1. HABERLER

  2. ARŞİV

  3. AKP ve CTP çözümü zorlamalı
AKP ve CTP çözümü zorlamalı

AKP ve CTP çözümü zorlamalı

AKP henüz daha yeni kurulmuş bir parti iken 3 Kasım 2002 tarihinde Türkiye’de yapılan genel seçimleri yüksek bir oy oranı ile kazanmış ve tek başına iktidara gelmişti ki tam da seçimlerin 8 gün sonrası yani 11 Kasım 2002 tarihinde Annan Planı tarafl

A+A-

 

 

 

AKP henüz daha yeni kurulmuş bir parti iken 3 Kasım 2002 tarihinde Türkiye’de yapılan genel seçimleri yüksek bir oy oranı ile kazanmış ve tek başına iktidara gelmişti ki tam da seçimlerin 8 gün sonrası yani 11 Kasım 2002 tarihinde Annan Planı taraflara sunulmuştu. Bir açıdan bu plan AKP’nin önüne konan büyük bir fırsattı diye düşünülebilir çünkü Avrupa AKP’nin seçimleri kazanması karşısında Türkiye’nin nasıl bir yörüngeye oturacağını ve gerek AB politikaları gerekse de Kıbrıs sorununun çözümü ve Annan Planı konusunda nasıl bir siyaset izleyeceğini kestirememişti. Öyle ya, sonuçta AKP muhafazakar ve İslami bir partiydi ve dış politika konusunda nasıl bir yol izleyeceği bilinmiyordu.

Seçimlerden yeni çıkmış olması ve henüz özellikle Kıbrıs sorununda gelenekçi “çözümsüzlük çözümdür” politikalarını savunanların ve Sayın Denktaş’ın etkinliği nedeniyle Kopenhag ve Lahey şanslarının kaçırılmasına kadar Kıbrıs’ta başat ve etkin bir rol üstlenmemiş olan AKP, bilahare CTP’nin görüşleri çerçevesinde bir çözüm politikası belirlemiş ve dünyaya Türkiye’nin barıştan yana olduğunu ve Kıbrıs sorununun çözümünde “bir adım önde olma” politikasını ortaya koymuştur.

AKP’nin inandırıcılığı ise, CTP’nin kurulduğu günden beri sürdürdüğü barış politikalarının dünyada prestiji olduğunu bilen AKP’nin CTP’nin yanında sürdürdüğü politikalarla sağlanmıştır. Hatırlanacaktır ki Sayın Abdullah Gül referandum sonrası verdiği bir demeçte “Eğer AKP olarak bir süre daha önce iktidara gelebilseydik ya da Kıbrıs konusuna daha vakıf olabilseydik, Kopenhag ve Lahey süreçleri kaçırılmaz ve çözüm gerçekleşebilirdi” demişti.

Referandumda da bu çözüm ve barış politikasını sürdüren AKP artık dünyanın takdirini kazanmanın yanı sıra özellikle de “Ergenekon” diye bilinen ve ordu üzerinden güç kullanan belli çevrelerin de güçlerini kırmanın adımlarını atabilmiştir.

AKP 2003-2008 yılları arasında CTP üzerinden kendisini barış ve demokrasi yolunda yürütüp inandırıcılık kazanırken özellikle Kıbrıs’ta sürdürülen politikalarda aslında CTP’ye ne kadar güvenebileceğini de test etmiş, başta Kıbrıslı Türklerin kendi kendini yönetme olgusunda ortaya koydukları politikalara ve çözüm için proaktif olunmasına sanırım biraz da endişeyle yaklaşmıştır.

