1. HABERLER

  2. ARŞİV

  3. 'AKDENİZ BARIŞ GEMİSİYLE ‘BARIŞ’ ŞARKILARI SÖYLEYECEĞİZ'
AKDENİZ BARIŞ GEMİSİYLE ‘BARIŞ’ ŞARKILARI SÖYLEYECEĞİZ

'AKDENİZ BARIŞ GEMİSİYLE ‘BARIŞ’ ŞARKILARI SÖYLEYECEĞİZ'

Zülfü Livaneli ADRES KIBRIS’ın sorularını yanıtladı. Livaneli, önemli projelerini ADRES KIBRIS’a açıkladı.

A+A-

 

 

 

Dünyanın iyi niyet elçilerinden, Barış şarkılarının büyük bestecisi, usta yazar Zülfü Livaneli ADRES KIBRIS’ın sorularını yanıtladı. Livaneli, önemli projelerini ADRES KIBRIS’a açıkladı.

 

 

 

Didem MENTEŞ

 

Bestelediği barış şarkılarının nesilden nesile dilden dile aktarılmasıyla 40 yılı aşkın bir süredir yüreklerde taht kuran bir sanatçıdır Zülfü Livaneli. Yalnızca besteciliği değil, yorumculuğu, yazarlığı ve iyi niyet elçiliğiyle insanlığa büyük kazançlar sağlayan bir üstattır.

Dünyada her şeyin barış yoluyla aşılabileceğine, tüm toplumları barış şarkılarıyla yakınlaştırabileceğine inanan bir düşünürdür.

Yine barış için, barış dolu bir dünya için sahnedeydi büyük usta Zülfü Livaneli. 1 Eylül Dünya Barış Günü dolayısıyla Cumhuriyetçi Türk Partisi’nin düzenlediği barış etkinliği için Mağusa’da bir konser verdi. Barışseverler için “özgürlük”, “böyledir bizim sevdamız” diyerek barışsız bir hayatın ve barışsız bir dünyanın olamayacağını bir kez daha haykırdı. Büyük sanatçı Zülfü Livaneli sadece ADRES KIBRIS’a konuştu, yeni projelerini paylaştı.

 

“1 TANE DAHA DERKEN 40 OLDU”

 

ADRES: 1 Eylül Dünya Barış Günü dolayısıyla dün akşam (4 Eylül) Mağusa’da bir konser verdiniz. Konseriniz nasıl geçti? İnsanların ilgisini nasıl buldunuz?

LİVANELİ: Kıbrıs’ta eski coşkuyu buldum. Dostum Arif Albayrak başta olmak üzere CTP’ye ve katkısı bulunan herkese çok teşekkür ederim. Konser çok coşkulu ve güzeldi. Çok fazla sayıda konser yapıyoruz. Ben aslında 5 yıl önce konserleri bırakmıştım. 35’inci yıl kutlaması olmuştu, Türkiye’nin bütün sanatçıları bestelerimi söylemişlerdi ve böylece bırakmıştım. Sonra tekrar dönmek zorunda kaldım. Çünkü dördüncü kuşaklar benim şarkılarıma aşık. Dördüncü kuşaktan hatta çocuklardan çok sayıda e-posta geliyor “biz müziğinizi dinleyemedik, konserlerinize gelemedik lütfen devam edin” diyorlar. Şimdi garip bir şekilde yeni bir misyon mu oluştu ne oldu bilmiyorum, ben 1 tane yapayım dedim oldu 40 konser. Mesela bu hafta 5 konserimiz var, üçünü yaptık iki tane daha var. Yurt dışı ve yurtiçinde çok konserler var. Eylül, ekim ve kasım aylarında yine devam ediyor. Bu konserlerin özelliği de şu, çok değişik yerlere gidiyoruz fakat oraya gelen seyirciler dün akşam Kıbrıs’ta gördüğümüz tepkileri ve coşkuları gösteriyorlar. Aynı yerde şarkı söylüyorlar, aynı yerde alkış tutuyorlar. Biz buna ekip arkadaşlarımızla birlikte şaşırıyoruz. Sanki uçaklara insanları doldurup konser konser dolaştırıyoruz gibi oluyor. Bu mesela Adıyaman’da, Hatay’da ve Konya’da da böyle oluyor. Geçenlerde Konya Ildır’da konser verdik orda hep başı bağlı genç kızlar vardı, bu şarkıları çılgın gibi söylüyorlardı. Ben bunları bestelediğim zaman doğmamıştınız, nerden öğrendiniz? Bana bağırıyorlar; “doğarken öğrendik”. Dün akşam da bunu burda çok coşkulu bir şekilde yaşadık. Harika bir seyirci vardı, koro diyorum artık onlara ben. Çok güzel şekilde söylediler şarkıları.

