1. HABERLER

  2. DERGİLER

  3. ALMANYA’NIN STUTTGART ŞEHRİNDE 15 GÜN
ALMANYA’NIN STUTTGART ŞEHRİNDE 15 GÜN

ALMANYA’NIN STUTTGART ŞEHRİNDE 15 GÜN

Arkadaşımla yolda giderken trafik lambalarının yanmadığını fark ettik, sonra alış-veriş merkezinin park alanına giremedik çünkü kart alamadık. Elektrikler gitmiş. Etrafta şoklarını yaşayan Almanlara rastlamak beni güldürdü.

A+A-

Filiz Uzun

Daha önce 27 yıllık dostum Nahide Eskioğlu ile 19 yıl aradan sonra Yunanistan’da ilk buluşmamızı yazmıştım adres kıbrıs dergisinde, daha sonra Kıbrıs’ta 15 günlük tatilimizi. Yine bu sayfalardan söz vermiştim okuyucularıma bir sonraki tatilin Stuttgart’ta olacağını. Ve evet bu yaz da Stuttgart’ta yaptık tatilimizi yine birlikte.  

STUTTGART’TA İLK İZLENİMLER

Elbette Almanya hakkında herkes kadar benim de biraz fikrim vardı gitmeden önce. Temiz bir ülke, disiplinli insanlar, oturmuş bir sistem, güzel bir doğa vs.. aslında bu kadarını beklemiyordum desem yalan olmaz. Yani çok soğuk olacağını düşünüyordum ama sanırım Kıbrıs’tan sıcak havayı da alıp gitmişim beraberimde. Zaman zaman yağmurlu ama ardından güneş çıktığı için gezmek için ideal şartlar vardı. Bol bol gezdik.

*Doğaya bu kadar değer veren başka toplumlar da var elbette fakat Stuttgart’ta her ağaç, her toprak kırıntısı, her çiçek değerli. İnsanların en önem verdikleri şey bu. Doğayı kirleten her insan düşmanları, doğayı bozacak her uygulamaya da karşılar. Anında uyarıyorlar veya engellemek için ellerinden geleni yapıyorlar. Doğaya aşık oldum resmen.

*İlk büyük şaşırmamı markette yaşadım; kasalarda poşet yok. Herkes çantasını getiriyor ya da alış-veriş yaptıkları eşyalarını tekrar alış-veriş arabasına yükleyip arabalarının arkasındaki torbalarına yerleştiriyorlar. Ne kadar az naylon o kadar sağlıklı doğa.

*Her atık maddeyi istediğiniz çöpe atamıyorsunuz. Her an evinizdeki çöpü dışarıya atacağınız bir çöp kutusu yok. Plastikler için haftanın belli günü çöpler atılıyor (içleri yıkanıp atılıyor çöpe), yemek artıkları ayrı, kağıtlar ayrı, şişeler ayrı. Her mahallede büyük çöpler var. Şişeler için bile ayrı ayrı. Renksiz şişeler, renkli şişeler, plastikler. Giymediğiniz kıyafetler için bile bölümler var. Belediye çalışanları onları yıkayıp ütüleyip ihtiyaçlılara dağıtıyor. Hiçbir şey ziyan olmuyor mutlaka dönüştürülüyor.

*Herkesin bir hayvanı var evinde. Sokaklarda tek bir başı boş köpek ya da kedi görmedim. Eğer yetiştirdiği hayvanına bakamıyorsa asla sokağa bırakmıyorlar. Barınağa götürüp oraya bırakıyorlar. Gerçekten geçerli bir mazereti olmayan zaten bırakmıyor. Sokaklarda herkesin elinde gezdirdiği bir köpeği var. Yaşlısı, genci herkes. Buna rağmen sokakta tek bir hayvan pisliği göremiyorsunuz. Her türlü ayrıntı düşünülmüş. Köpeğini gezdiren yanına bir torba alıyor fakat eğer unutmuşsa dert değil çünkü her köşe başında bir torba kutusu ve pisliği atabileceğiniz çöp var. Bunları en ıssız yerlerde, ormanların içinde dahi bulabilirsiniz. Her mekana, her restorana, kafeye köpeğinizle girebilirsiniz. Giremeyecekleriniz biliniyor zaten.

