1. HABERLER

  2. ARŞİV

  3. AKINCILAR (LÜRİCİNA)
AKINCILAR  (LÜRİCİNA)

AKINCILAR (LÜRİCİNA)

Ülkemizde meseleleri derinlemesine tartışamıyoruz. Örneğin Akıncılara, (Lüricina ) giriş yapan Kıbrıs Rum Polisinin girişi üzerinde durmuyoruz. Değerlendirme yapmıyoruz. Ama bunun yol açtığı kırılmaları da yaşamaya devam ediyoruz. Şimdilerde Barikatta iki

A+A-

 

 

Ülkemizde meseleleri derinlemesine tartışamıyoruz. Örneğin Akıncılara, (Lüricina ) giriş yapan Kıbrıs Rum Polisinin girişi üzerinde durmuyoruz. Değerlendirme yapmıyoruz. Ama bunun yol açtığı kırılmaları da yaşamaya devam ediyoruz. Şimdilerde Barikatta ikide bir gösteri yapan Kıbrıs Rum milliyetçilerinin cılız da olsa yaptığı gösterilerin haberlerini okuyoruz.

Bu olay, gerçekte devlet anlayışındaki yanlışlığın tipik göstergesidir. Kıbrıslı Rum polisler, bir zanlıyı kovalarken kuzeye geçti ve olay oldu. Gelin bu olayı ele alalım. Ateşkes şartlarının sürdüğü ülkemizde, bu ve benzeri olaylar her an olabilir. Buna yaklaşım, yalnızca,” Kıbrıs sorunu çözülmedi, bu nedenle böyle olaylar olabilir, bu yüzden sorun çözülmelidir” doğrusunu tekrarlamakla mı olmalı?  Bence hayır.

Sorunun çözümü için uğraşırken, Ateş kes şartlarında böyle ve benzeri olaylara dönük olarak nasıl davranacağız konusunu da ele almalıyız. Yoksa, Derinya bölgesinde bayrak direğine çıkıp da vurulan ve hayatını kaybeden Solomon isimli Kıbrıs Rum gencinin örneğinin yaşattığı o üzücü olay gibi, ondan ders almadan; ayni hoyrat mantıkla, “egemenliği” güç gösterisi,  silah ve devletin pazısını göstererek  kanıtlama ile mi hareket edeceğiz? Düşünün, aradan yıllar geçmesine karşın, hala onun sonuçları yansıyor. Kırgızistan daha yeni oldu. Maalesef, ders alınmadığı için Akıncılar köyündeki  sorunu da  yine devlet pazısını gösteren hoyratlıkla ele aldık.

 

LİNÇ, KELEPÇE VE REKLAM

Bakın olay oldu. Ertesi gün, bunun basına yansıma ve ifade ediliş biçimi beni şaşırttı.  Ne yazdı bazı basın organları?  “İyi ki asker vardı, yoksa halk, Rum polisleri linç edecekti” . Aman Tanrım, bunu bir kurumu yüceltmek için yazdılarsa, o kurumu var eden temeli, yani halkı çamur yaptılar. Halkı çamur olan hangi kurum, insanların gözünde yüce olabilir ki?  Yani bunu yazanlar düşünmedi ki böyle bir ifade ile  Kıbrıs Türk halkı, kendinden farklı olanı linç edebilecek denli gözü kara, seviyesiz ve çağdaş olmayan bir halktır anlayışı ve yakıştırması bize yapılacak..Bunu, tüm dünyaya böyle yansıtmış olduk..

Olay oldu. Doğru yanlış bir olay.. Kıbrıs Rum Polisler sınırı aştı. Elbette ki buna karşı düzenleme ve tedbir alınacak. Peki bu şekli ile mi? Bakın basında, Mahkemeye çıkartılan genç Kıbrıslı Rum Polislerin resimleri yayınladı. O kadar barizdi ki, resmin altına yazılmasa bile belli oluyordu. Elleri kelepçeli Kıbrıs Rum Polis genç, etrafına çok öfkeli bakışlarla bakıyordu. Nasıl bakmasın?

 Çünkü, o üniformalı bir kanun adamı idi. Tanımasan bile o gençler, Polisti. Sen, bir polisi, görevini yaparken, ha senin tarafına geçti diye ellerini kelepçeleyerek egemenliğini kanıtlama adına aşağılayacaksın, mesleğini ve kurumunu, onun şahsında aşağılayacaksın. Buna, o gencin tepki duymaması normal mi ?

