1. HABERLER

  2. ARŞİV

  3. Akatu'dan bir düğün fotoğrafı ve düğün çelengi 'Stefana'
Akatudan bir düğün fotoğrafı ve düğün çelengi Stefana

Akatu'dan bir düğün fotoğrafı ve düğün çelengi 'Stefana'

Bir sabah telefonum çalıyor. Genç bir kadın “Komikebirli Panayota hanımla ilgili yazınızı okudum” diyor… “Özellikle düğün başlığı Stefana’sını kalp şeklinde bir kutuda tuttuğunu ve “kayıp” kocasından geride kalanl

A+A-

 

Bir sabah telefonum çalıyor. Genç bir kadın “Komikebirli Panayota hanımla ilgili yazınızı okudum” diyor… “Özellikle düğün başlığı Stefana’sını kalp şeklinde bir kutuda tuttuğunu ve “kayıp” kocasından geride kalanlar bulunduğunda, bu kutuyla gömüleceğini anlatıyordunuz… Bu beni çok etkiledi… Benim ninem ve dedem Malya’dan Tatlısu’ya (Mari) göçmen gittiydiler 1963’te. 1974’ten sonra da Akatu’ya (Tatlısu) yerleştirildiydiler. Yerleştirildikleri evde bir düğün fotoğrafı ve tıpkı sizin sözünü ettiğiniz gibi kalp şeklindeki bir kutuda düğün başlıkları Stefana’yı buldular. Bu kutuyu ve bu fotoğrafı yıllardır saklıyoruz… Eğer bunların kime ait olduğunu bulabilirseniz, bunları iade etmek istiyoruz kendilerine… Kıbrıslırumlar için “Stefana” adını verdikleri bu düğün başlıklarının ne kadar önemli olduğunu bilmiyordum… Hiçbir zaman o kalp şeklindeki kutuyu açmadık ama camla kaplı bu tahta kutun içinde kurdellalar var beyaz ve üstünde bazı Rumca isimlerin yazıldığı görülebiliyor…”

“Tamam” diyorum bu genç okuruma, “Birkaç güne kadar sizi ziyaret edeyim ve bu düğün fotoğrafıyla tahta kutunun fotoğrafını çekeyim… Sonra da bunları POLİTİS gazetesinde yayımlayıp kime ait olduklarını bulmaya çalışalım…”

Sonra bu genç kadını ofisinde ziyaret ediyorum…

Akatu’da bir Kıbrıslırum aileye ait evde büyük boyda siyah-beyaz bir düğün fotoğrafı bulmuşlar duvarda asılı ve bu fotoğrafı yıllardır saklıyorlar…

Bu genç kadının dedesi Durmuş Bey ile ninesi Cemaliye Malyalı imişler… 1974’te savaştan sonra Akatu’ya (Tatlısu) yerleştirilmişler… Ancak çok uzun süre kalmamışlar Akatu’da… Akatu’ya yerşeltirilmiş olan pek çok Kıbrıslıtürk gibi, bir süre sonra Bellapais’e göç etmişler…

Ninesi Cemaliye’nin adını taşıyan genç kadın bana “Stefana”yı da gösteriyor…

Kalp şeklindeki bu tahta kutunun ön yüzü camdan… Kutunun içerisinde, gelin ve güveyinin taktığı yapma beyaz çiçeklerden düğün başlıkları duruyor… Düğün başlıklarına bağlı beyaz kurdelalar da görünüyor, bu kurdelalar, düzgünce katlanmış ama üstlerinde gumbaroların ve gumeraların isimlerinin yazılı olduğu görülüyor…

“Kıbrıslırumlar için bu düğün başlıklarının bu kadar önemli olduğunu, öldükleri zaman bu kalp şeklindeki kutuyla gömüldüklerini bilmiyordum” diyor Cemaliye Hanım…