BİSİKLET, BİSİKLET, BİSİKLET…

*Görmekten en keyif aldığım şey ise bisikletli insanlar. Herkesin evinde mutlaka 1-2 bisiklet var. Yaşlısı, genci, orta yaşlısı, çocuğu herkes bisiklet sürüyor. Her yolda bisiklet yolu da var. Parklarda gezerken 3 yaşındaki bir çocuğu nene veya dedesiyle bisiklet sürerken görmek inanılmaz keyifli. Bisiklet hem spor amaçlı hem de taşıma aracı olarak kullanılıyor. Mini etekli ve topuklu ayakkabısıyla bisiklet süren bir kadın da görebilirsiniz, takım elbisesiyle süren de. Spor amaçlı sürmek isteyenler arabasının arkasına takıp bir ormana gidiyor bisikletiyle, saatlerce ormanın içinde sürülecek yollar var.

*Yaşlılara saygı. Arkadaşımın daha önce çalıştığı, bizim “Yaşlılar Evi ya da Huzur Evi” dediğimiz ancak Almanların “Senyörler Evi” dediği iş yerini de ziyaret ettim. Dışarıdan 5 yıldızlı bir oteli andıran bir bina. İçerisi pırıl pırıl. Genellikle bu tür yaşam yerleri parkların içinde yer alıyor. Sağlıklı ve mutlu yaşamaları için gerekli her şey var. Sosyaller. Dışarıya çıkıp geziyorlar. Engelli olanların dahi kendi başına gezebileceği elektrikli sandalyeleri var. Kimseye bağımlı değiller. Tertemizler. Buralarda sadece birkaç saat çalışan ve sadece sosyal aktivitelerinden sorumlu olan çalışanlar da var. Kadınların saçını yapıyorlar, kitap okuyorlar, birlikte geziyorlar. Hayvanat bahçesine kendi başına gelen hem çok yaşlı hem de engelli bir kadını gördüğümde çok şaşırmıştım. “Tek başına mı geziyor” demiştim istemsiz olarak.

*Eğlenmek ve bira içmek onlar için vazgeçilmezdir. Ne kadar yoğun çalışırlarsa çalışsınlar Cuma 12.30’da iş bitiyor. Ve “German House”  dedikleri bira evlerinde keyif yapıyorlar. İş stresinden uzaklaşmak, rahatlamak için en önem verdikleri şey. Elbette bir çoğunu ben de denedim ve bayıldım.

YEMEK KÜLTÜRÜ ZAYIF

*Yemek kültürleri neredeyse sıfır. Tek yemekleri şinitsel ve sosis. Bir de hamur makarnası. Parça parça hamuru kızartıp şinitselin yanında servis ediyorlar ve tabii sos. Hepsi bu. Ekmekleri harika. Her çeşit ekmek var. Üzümlü, fıstıklı, ay çekirdekli, esmer ekmek. Simitleri de çok güzel. Fırınları çok meşhur. En ünlü tatlıları Kasekuchen ve Bienenstich iki hamur arasında ilginç bir çeşit muhallebili tatlı. Ben beğendim. Ama hepsini bitirmek mümkün değil. 

foto2-001.jpg

*Çok fazla giyim markaları yok, genellikle başka ülkelerden getirtiliyor. Rahat ve ortopedik ayakkabı tercihleri, ancak kıyafet çok önemli değil. Giyime çok para harcamıyorlar. Bu yüzden Stuttgart’ta çok terzi var. Tamir ediyorlar, asla atmıyorlar hatta gömleğin yakası yıpranınca ters çevirtip yine kullanıyormuş bazı Almanlar... Para biriktirmeyi seviyorlar ve tatile harcamayı da.