 

“BEN ŞARKICI DEĞİLİM BESTECİYİM”

 

ADRES: Şarkılarınızın 7’den 77’ye bilinmesi, söylenmesi nasıl bir duygu?

LİVANELİ: Aslında bunun cevabını ben tam olarak veremem. Hürriyet Gazetesi’nde bir yazı çıktı, diyor ki; bu bestelerin içinden 35- 40 yıl sonra dinlenen bir şarkı hala albümler içinde liste başı oluyor. Bu işin sırrını artık müzikologlar araştırmalı artık diyor. Şimdi bir kere şöyle bir ayırım var ‘ben şarkıcı değilim besteciyim’. Yazdığım bestelerimi söylüyorum, çok önemli bir ayırım bu. Biliyorsunuz Türkiye’de pek yapılmıyor. Bütün dünyda şarkıcı ve bestekâr denir. Bu önemli bir özelliktir, Bob Dylan gibi Leonardo Cohen gibi çok insan. Ama Türkiye’de sahneye çıkan, albüm yapan herkes şarkıcı olarak nitelendiriliyor. Ama öyle değil, şarkıcılar genellikle bir dönem çok meşhur olurlar sonra geçer. Düşünün dünyada da Türkiye’de de her kuşağın dinlediği şarkıcılar vardır. Genç kuşak artık Zeki Müren dinlemiyor, bir zaman hep Zeki Müren dinlenirdi. Gençler artık Tarkan dinliyor. Bu hep böyle, ‘bir bir daha iki’, her kuşak kendi şarkıcısını dinler. Ama besteciler öyle değildir. Yüzyıllar öncesinden Hacı Arif Bey’in, Fevzi Bey’in şarkıları hepimizin dilinde. Şiirde de bu durum böyle Pir Sultan Abdal’ın, Karacaoğlan’ın şiirleri halen dilimizde. Demek ki bestenin ve şiirin yüzyılları aşan bir gücü var. Benim 40 yıllık bu parçalarıma Ortadoğu’da insanlar şaşırmaya başladı. 41’inci yıl 9 sene sonra yarım asır olacak. Bir de şarkılar giderek güçleniyor o da var. Beni sevindiren giderek güçlenip gençlere ve çocuklara geçti. Demek ki benden sonra da bu parçalar devam edecek, bu bunu gösteriyor. Belki de bu parçalar 7’den 77’e her yaşa, her gelir durumuna hitap etmesi Türkiye’nin ses sistemine uygun besteler bunlar. Çünkü her ülkenin bir ses sistemi vardır. Bunlar binlerce yıl önceye dayanır, kromozomlara siner. Herhalde benim yaptığım besteler ona uygundur. Açıklama olarak bir tek bunu bulabiliyorum.

 

“KASIM AYINDA YENİ ROMAN YAZMAYA BAŞLIYORUM”

 

ADRES: Besteciliğinizin yanında yazarlığınız da ön planda… Mutluluk, Son Ada ve Serenad gibi birçok kitap yazdınız. Bazı kitaplarınız da filme çevrildi ve çok sevildi. Okuyucularını bu kadar çok derinden etkileyecek yeni projeniz var mı?

