1. HABERLER

  2. ARŞİV

  3. Akatu'dan bir düğün fotoğrafı ve düğün çelengi 'Stefana'...2
Akatudan bir düğün fotoğrafı ve düğün çelengi Stefana...2

Akatu'dan bir düğün fotoğrafı ve düğün çelengi 'Stefana'...2

Erol Bey’in annesi Cemaliye Hanım ve babası Durmuş Bey’in Akatu’da bir süreliğine yaşadığı evin “Mazeri” bölgesi diye anıldığını, bahçesinde büyük bir hurma ağacı olduğunu, salıncaklar da bulunduğunu anlatıyor Erol Bey –

A+A-

 

 

Erol Bey’in annesi Cemaliye Hanım ve babası Durmuş Bey’in Akatu’da bir süreliğine yaşadığı evin “Mazeri” bölgesi diye anıldığını, bahçesinde büyük bir hurma ağacı olduğunu, salıncaklar da bulunduğunu anlatıyor Erol Bey – bu evin Bay Sotiris ve Bayan Vasulla’ya ait olmadığı anlaşılıyor – düğün fotoğrafını oraya kim getirip koymuş, kimbilir?

Erol Bey’den bu kutuyu açmasını istiyoruz – bir gatsavida bulup, 7-8 yerden sıkıca perçinlenmiş bu kalp şeklindeki kutuyu dikkatle açıyor. Kutu ilk kez açılıyor… Düğün çelenklerine bağlanmış beyaz kurdeleleri okumak istiyoruz çünkü – Bayan Vasulla bize tek tek gumbaroların ve gumeraların isimlerini sayıyor, biz de not alıyoruz bu isimleri… Düğün çelenklerinin sahibini ancak bu gumbarolara ve gumeralara ulaşarak bulabileceğiz… Düğün tarihini de saptıyoruz: 20 Ağustos 1967… Tüm bu bilgileri Akatu’nun Kıbrıslırum Belediye Başkanı Bay Savvas’a vereceğim ki Akatulular arasında araştırma yürütüp “Stefana”nın sahibini bulmamıza yardımcı olabilsin…

Lefkoşa’ya döner dönmez Akatu’nun Kıbrıslırum Belediye Başkanı Savvas Savvidu’yu arıyorum – hemen randevulaşıyoruz ve Alfa Mega Engomi’de buluşuyoruz…

Akatu, babamın köyü… Sami dedem bu köyde bir cami yaptırmış, Evkaf’ın “Yap masrafı da bitinca öderik” sözüne kanarak varını yoğunu bu camiye yatırmış fakat sonra o dönem Evkaf’ın başındaki İrfan Bey aniden vefat edince, kendisine verilen sözler tutulmamış ve “Hani ya kağıt, senet yaptı mıydın?” alaylarıyla karşılaşmış. İflas bayrağını çekince, ailesini de alıp Lefkonuk köyüne göç etmek zorunda kalmış… Bu yüzden babam Lefkonuk’ta büyümüş, okula burada gitmiş… Şimdi bu caminin izi bile kalmadı Akatu’da (Tatlısu) – cami yıkılarak yerine belediye binası yaptırıldı! Demek ki sevgili Sami dedem, boşu boşuna iflas ederek, göç etmek zorunda kalmıştı! Yaptırdığı caminin tek bir taşı bile kalmamış!...

 Bay Savvas’tan bu köyde bir zamanlar 15-20 kadar Kıbrıslıtürk ailenin yaşadığını, 1931 isyanından sonra yükselen milliyetçilik nedeniyle, bu ailelerin Akatu’dan başka köylere göç ettiklerini öğreniyorum… Köyde kalan son Kıbrıslıtürkler, 1956 yılında vefat etmişler ve köyde gömülmüşler… Ali ve Dudu adlı bu iki kardeş, ne tesadüftür ki aynı gün hayata veda etmişler. Ali, hastaymış ve Lefkonuk’ta hastanede tedavi görüyormuş – onun vefat ettiği gün, kızkardeşi Dudu’yu da bir yılan sokmuş ve Dudu Hanım da vefat etmiş… Onları aynı gün, yan yana defnetmişler… Bay Savvas, Akatulu bu Kıbrıslıtürk kardeşlerin öyküsünü bir resepsiyonda Amerikan Elçiliği’nin bazı üst düzey görevlilerine de anlatmış ve onlar da bu öyküye büyük ilgi göstermişler…