*Orada kaldığım 15 gün boyunca hiçbir sokakta hız kamerası görmedim. Hız levhaları var o kadar. Herkes de o sınırlamalara uyuyor. Polis de neredeyse hiç görmedim. Bir tek yol tamiri olan yerlerde bir-iki kez rastladım.

*Stuttgart Mercedes’in üretildiği yer. Bolca Mercedes gördüm doğal olarak. Ve arabalar hep son model. Meğer eski 7-8 yıllık araçların (onlara göre eski) yüksek vergisi var. Bu yüzden satıp yeni almak daha mantıklı. Bu aralar dizel araçları yollardan kaldırma çabaları var. Elektrikli araçları yollarda çoğaltma amacındalar.  

KİMİLERİ KORKAR, KİMİLERİ GÜLER!

*Ben oradayken ilginç bir 30 dk yaşadık Stuttgart’ta. Arkadaşımla yolda giderken trafik lambalarının yanmadığını fark ettik, sonra alış-veriş merkezinin park alanına giremedik çünkü kart alamadık. Elektrikler gitmiş. Etrafta şoklarını yaşayan Almanlara rastlamak beni güldürdü. Özellikle bir Alman bayan arkadaşımı durdurup “sakın hareket etme çok tehlikeli” dedi, yüzü korku dolu ifadeyle. Ben “Zavallı acemi Almanlar,  bu bizde hep oluyor,” dedim. Biz sürüp gittik tabii. Jeneratörleri bile yok her yer karanlığa büründü. Arıza 30 dakikada giderildi.

*Arkadaşımın eşi “burada polise ihtiyaç yok, yaşlı Almanlar bu işi yapıyor” dedi. Biri yere çöp mü attı. Hemen kibarca çöpünüzü almanız için uyarıyor. Yanlış park ettiyseniz de aynı. Kimse de onları terslemiyor. Ne kibarlar.

EĞİTİM VE ÇEVRE

*Kreş ve ilkokullar da hep parkların içinde ve etrafları duvarlarla örülü değil. Okul bahçesinde kocaman bisiklet park yerleri var, çocuklar okula bisikletlerle gidiyor. Her mahallede okul var zaten evlerine yakın. Çocuklar parktan çöp toplama günleri yapıyorlar. Ve her maddenin doğaya ne kadar zarar verdiği anlatılıyor onlara, ta kreşte. Eğitim böyle bir şey.

*Ağustos ayı Almanya’nın tatil ayı. Herkes en az 3 hafta, en çok 4 hafta tatil yapıyor. Genellikle başka şehirlere gidiyorlar. Genellikle restoranların çoğu Yunanlılar tarafından çalıştırıldığı için birçok yer kapalı Ağustos’ta. Kazanacakları paradan daha önemli tatil orada herkes için. Okullar da tatil. Devlet dairelerinde izin sırasında öncelik çocuklu çalışanların, sonra da çocuksuzlar.

*Her ülkeden insanların bir arada yaşadığı bir şehir burası. Arkadaşımın yaşadığı binada her milletten insan vardı. Yunan, Türk, Rus, Gürcü, İtalyan. Alt kattan İtalyanca konuşmalar gelirken üstten Türklerin seslerini duyabiliyorsun. Uyum içinde yaşıyorlar. Sistem belli, uymazsan gidersin.

AKLIMIZIN ALAMAYACAĞI UYGULAMALAR

En şaşırdığım uygulama ise, bir kentte yapılacak herhangi bir değişiklik o bölgede yaşayan insanların oyuna sunuluyor. O kentin başkanı yapılacak değişimin gerekçelerini, neler yapılacağını, harcanacak ve bu iş için ayrılan parayı açıklıyor. Halk ölçüp biçiyor. Ülke ekonomisi için iyi mi kötü mü? Gerekli mi gereksiz mi karar verip oy veriyor. Çoğunluk onay vermişse başlatılıyor. Bu her yer için geçerli. Başkan olmanız her istediğinizi yapabileceğiniz anlamına gelmiyor. Bu bireysel olarak sizin için de geçerli. Paranızla aldığınız bir arsaya istediğiniz her şeyi yapamıyorsunuz. Örneğin köyün birine devasa bir AVM dikemezsiniz. Doğanın dokusunu bozacak bir bina yapamazsınız. Varsayalım yaptınız, bölge halkı Anayasa Mahkemesine şikayet edip iptal ettirebiliyor.  Ben orada iken Stuttgart’ın merkezi, tarihi yerleri revize ediliyordu. Buna onay verenler dahi öfkeliydi çünkü belirtilen miktarın üstüne çıkmış harcamalar.