LİVANELİ: Serenad benim 7’inci kitabım. Aralarında en çok satan kitap oldu. Yasal satışı 200 bini geçmiş durumda ki bu Türkiye için çok büyük bir rakam. Satışın 200 bini bile geçmesi insanların sadece kulaktan kulağa tavsiye etmesiyle oldu. Hiç kimse kalkıp da bunun büyük bir reklamını yapmadı. 200 bin, korsanıyla beraber 300 bin. Her kitabı 3- 4 kişinin okuduğunu hesap edersek büyük bir kitle. Şimdi yeni bir kitap beklentisi var o yüzden artık konserleri bırakayım, kendimi kitap yazmaya vereyim istiyorum. Çünkü kitabı yazmak bir süreç yalnızlık ve kapanmak istiyor. Bunu yayın evine veriyorsunuz çıkıyor. Daha sonra onunla ilgili bazı konuşmalar, televizyon programlarına falan katılıyorsunuz. Çin’den Amerika’ya kadar İsveç’ten ispanya’ya kadar bütün basın yayın evleri sizi davet ediyor. Oraya gidip basın toplantısı yapıyorsunuz, basınla görüşüyorsunuz. Bu en azından bir hafta kadar sürüyor. Bunları topladığınız zaman çok büyük gayret ve emektir. Konserlerle birlikte bu nasıl yürüyecek ben de bilmiyorum ama yeni roman yazıyorum. Şu anda çok fazla yazamıyorum ama 2- 3 yıldır romanla ilgili kafamda olan notlarımı alıyorum. Kasım ayında herhalde tamamen ortalıktan çekileceğim, romanı yazacağım.

 

ADRES: ‘Son Ada’ kitabınızda ‘Adadaki kusursuz düzen ve huzur, emekliye ayrılan darbeci devlet başkanının adaya yerleşmesi ve doğadaki dengelerin bozulması... Başkana karşı çıkan bir iki sesin, devlet başkanının gücü karşısında cılız kalmasından ve martı katliamına karar verilmesinden’ bahsettiniz. Kitabınızı yazarken Kıbrıs ile bir benzerlik aklınızdan geçti mi?

LİVANELİ: Kesinlikle aklımdan geçti. Ama siz bunu yalnızca Kıbrıs olarak düşünüyorsunuz. Fakat Türkiye’de bu kitap bazıları tarafından Kürtler olarak düşünüldü. Bu kitapta herkes kendinden birşey buluyor demek ki. Aslında belli bir zamana ve yöreye bağlı olmayan bir roman, bir model. Maalesef hayatımızda bunu çok gördük. Türkiye mesela müdahaleci geleneklerle, darbelerle zapt altına almak istendi, çığrından çıkardılar ve şimdiki hale geldiğini gördük. Kıbrıs’ta da, dünyanın her yerinde de bunu görüyoruz. Çünkü doğanın ekolojik dengesi gibi toplumların da bir dengesi var. Bu iki dengeye emirle hakim olamıyorsunuz. Emirle, talimatla doğa ve toplum hayatı düzenlenemiyor. Yaptığınız zaman felaketle sonuçlanıyor, bunu anlatmaya çalışmıştım romanda da.

 

ADRES: Geçtiğimiz hafta Leman Sam ile bir röportaj gerçekleştirdik. Leman Hanım Kıbrıs’ta iki toplumlu bir konser vermek istediğini söyledi. Siz yıllar önce iki toplumlu bir konser verdiniz. Yeniden bir konser vermek istiyor musunuz?

