1. HABERLER

  2. ARŞİV

  3. AKP VE YÜZLEŞMEDİĞİMİZ GERÇEKLER…
AKP VE YÜZLEŞMEDİĞİMİZ GERÇEKLER…

AKP VE YÜZLEŞMEDİĞİMİZ GERÇEKLER…

İnanılır gibi değil ama rejimle derdi olmayanların gözü AKP ile husumetleri yüzünden öylesine körleşti ki; Sosyalistlerden Müslümanlara, Kürtlerden Ermenilere, bu ülkede 87 yıl boyunca hayatı cehenneme çeviren rejim iyiden iyiye “badem gözlü”

A+A-

 

 

 

İnanılır gibi değil ama rejimle derdi olmayanların gözü AKP ile husumetleri yüzünden öylesine körleşti ki; Sosyalistlerden Müslümanlara, Kürtlerden Ermenilere, bu ülkede 87 yıl boyunca hayatı cehenneme çeviren rejim iyiden iyiye “badem gözlü” oluverdi!

Ceberrutlaşma konusunda Kemalist rejime rahmet okutacak bir rotaya giren AKP’nin günah listesi kabarıyor. Eskinin mağdurları, bugünün muktedirleri tıpkı 87 yıllık rejim gibi kendileri dışında kalan herkese ülkeyi dar etme konusunda artık hiç de tedirgin davranmıyorlar.

Geçmişte “beyaz-kentli-laik-Türkler” dışındaki herkes için cehennem olan Türkiye, bugün “Muhafazakâr-Müslüman-Türkler” dışındakiler için bir cehenneme dönüşme yolunda.

“Ötekiler” açısından Türkiye düne göre daha kolay ya da daha zor “nefes alınabilen” bir ülke değil. Bir kısım zevatın AKP iktidarını “bütün zamanların en ceberrut yönetimi” olarak lanse etmesi karşısında Kemalist Cumhuriyetin tarihinde panoramik bir gezi yapmak yeterli.

Meselemiz nedir bizim? Her ne pahasına olursa olsun AKP iktidarından kurtulmak mı, yoksa gerçek anlamda demokrasi ve hukukun, çoğulculuğun, ötekilere hayat hakkı veren bir rejimin çağdaş kurum ve kurallarıyla bu ülkeye yerleşmesi mi?

2002’de hayli tedirgin biçimde iş başına gelen ve geride bıraktığımız 10 yıl içerisinde artık utangaçlığını terk ederek hayatın her alanında “iktidarını” hissettiren AKP’nin bu gücünün arkasında falanca ya da filanca unsuru aramaya gerek yok. AKP, 87 yıllık asker-bürokrat-aydın elitin iktidarını ısrarla ve inatla geniş halk kitleleriyle paylaşmayı reddetmesinin bir sonucu olarak ortaya çıktı. AKP, “halk için, halk adına, halka rağmen” bir yönetim anlayışının ürünü olarak ortaya çıktı. Bunda şaşılacak bir şey yok, Kemalist rejim, kendi bağrından kendi kurumlarını yok edecek gücü doğurdu.

Bugün kendisi dışında kalan tüm ötekilere olan nefretini açıkça ifade etmekten kaçınmayan AKP iktidarı ile ondan önceki 80 küsur yıllık iktidarlar arasında kayda değer bir fark ileri sürebilen varsa beri gelsin.

Ama problem şu ki; AKP iktidarından canı yananlar vaz geçtim kapsamlı bir iktidar projesi oluşturmayı, AKP karşısında günahlarıyla ondan aşağı kalır yanı olmayan Kemalist statükoya sarıldıkça veya her şey bir yana, AKP’yi “büyük şeytan” olarak gösterdikçe işler daha da içinden çıkılmaz hale geliyor. Zira sözde AKP’ye muhalefet adına ortaya konan her argüman, AKP’nin biraz daha güçlenmesinden başka bir işe yaramıyor.

AKP’nin Kemalist rejimin kurum ve kurallarıyla problemi olduğu ve 2002’den itibaren iktidarını pekiştirirken her adımda bu rejimin kurum ve kurallarını geriletme yönünde hareket ettiği doğrudur. Benim anlamadığım, kimin problemi yoktu ki Kemalist rejimle? Sosyalistlerin mi? Kürtlerin mi? Müslümanların mı? Liberallerin mi? Azınlıkların mı? 

Konuyu darbe hukukuyla sınırlandırmak ve sanki darbeler dışında, hele ki Cumhuriyetin “altın çağı” kabul edilen 1923-38 arasında rejim pir-û pak, sorunsuz bir gül bahçesi kurmuş ve sonrakiler, özelikle de AKP denilen şeytan gelip bu güzelim cennette huzurumuzu kaçırmış gibi davranmak nasıl bir düşüncedir?

Bir kısım zevat, “yargı bağımsızlığı ortadan kaldırıldı” dedikçe kan beynime sıçrıyor.

Hangi yargı bağımsızlığı? Türkiye’de yargı ne zaman bağımsız oldu da haberimiz olmadı? Takrir-i Sükûn kanunu çıkartılıp partiler, sendikalar, dernekler kapatıldığında mı? Gezici İstiklâl Mahkemeleriyle sokaklarda adam sallandırıldığında mı?