Bay Savvas’a, “Stefana”daki beyaz kurdellaların üstündeki gumbaroların ve gumeraların isimlerini okuyorum ve o da teker teker not alıyor… 20 Ağustos 1967’de ismini henüz bilmediğimiz Akatulu bir çiftin düğününde şahitlik etmiş olan bu isimlerden bir kısmını tanıdığını, hayatta olduklarını, derhal araştırma başlatacağını anlatıyor…

Kıbrıslırumlar’ın bu “gumbaro” ve “gumera” geleneği oldukça ilginç ve son derece yararlı: Erkekler “gumbaro”, kadınlar “gumera” oluyorlar ve düğünün bazı masraflarını üstleniyorlar – bunların ille de gelinle damadın akrabaları olması gerekmiyor, aile dostları da olabiliyor. Beyaz kurdella üzerine yazılan ilk isim birinci gumbaro, ikinci isim ikinci gumbaro diye uzayıp gidiyor… “Gumbaro” ve “gumera”lar, düğün masraflarına katkı olsun diye, bir sepete para atıyorlar – bu düğün salonunda gelinle damadın göğsüne takılacak paradan ayrıdır. “Gumbaro” ve “gumera”lar için en önemlisi, genç çiftin doğacak olan çocuklarına, geline veya damada bir şey olacak olursa, analık-babalık yapacaklarını bilmeleri olsa gerek… Düşünün ki o zaman bu genç çiftin “gelecek” kaygısı azıcık olsa da hafifliyor çünkü evlatçıklarını dünyaya getirdiklerinde, kendilerine bir şey olsa dahi, bu çocuklara ömür boyu bakacak “gumbaro” ve “gumeralar”a sahip olduklarını biliyorlar – bu harika bir sosyal sistem olsa gerek…

Ertesi günü Bay Savvas beni arıyor:

“Çifti buldum” diyor. “İsimleri Yakumi ve Stavrulla… Köfünye’de yaşıyorlar… 20 Ağustos 1967’de evlenmişler… Stefana, onların olmalı…”

Bay Savvas’a çok teşekkür ederek, derhal Kostas Poyrazis’i arıyorum – Poyrazis, çok önemli bir aileden geliyor, Kıbrıslıtürkler’i hem 1963’te, hem 1974’te dıştan gelen çapulculara karşı koruyup kollamış olan Poyrazis ailesi bu, Stroncilo’dan (Turunçlu)… Köyün Kıbrıslırum muhtarı Poyrazis’in tüm bu iyiliklerine karşılık, tutuklanıp bu aileden dört kişi daha alınarak, Poyrazis ailesinden tam beş kişi öldürülüyor Stroncilolu ve Sindeli bazı Kıbrıslıtürkler tarafından 1974’te… Bu bölgeden “kayıp” edilen 17 kişilik bir grubun içerisinde yer aldıkları biliniyor – bir okurumuzun ihbarı ve Kayıplar Komitesi’ne yapılan başka ihbarlar birleştirilip bu “kayıp” gruptan geride kalanlar Abalestra Çiftliği’nde bir kuyuda bulunmuştu geçtiğimiz yıllarda… Fakat çok uzun süren laboratuvarda antropologların “analiz” süreci ve sonra da DNA süreci nedeniyle bu bölgeden “kayıp” edilmiş bu insanların aileleri hala beklemede…

Kostas Poyrazis’e, “Yakumi ve Stavrulla’yı tanıyor musun?” diye soruyorum.