“Panayota Hanım’ın Leymosun’daki göçmen evciğini ziyaret edinceye kadar ben de böyle bir gelenekten habersizdim” diyorum bu genç okuruma… “Panayota Pavlu Solomi’nin kızı Hristina annesinin bu kutuyu “kayıp” kocasından geride kalanlar bulunduğu zaman gömülmek üzere saklamakta olduğunu anlattı bize… Eğer “kayıp” kocasından geride kalanlar bulunamazsa, o zaman Panayota Hanım bu kutuyla birlikte gömülecekmiş…”

2003 yılında barikatlar açıldığı zaman, kuzeye geçen pek çok Kıbrıslırum kadın, evlerinde yaşayan Kıbrıslıtürkler’e “Stefanaları”nı görüp görmediklerini sormaktaydı… Kıbrıslıtürkler, bu işe fazla bir anlam vremiyordu çünkü Kıbrıslırumlar’daki bu “Stefana” geleneğini bilmiyorlardı… Ablamın Kızılbaş’ta oturmakta olduğu evin sahibi Maro, evini görmeye geldiği zaman da ablama “Stefana”sını sormuştu… Hristina’nın izahatıyla birlikte şimdi artık “Stefana”nın Kıbrıslırumlar için ne büyük bir anlam taşıdığını biliyoruz…

Aslında bu gelenek Olimpiyat oyunlarından kaynaklanıyor. Antik Yunan’da Olimpiyat Oyunları’nda yarışıp da dereceye girenler için en büyük onur, başlarına zeytin dallarından örülmüş bir çelenk (stefana) konmasıymış… Binlerce yıllık bu gelenek, zamanla düğünlere taşınmış ve evlenecek olan çiftin başına da başlangıçta zeytin dallarından örülme çelenkler konuyor, bu çelenklere bağlanan kurdelelere düğünün şahitleri ve yardımcıları olan gumbaro ve gumeraların isimleri yazılıyor, sonra da papaz bu iki kurdelayı birbirine bağlıyormuş… Ve bu düğün çelenkleri kutsanarak tahta bir kutuya konuyor, evin en güzel yerine asılıyormuş… “Ölüm bizi ayırıncaya kadar” manasında, bu “Stefana”lar, çiftin bir evlilik yolunda attıkları adımın, bir aile kurma adımının kutsanmasıymış… Birbirine bağlılıkları kutsanıyor, kurdelalar birleştiriliyor ve kalp şeklinde tahtadan ve camdan bir kutuya konuyor, bu kutu bir daha hiç açılmıyormuş… Ta ki evli çiftlerden biri vefat edinceye kadar, bu kutu da duvarda asılı olduğu yerde kalıyormuş… Sonra da kutu, vefat edilenle birlikte gömülüyormuş: “Ölüm bizi ayırıncaya kadar…”

Ortodoks Hristiyanlık’ta, çiftlerin aynı mezara gömülmesine izin veriliyormuş ve aile, “Stefana”nın ilk ölen mi yoksa ondan sonra ölen kişiyle mi gömüleceğine kendisi karar veriyormuş…

Akatu’da bir evin duvarında bulunan kalp şeklindeki bu tahta kutunun anlamı işte binlerce yıl öncesine uzanan geleneklere dayanıyor… Taa Olimpiyatlar’a dek uzanan geleneklere…

Cemaliye Hanım, “Ninemle dedem vefat ettiler… Dedem 1997 yılında vefat etti, ninem de 2003 yılının Mart ayında vefat etti, yani barikatların açıldığını göremeden öldü” diyor…

“Bu düğün fotoğrafıyla bu düğün çelenklerini neden bunca yıl sakladınız?” diyorum ona…

“Çünkü ailemiz, Akatu’daki evin sahipleri için bunların önemli olabileceğini düşündü” diyor. “Umarım onları bulursunuz ve bunları onlara iade edebiliriz” diyor.