LİVANELİ: Kıbrıs’ta ilk iki toplumlu konseri ben yaptım. Tabii Leman da yapsa çok güzel ve başarılı olur. Fakat biz onu tarihi bir noktada yaptık. Çünkü yeşil hat üzerinde Kuzey ve Güney’in yöneticilerinin, iki bayrağın da bulunduğu bir konserdi. Dolayısıyla o tarihsel bir andı, onun bir daha yakalanabileceğini pek sanmıyorum. Bu arada Yorgo Dallaras ile 24 Eylül Pazartesi günü İzmir’de, 25 Eylül Salı günü de İstanbul’da birlikte konser vereceğiz.

 

“BARIŞIN UZAKLAŞMASINDAKİ BİR NUMARALI SORUN GÜNEY KIBRIS’TIR”

 

ADRES: Kıbrıs’taki son gelişmeler ile ilgili neler söyleyeceksiniz. Müzakerelerin kesilmesine nasıl bakıyorsunuz? Bu durumu atlatmak için ne yapılması gerekir?

LİVANELİ: Barış biraz uzaklaşmış gibi görünüyor ama uzun vadede yine bence barış olacaktır. Çünkü aklın yolu birdir. Bir barış olacak ama konserleri yaptığımız döneme göre çok daha uzağız görünüyor. Bunda da bir numaralı sorumlu Güney Kıbrıs’tır. Çünkü çok açık ve net biçimde birlikte yaşama iradesini ortaya koymak için bir referandum yapıldı. Kuzey buna ‘evet, Güney ise ‘hayır’ dedi. Bir taraf “ben seninle yaşamak istiyorum” ama öbür taraf “ben senle yaşamak istemiyorum” dedi. Bundan sonra artık politikalar da değişti. Tabii ki ‘evet’ diyen tarafta da kızgınlık oluşması çok doğal… Sen beni istemiyorsan ben seni hiç istemiyorum deme noktasına insanlar gelebilir. Ama ona fazla sürüklenmeden yine uzun vadede Kıbrıs halkının yanıltılmış olduğunu, Güney Kıbrıs’ın yanıltılmış olduğunu, yanlış bir karar verdiğini, bir gün bundan döneceklerini bunu anlayacaklarını düşünmek gerekir. Ama dediğim gibi Güney Kıbrıs çok hatalı, Avrupa Birliği kesinlikle hatalı. Kendi kurallarına kendi ilkelerine göre sorunlarını çözmemiş bir adanın yarısını üye yaparak yanlış bir karara imza attılar. Üçüncü faktör de Türkiye’nin ilk başta barıştan yanayken şimdi pozisyon değiştirmiş olmasıdır. Türkiye’nin diğer meselelerinde olduğu gibi şaibeli hale gelmiş olmasıdır. Bazı olayları zaman çözüyor, zorlayarak bir yere gidemiyorsunuz. Bence bütün mesele iki halkın birbirini daha iyi anlaması biraz daha yakınlaşması, ortak yaralarını birlikte sarmaya başlaması ve sonunda da ortak çıkarının bütün adayı kapsayan, eşit iki toplumlu bir ülke olmaktan geçtiğini kavramasıdır.

 

“AKP İKTİDAR YIPRANMASI YAŞAMAYA BAŞLADI”

 

ADRES: Türkiye’ye geçersek CHP’nin ve AKP’nin durumunu iki cümleyle özetler misiniz? CHP üyeliğiniz devam ediyor mu?