Bu yetmedi, onların araçlarını da alacaksın, araba ve motorlarına Türk Polisini bindireceksin ve süreceksin. Bunu da televizyonlardan da yansıtacaksın. Polisin ellerini kelepçeleyerek mahkemeye çıkartacaksın , araçlarını da Türk Polisinin sürüşü ile dünyaya göstere göstere  el koyacaksın. Bunu yaparken kendini egemenliğini kanıtlama adına kendini tatmin edeceksin. Ama diğer tarafın onurunu yıktığını da hesaplamayacaksın. Üstelik egemenlik diyeceksin, ama senin sınırını aştığını söylediğin Rum Polisini tutuklarken, sen, ayni fiili yapan kendi vatandaşını da bundan ari tutacaksın. O zaman sorarlar sana, senin egemenlik ihlali diye tanımladığın  fiil, yapanın,  dinine, ırkına, uyruğuna göre değişir mi? Bir taraf Rum olduğu için kelepçeli, ötekisi ise kahraman mı? O zaman senin egemenliğin havada buluttur. 

 

ONURLAR YIKILARAK SORUN ÇÖZÜLEMEZ

Unutmak gerekir, ister bireysel yaklaşımda,  isterse toplumsal olaylarda olsun, meseleleri ele alırken veya çözerken, güç sende diyerek; karşıt olduğunun onurunu ayaklar altına alan bir düşüncesizlikle hareket edersen, çözdün zan ettiğin olayda, hesaplayamayacağın çok başka ve kendine daha sonra dönecek olan problemleri de yaratırsın.

İşte, Akıncılar olayında bu yine yaşandı ve sonuçları hala yaşanmaya devam ediyor. Unutulmasın, Irak’ta Türk askerinin başına, ABD askerlerinin çuval geçirmesi, hala toplumun içinde kanayan bir yaradır. Sana yapılmasından üzüldüğün, tepki duyduğunu, senin başkasına yapmaman lazımdır.

Peki olay nasıl ele alınmalıydı? Bir kere artık dünden farklı bir durum vardır. Görüşme sürecinde ortaya çıkan bir oluşum var. İki tarafın Başkanlarına bağlı, güvenlik konularına bakan bir Ortak Komite vardır. Bu mesele, hemen Cumhurbaşkanı, Başbakan, Polis, asker arasında istişare edilerek bir tavır saptanarak o Komiteye havale edilmeli idi. Orda iki tarafın, BM temelinde görüşmesi ile bu mesele, şovdan uzak şekilde ele alınarak çözülmeliydi.. Bunu yapacak olanda, siyasi otorite olmalıydı. Çünkü diğer pek çok olayda olduğu gibi olacak olan da belli idi. Bu insanlar, mahkemeye çıkartılacak, belli bir para karşılığı teminata bağlanacaklar ve sonradan yargılanmak üzere serbest bırakılacaklardı. Üstelik de herkes bilecek ki o insanlar da, bir daha yargılanmak üzere Kuzeye gelmeyecekler!

Ha birileri, bana bu egemenlik meselesidir demesin. Eğer öyle ise ben da sorarım, hangi Kıbrıslı Türk vatandaş, o kadar silah, kurşun ve senin kabul etmediğin üniforma ve araçla yakalanacakta, şu kadar para diyerek tutuksuz yargılanmak üzere serbest bırakılacak?  Bırakın Allah aşkına, bunu da egemenliğin kanıtlanması diye yansıtacaksın. İşte, Toplumlararası sorun nedeni ile zaten sen, bu ve benzeri olayları derinleştirmemek için, süreç içinde,  o egemenlik dediğini, sorunu krize döndürmemek adına zaten, esnettin. Sen bileceksin ki, onca afra tafraya karşın sen, bu polisleri bir gün sonra serbest bırakacaksın!

 O zaman, o genç polislerin ellerini kelepçeleyerek, araçlarına, Türk Polisini oturtarak sürdürmek ve bunu Ortaçağ da olduğu gibi, zanlıları yollarda yürüterek, ahaliye gücün kralda, derebeyinde olduğunu göstermek  mantığı ile hareket etmekte ne oluyor? Egemenliğin bizde olduğu anlayışı mı bu?