İNSAN HAKLARI VE ÇALIŞAN HAKLARI

Arkadaşımın daha önce çalıştığı Senyörler evini, Leonberg Devlet Hastanesini, gezdiğimiz yerlerdeki restoranları, parklarda çalışan işçileri gözlemleme ve bilgi edinme şansı da buldum. İnsan Hakları, çalışan haklarına, yaşlı-hasta, engelli haklarına bu denli değer verilmesini hayretlerle dinleyip gördüm. Almanya’da bir dönem insanların katledildiği, köle gibi çalıştırıldığı, insan hakları ihlallerinin yapıldığına inanmak öyle güçtü ki benim için anlatamam. Tarihlerini gizleyip saklamıyorlar, esir kampları müze gibi duruyor. Anıtlar yapılmış. Her din için ibadet yerleri yapılmış dualar edilmesi için. İnsan şaşırıyor tabii.

STUTTGART’TA GEZİLECEK YERLER

*Benim size tavsiyem şehir içinden çok köyleri gezmeniz olur. Elbette doğa açısından şehirlerin de, köylerden farkı yok ama köyler harika. Her köyün içinden dereler geçiyor. Köyün bittiği yerde doğa harikası ormanlar, alabildiğine yeşil alanlar başlıyor. Herkesin kendine ait parsellenmiş ve kiralanan bahçeleri var. Orada sebzelerini yetiştiriyorlar, mangallarını yakıp piknik yapıyorlar (daha çok Yunan ve Türkler). Bu bahçeler bölümüne arabalarınızla giremiyorsunuz. Bisikletler tercih ediliyor.

*Ben Stuttgart’ın Leonberg şehrinde kaldım 15 gün. Güzel bir kent. Sessiz ve sakin. Evler çok güzel, hepsi çatılı. Kışın çok kar yağdığı için çatılar özel dizayn edilmiş. Leonberg’in Eltingen bölgesi eski Leobnerg. Evler en eski şekliyle korunmuş, sokakları da. Küçük marketler, fırınlar ve manavlar burada daha çok. Yeni yapılan binalar dahi eski evlere göre inşa ediliyor. Bölgenin yapısını bozmamak için. Hangisinin yeni hangisinin eski olduğunu anlamak imkansız.

esslingenfoto6.jpg

*Esslingen;  Leonberg’den büyük bir şehir, mutlaka görmelisiniz. İçinden kocaman bir dere geçiyor, etrafı parklar ve çiçeklerle dolu bir yer. Şehrin en tepesinde kale var. Kalede açık hava sineması ve konser alanı var. Kaleye çıkınca tüm şehir gözünüzün önüne seriliyor. Tepenin altı bağlarla kaplı. Orada yetiştirilen üzümlerle harika şaraplar üretiliyor bu bölgede. Esslingen’de “Kessler” adındaki markayı üreten şarap fabrikası var, öneririm. Köpüklü şarapları harika. Hem tadıyor hem satın alıyorsunuz. Ben şaraplar kadar ambalajlarına da bayıldım.  Elbette aldım.

MASAL GİBİ…

*Sulzbach an der Murr adındaki köyde 2 gün kaldık. Buraya giderken de birçok köyden geçtik. Hepsi harika. 5 bin kişinin yaşadığı bir cennet orası. Nahide’nin anne-babası burada yaşıyor. Bahçede mangal yaptı bize. Etler harika. Biralarımızı derede soğuttuk. Bu köyde yaşayabilirdim. İnanılmaz güzel bir havası var. Yeşillikler içinde derelerin dört bir yanından geçtiği kelebeklerin uçuştuğu, çiftliklerin olduğu bir köy. Köyün içinde her yaşa hitap eden mekanlar var. Dondurmacılar, barlar, restoranlar. Eskiden lise yokmuş şimdi lise de açılmış. Bisikletle her yere ulaşabilirsiniz. İnsan burada yaşlanmaz. Hafta sonu gittiğimiz için yürüyüş yaparken, birçok grup halde bisiklet süren bisikletçilere rastladık. Tam benim şehrim dedim.