LİVANELİ: AKP bir iktidar yıpranması yaşamaya başladı. Biliyorsunuz 12 yıldır iktidarda ve şu anda korkunç şekilde uluslararası sorunlarla boğuşuyor. Yani AB’deki ve Amerika’daki kriz bir yandan, Türkiye’de tırmanışa geçen Kürt meselesi bir yandan… Suriye, dolayısıyla İranla karşı karşıya gelmesi, mezhep kavgalarına sürüklenmeleri bir yandan, tüm bunlar Hükümeti sıkıştırıyor. Ama Hükümet bunları çözmek için enerjik bir biçimde davranacağına enerjisini gidiyor 4+4+4 eğitim programlarına, Çamlıca’ya cami yaptırmaya, okulları imam hatipleştirmeye harcıyor. Evet, Türkiye’yi İslamileştirmeye çalışıyor. Bunlar aslında bana doğru görünmüyor çünkü Türkiye’nin varlık yokluk meseleleri var, bunlarla uğraşmak gerekiyor. CHP ise yıllardır devlet kurucu bir parti olmanın, resmi ideolojinin partisi olmakla Alevilerin, ilericilerin solcuların partisi olmak arasında… İkisini de götürmeye çalışıyor. Partinin içinde kanatlar var, Kemal Kılıçdaroğlu hem partinin ana ilkelerine ters düşmesini, hem de partiyi değişik kesimlere, dünyaya modern çağa açılmasını istiyor, böyle bir çabası var ama partinin yapısı doğru değil. Ben bu son ay Türkiye basınında da CHP’ye fazla dikkat edildiğini, daha fazla şans verildiğinin başlandığını görüyorum. Benim CHP üyeliğim devam etmiyor. Milletvekiliyken istifa etmiştim. Ben bağımsız taraf olarak kaldım.

 

ADRES: Suriye ile ilgili gelişmelerde Türkiye’nin tutumuyla ilgili ne düşünüyorsunuz?

LİVANELİ: Suriye’de bir oyun oynanıyor. Bu oyun da aynen Irak’ta yapıldığı gibi Suriye’den sonra da devam edeceği gibi Orta Doğu’yu yani İslam alemini Alevi ile Sunni’yi birbiriyle dalaştırmak. Eğer böyle olursa bazı İslam ülkeleri tehlike olmaktan çıkar, tabii bu bir strateji. Beşar Esat diktatör ve zalim olan babasından bir rejim alan birisi. “Biz Suriye halkına acıyoruz, onları demokratlaştırmak istiyoruz” lafına kargalar bile güler. Sen ona acıyorsan da, Suudi Arabistan’da Cuma namazında her gün kafası kesilen insanlara neden acımıyorsun. Orada çok mu demokrasi var. Bu tabii politik oyunlar İran’ı sıkıştırmak Suriye üzerinden. Ama burada böyle bir karar aldılar, yürüdüler fakat Türkiye ateşe körükle gitti. Kendisi bu konuda insiyatif almak istedi ve şahinleşti. Sonra bütün dünya arkasından çekildi. Şimdi Türkiye Hükümeti mültecilerle, Suriye ve diğer olaylarla kara kara ne yapacağını düşünüyor. Tabii Kürt sorunu da başka bir boyuta geldi. Oysa daha akıllı bir politikası olabilirdi. Tayyip Erdoğan, Batıya ‘Ben sizin Beşar Esat ile olan kanallarınızı açık tutayım yani diyalog noktanız olayım bunu da bir noktaya getireyim’ deseydi büyürdü. Ama tam tersine kendini çok angaje etti ve birden bire gidip ‘biz bunları mahf ederiz, Türkiye’nin öfkesi’ falan dedi. Ortadaki durum görüldü ama yapacak bir şey yok.

 

“BARIŞSIZ HAYAT, DÜNYA VE İNSAN OLMAZ”

 

ADRES: Son olarak Zülfü Livaneli nasıl bir dünya düşlüyor?