Peki, Cumhurbaşkanlığında oluşan ve iki tarafın kabul ettiği Ortak Komite toplansa ve tutuklanan bu polisler ve araçları, o komitenin kararı ile ve bulacağı iki tarafın onurunu ayaklar altına almayacak bir metotla, bu işe hemen çözüm bulunsa idi;  bu egemenliğin yara almasını mı getirirdi? Sen, eğer o Polisleri ellerini kelepçeleyerek ve üniformalarına saygısızlık yaparak, onların araçlarını da egemenlik ispatı yapmak adına, Türk Polisini direksiyona oturtarak  değil ama o araçları bir çekicinin üstüne yükleyerek, üstünü de bir baranda ile örterek, muhafaza edeceğin yere taşısan, egemenliğinden bir şey mi kayıp ederdin?  Bunları yapsan, sorunu yine çözerdin. Ama karşı tarafın onurunu yıkmadan ve o toplumun içinde öfke biriktirmeden ve ilişkileri zehirlemeden bunu yapardın.

 

MAĞUSADAKİ KAYIPLARI UNUTMAYALIM

Sayın Cumhurbaşkanına da bir şey hatırlatmak isterim. Kendisi ve ailesi de o olayın acısını hala yaşıyor. 1964’ün o ortamında bir gün Mağusa sur içine yanlışıkla giren 3 Rum, kendini kayıp eden Kıbrıslı bir Türk’ün açtığı ateşle öldüler. Bunun üzerine Kıbrıslı Rumların içinde bulunan milliyetçi vahşet canlandı ve” kana kan” diyerek, yollarda, işyerlerinde bulunan onlarca suçsuz günahsız Kıbrıslı Türk, sırf Kıbrıslı Türk oldukları için alındı ve vahşice öldürüldü.

 Onlarının bazılarının ceset kalıntılarına,  50 yıl sonra Kayıp Şahıslar Komitesinin çalışması ile ulaştık. Onları acılar içinde defnettik.  Özelikle Meral hanımın Mağusa Lala Mustafa Camii içinde sevgili kardeşinin bulunan vücut kalıntılarını defnederken, diğer insanlarımızın yaşadığı gibi, o büyük acısını gördüm. Çok üzülmüştüm. 50 yıl, kolay değil,  kardeşi ile yaşayamadığı güzelliklerin acısı, onun her şeyine yansımıştı.

Bunu yaşayan bir toplum olarak eğer biz, bugün de bilirsek ki, her gün yüzlerce vatandaşımız güneye ya iş, ya sağlık, ya dolaşma, için gidiyor.  Her an, güneyde, yollarda, sokaklarda işyerlerinde yüzlerce insanımızın var olduğunu biliyorsak, bu olayları ele alış tarzını oldukça soğukkanlı ve usuletle ele almak mecburiyetinde olduğumuzu öncelikle kabullenmemiz gerekir. İnsan, dini, dili, uyruğu, ırkı, rengi ve  inancı ne isterse olsun, temel olmalıdır.

 Unutmamak gerekir ki bir Devlet, kendi devletliğini,  ister vatandaşı olsun, isterse olmasın, öncelikle  insan faktörünü temele alarak ele almak zorundadır. Bunu göz ardı eden her anlayış, eski anlayıştır ve ne kendi yurttaşına, nede yurttaşı olmayan insanlara huzur üretmez.. Bunun, şimdilik yansımaları yalnızca,  güneydeki fanatiklerin, barikattaki gösterisi ve Rum Polisinin, kendi onurlarının arkadaşları şahsında ayaklar altına alınmasına dönük tepkinin yansıması ile gelişi güzel Kıbrıs Türk plakalı araçları yazmaları oldu. Ama emin olun, sıradan Kıbrıslı Rumların içinde bu olay yara oluşturmuştur. Onur kırılarak hiçbir sorun çözülemez.

 Eğer, ateş kes şartlarında olduğumuzu unutursak ve olayları  yaratılan, örneğin, Güvenlikle ilgili Teknik Komite gibi, sivil, yeni zeminlerde ele almak yöntemlerini beceri ile ele almayı başaramaz ve  egemenlik kanıtlama kompleksi ile hareket edersek, bu bizi çok sıkıntılı ortamlara taşıyacaktır.. Bu konu, Kıbrıs Türk ve Rum sivil toplumuna da büyük görevler yüklüyor. Evet devletlerin içindeki bu mantığa karşı, sivil inisiyatif, iki taraflı eleştirisel olmalıdır. Ama ne acı, bu son olayı biz kendi tarafımızda dahi yeterince kritik edemedik…   

 

 

 

Bu haber toplam 979 defa okunmuştur
Önceki ve Sonraki Haberler