1. YAZARLAR

  2. Sevgül Uludağ

  3. Amarget’ten Topçuköy’e…3
Sevgül Uludağ

Sevgül Uludağ

0090 542853 8436/00357 99 966518
Yazarın Tüm Yazıları >

Amarget’ten Topçuköy’e…3

A+A-

Muratağa’da (Maratha) saklanmayı başarabildiği için mucizevi biçimde hayatta kalan ve katillerin elinden canını kurtaran Şafak Nihat, çöplükte oynarken Muratağa’daki toplu mezarını keşfeden çocuktu… Çöplük civarında oynarken çöplüğün şeklinin değişmiş olduğunu fark etmiş ve çöpler arasından küçük bir elin göründüğünü keşfetmiş, koşarak bunu büyüklerine haber vermişti… Burası kadınlar ve çocukların ağırlıkta olduğu Muratağa ve Sandallar’dan köylülerinin ve sınıf arkadaşlarının öldürülerek gömüldükleri toplu mezarlardı… Bu toplu mezarlar açılırken de oradaydı küçük Şafak Nihat ve o toplu mezarlardaki dehşete bizzat tanık olmuştu…

Yaşamış olduğu bu korkunç travmalar için hiçbir zaman herhangi bir biçimde psikolojik destek verilmedi kendisine – önce EOKA-B’cilerin evlerine gelerek kendisini ve ailesini ararken yaşadığı dehşet, saklandığı yerden “Aman kalp atışlarım çok hızlı, belki de duyup beni bulacaklar ve öldürecekler” korkuları… Onu bulamamışlar ve kesin bir ölümden kurtulmuştu, yaşayacak ve Muratağa’daki toplu mezarı bulacak, mezar açılırken de orada bulunacaktı…

Şafak Nihat şu anda bir ilkokul öğretmeni…
“Hani okulda çocuklar hasta olup kusar ya? Ben bundan hiç iğrenmem… İğrenme duygusunu yitirdim” diyor… Ancak toplumlarımız Şafak Nihat’ın ve onun gibi bu tür korkunç şeylere tanıklık etmiş olanların neler yaşamış olduğuna, ne tür acılar çektiğine pek fazla kafa yormuyor… Aksi halde, küçük Şafak Nihat daha o günlerden psikolojik destek görmeliydi… Oysa bu hiçbir zaman yaşanmamış…

Kıbrıs bir savaş bölgesidir – şu anda var olan tek şey bir “ateşkes”tir. 1958’lerde, 1963-64’te ya da 1974’te insanların yaşamış olduğu travmalarla başedebilmeleri için hiçbir zaman sistematik psikolojik destek sağlanmamıştır…

Annem kütüphaneciydi ve sürekli olarak kütüphaneye gelen ve annemle oturup konuşan bir üye vardı… Sürekli titremeleri vardı bu şahsın… Annemin daha sonra bana anlattığına göre komutanı bu Kıbrıslıtürk’e bazı Kıbrıslırumlar’ı öldürme emri vermişti ama “Sakın kurşun harcama, onları bir telle boğ” demişti… Adam bunu yapamamış, cezalandırılmıştı… Komutanı gelip onlara bu Kıbrıslırumlar’ı bir derenin içinde bir telle nasıl boğacaklarını bizzat göstermişti! O gün adam mahvolmuş ve bir daha düzelememişti – sürekli titremeleri vardı ve bunları durduramıyordu – bu titremeler ona yaşamı boyunca eşlik edecekti… Kütüphanede annemle konuşarak biraz yatışıyordu – savaşın korkunç yüzüyle göz göze gelip mahvolmuş bu adamın hikayesini annem bana daha sonra anlatıyordu…

Bir arkadaşımla kısa bir yolculuğa çıkıyoruz, babası öldürülmüş, kendisi
de annesinden yıllarca ayrı yaşamak zorunda bırakılmış… Annesi toplu tecavüze uğramış ve zar zor kaçarak hayatını kurtarmıştı… Annesi sonsuza dek korku içinde yaşayacak, evlerine gittim, kapılarda o kadar çok kilit ve peki var ki… Bir cinayetin ve toplu tecavüzlerin dehşeti sonsuza dek açık bir yara gibi kalacak onda… Ancak toplumlarımız hiç bu kadının ve evlatlarının ne tür bir dehşet yaşamış olduğu hakkında fazla kafa yormuyor…

Bir keresinde babası “kayıp” olan bir “kayıp” yakını bana eğer babası “kayıp” olmamış olsaydı, kendi evlatlarına çok farklı davranıyor olabileceğini anlatmıştı… Tek bir dakika bile çocuklarını gözünün önünden ayırmak istemiyordu, birkaç saatliğine dışarı çıksalar adam dehşet içinde kalıyordu, “Elimde değil” diyordu bana, “inan elimde değil…”

Kıbrıs en azından son elli senedir çatışmalar yaşamış bir ada olarak pek çok travmaya sahip… Bu travmaların hiçbiri sistematik biçimde tedavi edilmemiş… Bu travmaları gömebileceğinizi düşünebilirsiniz ancak bunlar öyle bir gün gelir ve patlar ki çok daha büyük zarara yol açabilir… Travmaları ne kadar derine gömmeye çalışırsanız çalışın, mutlaka bir yol bulup ortaya çıkarlar ve sizi en beklemediğiniz anda yakalarlar…

Keşke toplumlarımız “mış gibi yaparak” yaşamasaydı, korkunç travmalarla boğuşmakta olduğumuzu inkar etmekten vazgeçecek cesaret ve insancıllığa sahip olsalardı, böylece gelecek kuşakları da etkileyebilecek bu yaraların sarılmasına bir yerden başlanabilirdi…

Bu yazı toplam 1244 defa okunmuştur.
Önceki ve Sonraki Yazılar