LİVANELİ: Elbette herkesin istediği gibi önce barış. Çünkü her şey barış dolu bir dünyada olabilir. Ama bu bir ütopyadır, bunun mümkün olabileceğini zannetmiyoruz. Ne kadar barışçıl kalırsak ne kadar barışla uğraşırsak o kadar önemli. UNESCO’nun tüzüğünde şey yazar; ‘Bütün savaşlar insanların dilinde başlar, dolayısıyla barış ta insanların dilinde başlamalıdır’. Fakat Freud insanların yıkıcı yönleri olduğunu söylemişti, bunu gözlemlemişti sonra da dünya savaşı çıktı ve orada gördük. Yani nasıl kitleler birbirini öldürüyor, nasıl ufacık bir olayla tırmanışa geçiyor ve 20 milyon genç ölüyor. Yani savaşsız geçen bir yüzyıl yok. 1800’den 1900 yılına geçilirken herkes dedi ki; dünyada savaş yok barış yüzyılına giriyoruz. Ama herkes gördü ki dünya harbiyle dünyanın en vahşi hareketi oldu. Şimdi bunlardan ders alınmadı mı, tekrar böyle büyük savaşlar görecek miyiz? İnşallah görmeyiz. AB aslında Avrupa ülkelerinin savaşmasına engel olmak için kuruldu. BM de onun için kuruldu. Bunlar bütün savaşları önleyebilir mi biraz şüphem var ama yine de umutluyum. Umarım olur. Çünkü barışsız hayat, dünya ve insan olmaz.

 


 

 

 

“Ben bir şey bilmem ama her gün bir şey öğrenirim’

 

ADRES: UNESCO iyi niyet elçiliği göreviniz devam ediyor mu? Bu elçilik size neler kazandırdı veya siz bu elçilik vasıtasıyla neler öğrendiniz?

LİVANELİ: Ben önemli barış kültürü programlarında çalıştım. UNESCO da önemli bir kuruluş dünya için, dünya barışı için. Ben 1996 yılından beri UNESCO’dayım. Bir dönem genel direktör yardımcılığı da, danışmalığı da yaptım. Bir kere bizim grubumuzda çok etkili ve hoş insanlar var. Dünya barışı için önemli şeyler yapılıyor ve yaptığı zaman da harekete geçen bir grup. 15 Ekim’de yeni bir üye katılıyor bize. Tenor Domingo ayrıca büyükelçi. Onun törenine gideceğim. İçlerinde bilim adamları, devlet başkanlarının eşleri de var. Yani çok büyük bazı kampanyalarda güçlü para toplayabilen bir gruptur. Tabii böylesi uluslar arası gruplarla oturmak, konuşmak yıllarca arkadaşlık yapmak insanı zenginleştirir. Değişik deneyimler açar. Ben onun için ‘ben bir şey bilmem ama her gün bir şey öğrenirim’. Bir şey öğrenmediğim gün kayıptır. Dün öğrendim bugün de öğreneceğim. Mesela Kıbrıs’tan bir şey daha öğrenerek gideceğim. Bu insanoğlunun yaşam kuralı olmalı. Bir şey öğrenmediğin gün kayıptır. Ben her şeyi bilirim demek aptallıktır.

 


 

Akdeniz Barış Gemisi

 

ADRES: Kıbrıs Kültür Hareketi adı altında Akdeniz Barış Gemisi diye bir projeniz olduğunu öğrendik. Bu gemide birçok etkinlikler düzenlenip, barış şarkıları söyleyeceğinizi öğrendik. Projeyle ilgili bilgi verir misiniz?

LİVANELİ: Bu proje benim değil. Kıbrıs’tan kaynaklanan bir proje. Yunan şarkıcı Vasiliu Papa Constantino büyük bir barış gemisiyle çeşitli limanları dolaşıp konserler verecek. Benim de katılmam için davet etti. Tabii ben bu tür barış konserleri çok yaptım. Bir de ben birlikte şarkı söylemenin halkları birbirine yakınlaştırdığını düşünüyorum. Sanatçıları da müzikal olarak zenginleştiriyor. Amerikalı Joan Baez ile çalıştım, benim şarkılarımı söylemişti. Almanlar, İtalyanlar, Yunanlar, Japonca bile benim şarkılarım söylendi. Aşağı yukarı 22 dilde şarkılarım söylendi. Tabii bu çok hoş bir şey. Uluslararası birlikteliklerde hep bulundum, çünkü zevk alıyorum.

 

 

 

 

 

 

Bu haber toplam 608 defa okunmuştur
Önceki ve Sonraki Haberler