AKP’nin bugün Türkiye’de ulaştığı nokta ve dünyada kazandığı prestijin oluşmasında CTP’nin barış politikalarının gerçekten de büyük bir rolü vardır. Ancak, AKP 2008’den sonra sanki de CTP’nin politikaları sonucunda gelebileceği yerlere geldiğini düşünerek, Kıbrıs sorununun çözümü noktasında CTP’den giderek uzaklaşmaya ve Kıbrıs sorununun çözümü konusunda söylemlerde çözümü istediğini belirtse de uygulamalarda federal çözümü olması gerektiği kadar zorlamadığı ve sürece yaydığı gözlemlenmektedir.

Ancak her şeye karşın Sayın Davutoğlu’nun temmuz ayında verdiği bir demeçte, 2012 Temmuzundan önce Kıbrıs’ta federal çözüme ulaşılmasını ve AB dönem başkanlığını Birleşik Federal Kıbrıs’ın üstlenmesini istediğini belirtmesi biz Kıbrıslı Türkler için AKP’yi çözüm sürecine katkılarını artırmasını sağlamamızın önemini ortaya koymaktadır.

Sayın Erdoğan da birçok demecinde çözümü istediklerini belirtmesine karşın, özellikle 19-20 Temmuz’da Kıbrıs’tayken yaptığı konuşmalarda çözüme hizmet etmeyen bazı açıklamalar yapması Kıbrıs’ta ve dünyada herkesi tedirgin etmiştir. Sayın Erdoğan’dan beklenti ise aynı Annan Planı döneminde ve referandumda olduğu gibi “bir adım önde olma” politikasını yeniden sürdürmesi ve Kıbrıs’ta çözümün gerçekleşmesine dönük açılımlar yapmasıdır. Sayın Erdoğan özellikle Kuzey Kıbrıs’ı son ziyaretinde referandum sonucunu överken kendisini alkışlayan hükümet yetkililerinin “hayırcı” olduklarını hatırlamalı ve çözümü destekleyen taraflarla daha sıkı iletişim kurmalıdır diye düşünüyorum.

CTP’ye düşen misyon ise bugüne kadar olduğu gibi bundan sonra da Birleşik Federal Kıbrıs tezine sahip çıkmak ve çözüm doğrultusunda mücadele etmektir. Ayrıca Kıbrıs Türk halkının çıkarlarını ve varlığını korumak ve geliştirmek de CTP’nin olmazsa olmaz mücadele alanıdır.

Unutulmasın ki CTP, 1970 yılında kuruluşundan bu yana, sosyalizmin hedefleri doğrultusunda ve sosyalist ilkeler rehberliğinde, Kıbrıs sorununun federal bir yapı çerçevesinde çözülmesi ve ülkemizde demokrasinin, özgürlüğün, sosyal adaletin ve dayanışmanın tesis edilmesi için mücadele etmiştir. Süreç içerisinde, ülkemizde, bölgemizde, sol teoride ve dünyada birçok değişim yaşanmış; CTP, temel ilke ve hedeflerinden hiç sapmadan, yaşanan değişimin gerekli kıldığı uyarlamaları gerçekleştirmiştir.

CTP’nin muhalefette ve iktidarda verdiği özgürlük ve barış mücadelesinin katkısı göz ardı edilemez.
Özellikle 1990’lı yıllarda ortaya konulan politik tezler, Kıbrıs sorununun federal çözümü ile birlikte Avrupa Birliği (AB) vizyonu konusunda yapılan çalışmalar ve Annan Planı’nın referanduma sunulmasının sağlanması amacıyla yürütülen mücadele, Kıbrıslı Türklerin kendi tarihlerinin öznesi olması ve dünyayla bütünleşmesi hedeflerine ulaşılması için her alanda verilen kavga, CTP’nin nasıl canla başla çalıştığının en açık kanıtlarıdır.

CTP özünün gerektirdiği biçimde çözüm, barış ve özgürlük mücadelesini daha da yukarılara yükseltmeli ve Kıbrıs Türk halkının önünü açacak yöntemleri ivedilikle hayata geçirmelidir.


 

 

 

 

 

Bu haber toplam 783 defa okunmuştur
Önceki ve Sonraki Haberler