1980’li yıllarda Cemaliye’nin dedesi Durmuş ile ninesi Cemaliye,  Akatu’dan Bellapais’e göç ettikleri için, 2003 yılında barikatlar açıldıktan sonra eğer bu aile Akatu’daki evlerini ziyaret etmiş olsa dahi, bu fotoğrafı ve bu düğün çelenklerini evde bulamamışlardı… Artık o evde başkaları yaşıyordu ve Durmuş Bey ile Cemaliye Hanım da fotoğrafı ve “Stefana”yı Bellapais’e götürmüştü…

Ama işte şimdi böyle bir şansımız var…

Cemaliye Hanım bana genç bir çiftin düğün fotoğrafını gösteriyor: Genç kadın danteller içinde bir gelinlik giymiş, genç adam da siyah takımı içinde oldukça şık duruyor…

“Bu fotoğraf sanki 1960’lı yıllarda çekilmiş gibi duruyor” diyorum Cemaliye Hanım’a… “Çünkü giysileri 60’lı ya da 70’li yıllara ait gibi görünüyor…”

Akatu’daki evde 8-9 yaşlarındaki bir çocuğun fotoğrafları da varmış ama Cemaliye Hanım’ın ninesi ve dedesi Bellapais’e giderken bunları almamışlar: Düğün fotoğrafı ve bu düğün çelenklerinin çok daha önemli olduğunu düşünmüşler…

“Dedem Ağrotur’daki İngiliz üslerinde, belediyede çalışıyordu” diyor Cemaliye Hanım. “Çok iyi İngilizce ve Rumca da konuşurdu… Üç çocukları olmuştu: Üç oğlan… Zihni, Erol ve Mustafa… Ben, Erol’un kızıyım… Babam da bu fotoğrafın ve düğün çelenklerinin sahipleriyle mutlaka tanışmak istiyor, eğer onları bulabilirsen” diyor.

Düğün fotoğrafının ve düğün çelenklerinin fotoğraflarını çekiyorum…

“Hiçbir zaman bu kutuyu açmadık” diyor Cemaliye Hanım…

“Aynen bulduğumuz gibi duruyor… Bellapais’te kaldığımız evin sahipleri de bizleri ziyaret ederek, evlerine çok iyi baktığımız için teşekkür ettiler. Ailemiz Akatu’dan Bellapais’teki eve taşındığında, üst katta ev, alt katta bir mandra vardı… Evi çok değiştirdik, pek çok tadilat yaptık ve güzelleştirdik… Bu yüzden bize teşekkür ettilerdi…”

“Eğer hayattaysalar ve Kıbrıs’ta yaşıyorlarsa, eminim bu fotoğraftaki çifti bulacağız – onları bulamasak bile mutlaka akrabalarını bulacağız” diyorum Cemaliye Hanım’a…

“Çok teşekkürler” diyor Cemaliye Hanım, “Panayota Hanım’la ve onun düğün çelenkleriyle ilgili yazınızı okuduğumdan beri hep bunu düşünüyorum… Mutlaka onlarla tanışmak istiyorum…”

Cemaliye Hanım son derece insani bir jest, son derece saygılı bir jest yapıyor… Ninesi ve dedesi bunca yıldır bu fotoğrafı ve bu düğün çelenklerini saklamışlar, bu dünyadan göçüp gitmişler ve şimdi sevgili torunları aynı saygıyı göstererek, son derece insani bir davranışla bu fotoğraftaki insanları bulup onlara bunları iade etmek istiyor… Böylesi insani davranışlar adamızın ışıldamasına neden oluyor çünkü geçmişte ne tür dramlar yaşanmışsa yaşanmış olsun, insanlığın bu topraklarda hala ölmemiş olduğuna işaret ediyor…

Cemaliye Hanım’dan ayrıldıktan sonra oturup POLİTİS gazetesinde her Pazar yayımlanan sayfamda tüm bunları kaleme alıyorum, düğün fotoğrafını ve düğün çelenklerinin bulunduğu kalp şeklindeki kutunun fotoğrafını POLİTİS’te yayımlıyorum… Akatu’nun Kıbrıslırum Belediye Başkanı Savvas Savvidis’in telefonunu bulup onu arıyorum, POLİTİS’te çıkacak yazımı dikkatle okumasını, Akatu’dan bazı Kıbrıslırumlar’ı fotoğraf ve düğün çelenklerini iade etmek üzere aramakta olduğumuzu anlatıyorum… Bay Savvas da, memnuniyetle bize yardımcı olacağını söylüyor…