Türkleştirme operasyonlarıyla azınlık vakıflarının mallarına hukuki kılıf yaratıp el konulduğunda mı? Şimdikilerin hatırlamadığı Faşist İtalyan Ceza Hukukundan apartılan 141-142 ve 163’e dayanarak insanların hayatları karartıldığında mı? Cumhurbaşkanlığı seçimine müdahale edildiğinde mi? Ne zaman?

Darbe girişimi suçlamasıyla gözaltına alınan, tutuklanan generalleri gördükçe dehşete kapılan bir kısım zevatı izlerken ben de dehşete kapılıyorum.

Defalarca darbe yapmış, muhtıra vermiş, anayasal düzeni silah zoruyla değiştirmiş bir kurumun rahle-i tedrisinden geçen generallerin, avuç kaşıntılarının bittiğine dair vehim nereden geliyor? Sicili hayli kabarık bir kurumda darbe ve müdahale heveslisi unsurların olabileceği ve bu unsurlarla mücadele edilmesi, “ilericiyim” diyenler tarafından ne zamandır ihtimal dışı sayılıyor ve yadırganıyor bu ülkede?

Daha da tüyler ürpertici olan, Anayasa değişikliği referandumu sırasında “bunların 12 Eylül’le hesaplaşma dertleri yok” diye tepinen ve önce “ne kadar safsınız, zaman aşımı var, generaller yargılanamaz” deyip sonra “ne kadar safsınız bunlar generalleri yargılayamaz” diyen ve fakat generallerin yargılanması için kıllarını kıpırdatmayanların battıkça çırpınmalarıdır.

Beyzadeler 12 Eylül Anayasasının değiştirilmesine Hayır dedikleri gibi, ertesinde 12 Eylül generalleri için suç duyurusunda bulunmaya da yeltenmediler. Şimdi dava açıldı ve cunta başları sanık sandalyesine oturtulurken yine arsızlığı ele aldılar. İddianameyi beğenmediler bu sefer.

Evet iddianamenin çok eksik olduğu doğru da, bundan önce sizin vermeniz gereken bir hesap yok mu kuzum? 32 yıl sonra cunta başlarının sanık sandalyesine oturtulmasında küçücük bir emeğiniz geçmemiş, hatta bunu engellemeye çalışanların oyuncağı olmuşken nedir bu afra tafra?

Hem, AKP’nin cuntacıları yargılayacağını kim söyledi size? Anayasa değişikliği bunun önünü açtı sadece… Cunta başlarını yargılamak, AKP’ye bırakılacak kadar gayrı ciddi bir iş miydi ki, “sizi kandırıyorlar” lafazanlığını büyütüp durdunuz ağzınızda? AKP’den “bir şeyler bekleyen” kim oluyor bu durumda? Savcılar dava açsın diye köşeye çekilmek yerine suç duyurusunda bulunan bizler mi yoksa her şeyi köşenizden izleyen sizler mi?

Muhalefetin kendisini AKP karşıtlığıyla tarif edip, eski rejimin kurumlarına sıkı sıkıya sarılarak hayatın her alanında AKP’ye göre pozisyon aldığı bir siyasal iklimde AKP’nin gücü nasıl kırılabilir? AKP’nin her adımını “Cumhuriyet rejimine ve kazanımlarına indirilmiş bir darbe” olarak değerlendirerek, AKP’ye seçenek oluşturacak bir muhalefet nasıl yürütülebilir?

Bırakın AKP’yi bir tarafa!

Kürt sorunu ortada duruyor. AKP’nin Kürtleri muhatap alıp Oslo’da görüşmesini ihanetle eş değer tutan da sizsiniz, Uludere’de 35 genci bombaladığında sessiz kalan da sizsiniz. Kürtler ve Türkler için onurlu bir barışa dair, silahların susmasına dair ne söylüyorsunuz AKP’den farklı olarak?

Kıbrıs sorunu ortada duruyor. 2004’te “Kıbrıs elden gidiyor” diye ayağa kalkan da sizsiniz, AİHM kararıyla yüz milyonlarca Euro tazminat önümüze geldiğinde hiçbir şey olmamış gibi davranan da sizsiniz? Kıbrıslı Türkleri de mutlu edecek, Türkiye’yi işgalci pozisyonundan kurtaracak bir çözüm yaklaşımınız var mı AKP’den farklı olarak?

Ekonomik, siyasal, sosyal alanda, dış politikada, toplumun giderek muhafazakârlaştırılmasında, Ortadoğu siyasetinde, AB ilişkilerinde, Türkiye’nin demokratikleştirilmesinde, yargının gerçekten bağımsızlaştırılmasında, devletin tüm inanç ve inançsızlıklar karşısında eşit mesafe alma meselesinde  AKP’den farklı olarak ne söylüyor, ne öneriyorsunuz?

Karnından konuşarak muhalefet yapılmaz. Yapamıyorsanız da bırakın bu işleri!

 

 

 

 

 

 

 

Bu haber toplam 1380 defa okunmuştur
Önceki ve Sonraki Haberler