1. HABERLER

  2. ARŞİV

  3. 'AL GÜLÜM VER GÜLÜM'
AL GÜLÜM VER GÜLÜM

'AL GÜLÜM VER GÜLÜM'

MUHAFAZAKÂR Bir muhafazakâr, aynı şeyi sorgusuz sualsiz muhafaza etmekten mutludur. Bunu yaparken, hep, geçmiş çağların, eskiden yaşamışların bilgeliğinin, her halükârda kendi bilgeliğine üstün olduğunu ve bu yüzden bu tür mes'eleleri kurcalamanın, kuru

A+A-

 

 

 

 

MUHAFAZAKÂR

Bir muhafazakâr, aynı şeyi sorgusuz sualsiz muhafaza etmekten mutludur.

Bunu yaparken, hep, geçmiş çağların, eskiden yaşamışların bilgeliğinin, her halükârda kendi bilgeliğine üstün olduğunu ve bu yüzden bu tür mes'eleleri kurcalamanın, kurumları sorgulamanın pek yararlı olmadığını düşünür.

 

Ben bu aşikâr fikir zayıflığını, muhafazakâr pazisyonun bir gücü olarak kabûl ediyorum.

Bana göre muhafazakârlık bir pozisyon olarak mütalla edilmelidir.

 

Muhafazakâr,  mes'eleleri çözümden çok; uzlaşma ve "al gülüm ver gülüm" açısından ele alır.

Toplumumuzda sıkça rastladığımız, bulunduğu pozisyonu kaybetmeme adına değişimin ve gelişimin önünde duranların sosyolojik anlamda izahları başka nasıl yapılabilinir ki? Bu sadece bireysel bağlamda değil, örgütsel ilişkilerde de karşımıza hemen her gün çıkmaktadır...

 

 

ESKİDEN YENİYE AKIŞ

İşte, toplumsal projeleri ve fikirleri, küreselleşen dünyanın da zorunluluk ve gereklilikleriyle özgürlükçü sosyalist değerleri harmanlayıp, nev-i şahsına münhasır bir sentez üretmeye çalışan her yaştan genç ve deneyimli  "yeni" CTP'li devrimciler ile, bir açıdan muhafazakâr da denilebilecek, değişimlere geçmişteki "bir şeyleri" korumak adına direnen, yine her yaştan  "eski" CTP'li devrimciler arasındaki fark da budur...

 

Bu "eski" ve "yeni" CTP'li devrimci olma durumunun yaşla  bir bağlantısı olmadığını, bunun değişen dünya ve ülke koşullarına göre kendini yenilemek ve sentezleme yapmakla alâkalı olduğunu belirtmek isterim ...

 

 

DEVRETME VEKÂLETİNİN SORUMLULUĞU

Tüm dünyada olduğu gibi, CTP'de de yeni devrimciler, geçmişe arabanın dikiz aynasından bakarak ve tarihe bugünden başlayıp, tamamı sıfırdan bütün bütüne akılcı siyasi kurumlar yaratmak isterken;

 

CTP'yi kendilerinden başlayan hiyerarşik bir düzen olarak tasarlayan "muhafazakârlar", toplumsal ve siyasal ilişkileri de bu düzen içinde ve onunla uyumlu bir şekil olarak tasarlar.

 

İstençlerini hesaba katmak suretiyle, karşılıklı dengeler kurar ve güçler ayrılığına giderler. Sadece yaşayanlarla değil, bu dünyadan göç edenler ve hayata henüz gelecek olanlar arasında da bir ortaklık kurarak!

 

Yani onlar için "hâl", sözde, yaşayanların mülkiyetinde değil;  onlara göre yaşayanlar kendi kafalarına göre tasarrufta bulunamazlar; çünkü kendilerine emanet edilen bir akar vardır; alışkanlıklar, adetler, inanç , saygı ve önyargı gibi tecrübe ile bilinçli ya da tesadüfi kazanılan pratik bilgi birikimi...; ve bu birikim , sırasında rasyonel düşünceden daha önemli ve mukayeseli olarak daha iyidir!

 

Bunu "hâl"i elinde bulunduran "muhakazakârlar", bu "iyi durumu" devretme vekâletinin sorumluluğunu da taşırlar.

 

 

ANLAMI OLMADAN YÜRÜRLÜKTE OLAN BİR ŞEY

Bir devlet adamı üniversite hocasından farklıdır!

Evet, faklıdır...

Hoca toplum hakkında genel çerçeveye sahiptir.

Devlet adamı ise bu genel bilgilerle birleştireceği ve dikkate alması gereken bir sürü şartlarla karşı karşıyadır.

 

Siyasi partiler ülkenin, toplumun ve çevrenin sorunlaına çözüm olabilecek politikalar üreten, stratejiler geliştiren, vizyon oluşturan örgütlerdir.

Siyasi partiler tüm bu politika, strateji ve vizyona toplumu çeken örgütlerdir de...

Öyleyse siyasi partiler bir taraftan politika, strateji ve vizyon üretirken kendi sentezlemeleriyle, diğer taraftan da bunları topluma taşıma misyonuna da sahiptir.

Öyleyse siyasi partilerin yapılanmaları bu iki temel işlevi en iyi şekilde yerine getirebilecek şekilde yeniden oluşturulmalıdır...

 

Kıbrıs'a dönük politikalarında Kıbrıs Türk kimliği yerine, Kıbrıslı Türklere  yeni bir kimlik tanımlamaya çalışmasıyla eleştirilen AKP'nin, politika, strateji ve vizyon üretme konusunda hakkını teslim etmek gerekir...ne yapmışlar peki? Kendi alanlarında sentezleme yeteneği olan birçok üniversite hocasını siyasete kazandırıp iki kimlikli yapılarından maksimum düzeyde yararlanmaya çalışıyorlar...stratejiler geliştiriyorlar toplumun içerisinde çıkardıkları verilerden ve bunları sentezleyerek yeniden topluma politikalar olarak sunup destek alıyorlar...bu işi de oldukça iyi yapıyorlar açıkcası...

 

Şartlar sonsuz ve sonsuz derecede ilintili ,deşiken ve geçici olabilir ama;pek az kimse her iki kimliğe de sahip olan bir şahsın mes'eleleri çözmekte yeterli olamayacağını düşünür.

"Anlamı olmadan yürürlükte olan" bir şey haline getirilmiş bu maalesef...!

 

 

TOPLUM CANLI BİR ORGANİZMADIR

Burk'a göre, toplum ne gevşek bağlarla bağlı fertler koleksiyonudur, ne de aralarında değiştirilebilir parçaları olan bir mekanizmadır. O bir canlı organizmadır ve bir kısmının iyiliğini etkileyen şey, tamamını da etkiler.

 

Ütopyacı faraziyelere öyle dalmış olmayım ki; partimizdeki rekabet halindeki istek ve çıkarlar arasındaki çatışmayı; aklın, sosyal ve siyasi yaklaşımlarla,  programlarla, stratejilerle "terbiye" edebileceğine inanıyorum...

 

 

 

 

 

 

 

 

Bu haber toplam 626 defa okunmuştur
Önceki ve Sonraki Haberler