POLİTİS’te yazımın yayımlandığı gün bir telefon alıyorum:

Akatulu Sotiris Pavlu Televantos, fotoğraftaki çiftin kendisi ve eşi Vasulla olduğunu anlatıyor…

Hemen buluşmak üzere anlaşıyoruz ve onları Bellapais’te, sevgili Cemaliye’nin babası Erol Uysal ve annesi Saffet Hanım’ın yaşadığı eve götürmeyi kararlaştırıyoruz…

6 Ağustos  Kıbrıslırumlar için kutsal bir günmüş – bu yüzden bu haberi 5 Ağustos’ta POLİTİS’te okuduklarında, “Aman Tanrım, bu bir mucize!” diye düşünmüşler… Bay Savvas da üstüne düşeni yapmış ve tüm Kıbrıslırumlar ama özellikle de Akatulular için kutsal sayılan 6 Ağustos’ta Kilise’deki ayinde böyle bir stefana ve düğün fotoğrafı bulunduğunu anons etmiş… Sotira köyündeki Sotira Kilisesi’nde yapılmış bu kutlama ve Akatu’nun Kıbrıslırum Belediye Başkanı Bay Savvas söz alarak 5 Ağustos’ta POLİTİS’te yayımlanan yazımızdan söz etmiş:  “POLİTİS’te her hafta yazan bu gazeteci, iki toplumu bir araya getirmeye çalışıyor. Bakınız, bizim dinimize ve geleneklerimize büyük saygı gösteriyor… Biz de onların dinine ve onların geleneklerine saygı göstermeliyiz” demiş ve Bay Sotiris ile Bayan Vasulla’ya, Bellapais’e yapacakları bu yolculuk için iyi dileklerde bulunmuş, “Belki de başka şeyler de bulunacak, başka çiftler için” demiş…

Ortodoks Hristiyanlık’ta 6 Ağustos, Hazreti İsa’nın “Metamorfoz” geçirdiği, yüzünün değişerek insana dönüştüğü bir günmüş – çarmıha gerildikten sonra meydana gelen bu “Metamorfoz” kutlanıyormuş 6 Ağustos’ta… 1974 öncesinde, Akatu’daki (Tatlısu) Hrisosotira Kilisesi, Kıbrıs’taki en büyük kiliselerden biri olduğu için, tüm bölge köylerden insanlar buraya gelirler, burada büyük bir de panayır düzenlenirmiş… Akatulular zengin olmadıkları, yoksul köylüler oldukları için Hazreti İsa’ya adadıkları “Hrisosotira Kilisesi”ni tam 20 yılda inşa edebilmişler: 1916’da inşasına başlanan bu kiliseyi ancak 1936’da tamamlamışlar… Çünkü tümüyle gönüllü olarak çalışıyorlarmış, birilerine ödeyip de kilise yaptıracak paraları yokmuş… Hatta bu kilisenin inşaatına bazı Kıbrıslıtürkler’in de yardım ettiği, zaman zaman bu inşaatta çalıştıkları biliniyormuş… Şimdilerde 6 Ağustos “Metamorfoz” kutlaması, Sotira köyündeki kilisede ve Lefkoşa yakınlarında bir göçmen bölgesi olan Antupolis’teki bir kilisede yapılıyormuş çünkü bu köylerde Akatulu Kıbrıslırumlar yaşıyormuş… Akatulular, ayrıca Köfünye’de de yaşıyorlar – Köfünye, tam 75 farklı köyden göçmen olmuş Kıbrıslırumlar’ın yaşadığı bir yer… Bay Sotiris ile Bayan Vasulla da Köfünye’de yaşıyorlar…

9 Ağustos 2012 Perşembe sabahı Bay Sotiris ile Bayan Vasulla, Köfünye’den Lefkoşa’ya geliyorlar - Ledra Palace barikatından onları alıp Bellapais’e götürüyorum. Sevgili Cemaliye Hanım bizi Girne kavşağında bekliyor, eşi ve oğluyla birlikte… Onu izliyoruz ve Bellapais’te babası Erol Uysal’ın evine varıyoruz.