Kostas Poyrazis, köyün hem bakkalı, hem de postacısı… Tam 75 farklı köyden göçmen Kıbrıslırumlar’ın yaşadığı Köfünye’de tanımadığı yok…

“Onlar benim arkadaşlarım” diyor…

“Stefanaları’nı bulduk – onlara git lütfen ve beni aramalarını söyle… Kim olduğumu da anlat ki, rahat olsunlar…”

“Tabii, tabii…” diyor Kostas Poyrazis…

Derken, Bay Yakumi ile Bayan Stavrulla’nın kızı Sotirulla telefon ediyor… Binlerce kez teşekkür ediyor önce, sonra da erkek kardeşinin Londra’da yaşadığını, şimdi Kıbrıs’a gelmek üzere olduğunu, o gelince, hep birlikte Bellapais’e gidebileceğimizi söylüyor… Böylece 16 Ağustos 2012 Perşembe sabahı buluşmak üzere anlaşıyoruz… Sigortaları varmış ve kendi arabalarıyla zaman zaman kuzeye geçiyorlarmış, bu yüzden Kermiya’da buluşmayı ve onların benim arabamı izlemelerini kararlaştırıyoruz…

Bir kez daha Cemaliye Hanım bizi Girne kavşağında bekliyor ve önlü arkalı, Bay Yakovos (Yakumi) Konstantinu ve eşi Stavrulla ile Londra’dan gelen oğluları Kostis ile birlikte Bellapais’e gidiyoruz…

1942 doğumlu Bay Yakumi (Kıbrıslırumlar çeşitli isimlere çeşitli kısaltmalar ya da değişiklikler yaparak, aynı ismin binbir çeşit versiyonunu üretiyorlar… Yakovos da Yakumi olarak da biliniyor) ve 1948 doğumlu Bayan Stavrulla, buraya gelmekten çok mutlular… Ta ki, Cemaliye Hanım, kalp şeklindeki tahta kutuyu çıkarıncaya kadar… Stavrulla Hanım, içinde düğün başlıklarının bulunduğu “Stefana”sı kucağına konunca hüngür hüngür ağlamaya başlıyor, kocasının omzuna yaslıyor başını ve sarsıla sarsıla ağlamayı sürdürüyor… Bu o kadar dokunaklı bir an ki, kimse ağzını açmıyor, söyleyecek sözcüklerin tükendiği an bu: 38 yıl sonra, “kayıp” bir düğün çelengine kavuşmanın sevinci, gözyaşı olup, hıçkırık olup, bu insani jest karşısında inanmazlıkla bir çığlık gibi yükseliyor havaya… Aslında tüm bu olayın kahramanı Cemaliye Hanım – bu genç kadın bu girişimi yapmamış olsaydı, bu “Stefana”yı ve o düğün fotoğrafını bu ailelere geri vermeyi kararlaştırmasaydı, beni aramamış olsaydı, “Stefana”lar bu evde bir köşede dursaydı, tüm bu duygu selleri, tüm bu insani yakınlaşma meydana gelmeyecekti… Cemaliye Hanım, günümüzün gerçek kahramanı – cesaretle telefonumu tuşlamış ve bu aileleri bulmak için yardım istemiş… Ama bunu yapabilmek, sanılandan çok daha zor – ancak insani bir bakış açısına sahip birisi bu cesareti bulabilirdi… Bu yüzden esas kutlamamız gereken Cemaliye Hanım…

Bay Yakumi ve Bayan Stavrulla, yanlarında çerçeveli düğün fotoğraflarını, henüz Kostis doğmadan kızlarıyla çekilmiş bir fotoğraflarını ve bir de nişanlılık fotoğraflarını yanlarında getirmişler, bunları bize gösteriyorlar. Bunları, 2003’te barikatlar açıldıktan sonra gittikleri Akatu’daki evlerinde oturan Kıbrıslıtürk’ten almışlar – bu Kıbrıslıtürk, bu fotoğrafları onlara vermek için para istemiş karşılığında! Ne büyük utanç! Onlar da 10 Euro ödeyip bu fotoğrafları almışlar! Kostis, “Ninemin evinde çok fotoğraf vardı fakat bunları vermek için de orada yaşayan bir Türkiyeli aile bizden para istedi – bir hesap yaptık, 20 fotoğraf alsak 200 Euro ödememiz gerekecek, biz de vazgeçtik, istemedik” diyor… Herkes, Cemaliye Hanım gibi harika bir insan yüreğine sahip değil ki! Kendi evlerindeki fotoğrafları, ev sahiplerine vermek için karşılığında para isteyen bu insanlar, Kıbrıslıtürkler’in utancı! Yazıklar olsun, bizi rezil etmişler insanlara! Kostis’e, “İstersen ninenin evine birlikte gideriz bakalım bana ne diyecekler” diyorum… “Olabilir” diyor…

