Hıdırellez günü kutlamalarında da görülmektedir. Ancak, bu inancın, eskiden Kıbrıs’ta olmadığı ve 1974 yılından sonra Türkiye’den gelen takvimlerden öğrenildiği, 1945 doğumlu olan teyzem Suna Hacıçorba tarafından bilgime getirilmiştir. Türkiye’de 5 Mayıs’ı 6 Mayıs’a bağlayan gecede, bir gül ağacının dibine, arzulanan şeyin bir çiziminin (ya da resminin) konması halinde, dileğin gerçekleşeceğine inanılmaktadır. Şimdilerde Kıbrıslı bazı okumuş kadınların, evde kalmış kızların evlenebilmeleri için böyle bir uygulamaya gidilmesini önerdikleri söylenmektedir.

HASTALARI YUVARLAMAKLA (‘CİRİLEMEKLE’) İLGİLİ İNANÇ VE UYGULAMALAR

Antik çağlarda Ana Tanrıça Tapınağı’nın (ve diğer tapınakların) çevrelerinde müzik eşliğinde oyunlar oynanarak dini törenler yapıldığını daha önce de söylemiştik. Tapınakların çevrelerinde hoplayıp zıplayarak oynamanın bir bakıma kötülüklerden arınmak, ya da kötü ruhların bedenden çıkmasını sağlamak amacıyla yapılmış olabileceği düşünülmektedir.

Yakın geçmişimizde, hastaları sağaltmak için onları kutsal yerlerde, dört veya üç yol kavşaklarında, mezarların üzerinde, sunak önlerinde, kiliselerin ya da camilerin giriş kapılarının önündeki rampada ve başka yerlerde üç defa yerde yuvarlamak (‘cirilemek’) adettendi. Böyle yapılması halinde hastalığa neden olan kötü ruhların bedenden dökülüp hastalığın orda kalacağına, böylece hastanın şifa bulacağına inanılırdı. Bu yerlerden birinin de Haydarpaşa Camisi’nin batı kapısının önündeki rampa olduğu belirlemesinde bulunulmuştur.

DEVAM EDECEK

 

Bu haber toplam 599 defa okunmuştur
Adres Kıbrıs 195. Sayısı

Adres Kıbrıs 195. Sayısı

Önceki ve Sonraki Haberler