Erol Bey ve Saffet Hanım bizi büyük bir sevecenlikle karşılıyorlar: Bay Sotiris ve Bayan Vasulla, bir kucak dolusu çiçekle gelmişler… Bir demet gül bana, bir demet çiçek Erol Bey, Saffet Hanım ve Cemaliye Hanım’a… Saffet Hanım’ın öteki kızı Mukaddes Hanım da burada – bizim için pastalar hazırlamışlar, taze yapılmış Kıbrıs’ın ev limonatalarından sunuyorlar, kahve yapıyorlar…

Akatulu bu Kıbrıslırum çift, henüz nişanlıyken İngiltere’ye gitmişler… 11 Mart 1962’de Londra’da evlenmişler… Fotoğraf da o gün çekilmiş…

Bir süre sonra Bayan Vasulla ikiz kızlarını dünyaya getirmiş, ardından yeniden hamile olmuş ve “Üç çocuğa birden nasıl bakacağım?” diye hayıflanmaya başlamış. İkizlerini de yanına alıp Kıbrıs’a, köyü Akatu’ya dönmüş – yanında “Stefana”sını da getirmiş. Üçüncü evladını Akatu’da dünyaya getirmiş – 1963-64 yıllarında Akatu’da kaldıktan sonra, tekrar eşine, Londra’ya dönmüş, evlatçıklarıyla birlikte.

Bay Sotira ve Bayan Vasulla, hayatları boyunca Londra’da yaşamışlar, ancak emekli olduktan sonra Kıbrıs’a gelerek yerleşmişler…

Bay Sotira tek çocuk olarak büyümüş çünkü babası Pavlos Stavri Televantu, o henüz bebekken İkinci Dünya Savaşı’na katılmak üzere ülkeden ayrılmış, bir İngiliz askeri olarak. Yunanistan’ın Thessalia kentinde tutuklanmış ve başka savaş esirleriyle birlikte Naziler tarafından Prag’a götürülmüş, bir toplama kampına… Yunanistan’dan Prag’a dek yaya olarak götürülmüş tutuklular… Kampta koşullar çok kötüymüş – insanlık dışı bu koşullarda pek çok tutuklu hayatta kalamamış. Bay Sotira’nın sevgili babacığı Pavlos da 15 Aralık 1940’ta hastalıklar nedeniyle toplama kampında vefat etmiş ve Prag’ta bir mezarlığa gömülmüş… Bay Sotira, Prag’taki bu mezarlığı birkaç kez ziyaret etmiş:

“Orada Ruslar, Polonyalılar ve başka ülkelerden insanlar yatıyor… Babamın mezarının bulunduğu bölümde 16-17 kadar Kıbrıslı’nın mezarı vardır, bunlar toplama kampında ölen Kıbrıslılar’dır, aralarında Kıbrıslıtürkler’in mezarları da vardır” diye anlatıyor… “Üç kuruş para kazanmak için yollara düştüydü babam, Kıbrıs’ta o yıllarda çok büyük yoksulluk vardı… Bu yüzden gitmişti askere… Annem Eleni tek başına kaldı, beni dokumacılık yaparak büyüttü… Ben de gene daha iyi bir hayat için İngiltere’ye göç ettiydim 1960’lı yıllarda” diye anlatıyor…

Fotoğrafa kavuşmak onları çok mutlu ediyor fakat düğün çelenklerinin konduğu kalp şeklindeki tahta kutuyu görür görmez, Vasulla Hanım, “Bu bana ait değildir” diyor… Düğün fotoğrafına kavuşmanın sevincine, stefanası’nı bulamayışının hüznü ve düşkırıklığı karışıyor…

 

 

 

 

 

 

 

 

 

Bu haber toplam 682 defa okunmuştur
Önceki ve Sonraki Haberler