*Beni en mutlu eden an ise Stuttgart’ta Sommer fest’e (yaz festivali) denk gelmek oldu. Kralın sarayının etrafına kuruluyor festival alanı. Her yerde gruplar müzik yapıyor. Her çeşit müzik. Her bira markası stant açıyor. Dans edenler, çimlere uzanan genç, yaşlı, çoluk çocuk herkes eğleniyor. Çok keyif aldığım gecelerden biriydi. 

foto10.jpg

*Lindau. Görmeden dönmeyin diyeceğim bir yer. Orada Bodensee gölü var. Bu gölün bir kısmında Avusturya, diğer kısmında İsviçre, bir kısmı ise Almanya’da kalıyor. Her 3 şehri de bir günde gezebiliyorsunuz. Öyle kapılarda kimlik kontrolü polis soruşturması da yok. Bodensee’nin Lindau kısmı (Almanya tarafı) turistik bir yer. Küçük oteller var. Gölün içinde Aslan ve kule heykelleri görülmeye değer. Bu iki heykel arasından Avusturya ve İsviçre feribotları geçiyor. Birçok sarayın olduğu yer ayrıca. Her köşesinde bir sanat eseri. Her yer bahçe ve çiçeklerle çevrili.

GÖLÜN ETRAFINDA ÜÇ ÜLKE

*Bregenz/Avusturya. Bodensee gölünün sol tarafında Bregenz kasabasına geçiyorsunuz bu kısım Avusturya’ya bağlı.  Gölün her yerinde yüzenler var. Çok soğuk… Cesaret edebilen yüzer tabii. Ben sadece ayaklarımı sokabildim. Gölün etrafında stantlar kuruluyor. Satıcılar, müzik yapan müzisyenler var her kültürden. Tiyatro alanı dedikleri yer de burada. Her 3 ayda bir değişen konseptiyle gölün içine kondurulan devasa bir heykel var gölün içinde. Bu heykelin üzerinde konserler, tiyatrolar yapılıyor. Işıklandırması çok güzel. Önceki heykellerin fotoğrafları da sergileniyor. Görülmeye değer. Bodensee gölünün karşısı İsviçre. Dilerseniz feribotlarla dilerseniz arabanızla da geçebilirsiniz. Alp dağları gözünüzün önünde. Hala kar var. bu yüzden göl kar gibi. 

bregenz-avusturyafoto12.jpg

Sevgili dostum Nahide, eşi Ertuğrul, kızları Selin ve kızım Helin ile birlikte anılarımızda harika izler bırakan bir 15 gün geçirdik. Doğrusunu isterseniz hiç dönmek istemedim. Bu arada hiç haber okumasam da gözüme çarpanlar bile zaman zaman huzurumu bozmaya yetti. Güzelim adamızı çok sevdiğimi herkes bilir ancak içinde insan gibi yaşayamadığımız gerçeği böyle ülkelere gidince yüzümüze tokat gibi çarpıyor. Döndükten sonra her sokak bana daha çok kirli ve kuru göründü. Sanırım ben döndüm fakat ruhum oradaki muhteşem doğada kaldı.

Umarım bir gün, bizler de Almanlar, Avusturyalılar ve diğer Avrupalılar gibi insanca yaşayabileceğimiz bir Ada’ya dönüştürürüz güzel Adamızı. Umarım…

Bu haber toplam 3555 defa okunmuştur
Etiketler : ,
Adres Kıbrıs 330 Sayısı

Adres Kıbrıs 330 Sayısı

Önceki ve Sonraki Haberler