Bay Yakumi, Su İşleri Dairesi’nden emekli olmuş – Bayan Stavrulla’yla evliliklerinden üç evlatları dünyaya gelmiş: Kostis, Sotirulla ve Liza. Oğluları Kostis da bizimle birlikte – Londra’da Kıbrıs kökenli bir Maronit’le evliymiş Kostis, kendi tekstil üretim merkezi ve bunları satışa sundukları bir dükkanları var. Kostis, elektronik mühendisliği ve ışıklandırma eğitimi almış Londra’da – Olimpiyatlar’da Tower Bridge’in ışıklandırmasını da 34 yaşındaki Kostis Konstantinu yapmış… Bize Ipad’inde “Tower Bridge”in ışıklandırılmış halini gösteriyor ve onu kutluyoruz…

“Gördün mü, Kıbrıslılar’dan kimler yararlanır? Elbette İngilizler!” diyorum ve gülüşüyoruz…

Bayan Stavrulla, “Bu, mucize gibi bir hediye” diyor ve düğününü anlatıyor…

“Masalar kurulduydu köyde… Yedik içtiydik… Stefanam duvarda asılıydı 14 Ağustos 1974’te köyden kaçtığımızda…”

Derken Saffet Hanım, “Bir da dolap var aşağıda, isterse baksın, belki onun olabilir” diyor…

Aşağıya iniyoruz – geçmişte ahır olarak kullanılmış ama şimdi tamir edilip etrafı kapatılmış bölüme giriyoruz… Eski bir mutfak dolabı duruyor – Bayan Stavrulla, “U Banayyammu!” diyor… Meğer bu dolap annesi Sodira’nın mutfak dolabıymış, 20 Ağustos 1967’de kızı Stavrulla evlendiği zaman, kendi mutfak dolabını kızına vermiş…

“İstersanız alabilirsiniz” diyor Saffet Hanım, Stavrulla Hanım’a… Stavrulla Hanım o kadar mutlu ki, Saffet Hanım’ın boynuna sarılıp teşekkür ediyor… Bu dolabı buradan başka bir gün alıp Köfünye’ye götürmeleri için anlaşıyorlar…

Bellapais’teki bu sevgi ve insanlık dolu evden ayrılırken Saffet Hanım, küçük bir masanın üstündeki dantel örtüyü yerinden çıkarıyor – Stavrulla Hanım, bu örtüyü tanıyor, cehizindenmiş… Saffet Hanım, bu örtüyü ona veriyor, Stavrulla Hanım göğsüne bastırıyor örtüyü…

“Tam evlilik yıldönümünüzde harika armağanlar bunlar” diyorum Stavrulla Hanım’a…

“Evet, bunlar mucize armağanlar” diyor…

Erol Bey’e, Saffet Hanım’a, en önemlisi Cemaliye Hanım’a bu insani jestleri, toplumlarımızı yakınlaştıran bu harika jestleri için sonsuz teşekkürler…

Bu arada okurlarıma da bir çağrıda bulunmak istiyorum: Eğer elinizde fotoğraflar ya da düğün çelenkleri yani “Stefana”lar varsa, lütfen beni arayın – belki bunları sahiplerine iade edebilir, birazcık da olsa, toplumlarımızın karşılıklı anlayışına, yeniden yakınlaşmasına yardımcı olabiliriz... Beni 0542 853 8436 numaralı cep telefonumdan arayabilirsiniz... Teşekkür ederim...

 

 

 

 

 

 

 

Bu haber toplam 711 defa okunmuştur
Önceki ve Sonraki Haberler