1. HABERLER

  2. ARŞİV

  3. Aj- ibur-shapu!..
Aj- ibur-shapu!..

Aj- ibur-shapu!..

Bir bilim yarışmasında Jean-Jacque Rousseau (1712–1778) Güzel Sanatlar aleyhindeki şu görüşlerini ortaya koymuştur: “İyi bir asker için bilim, felsefe ve güzel sanatlar faydalı değil; tamamıyla zararlıdır. Çünkü iyi bir asker için önemli olan

A+A-

                                                                                             

 

Bir bilim yarışmasında Jean-Jacque Rousseau (1712–1778) Güzel Sanatlar aleyhindeki şu görüşlerini ortaya koymuştur: “İyi bir asker için bilim, felsefe ve güzel sanatlar faydalı değil; tamamıyla zararlıdır. Çünkü iyi bir asker için önemli olan şey, zihninin bilimlerle işletilmesi ve zevklerinin güzel sanatlarla inceltilmesi değil kollarının, vücut kaslarının ve organlarının sağlam ve kuvvetli olmasıdır.” Jean-Jacque Rousseau’nun ileri sürdüğü bu düşünceler ve yaptığı yargılamalar; ünlü filozoflardan Volteire’in dikkatini çekmiş ve Jean-Jacque Rousseau’ya bir mektup yazarak onu “İnsanları dört ayak üzerine yürümeğe zorlamakla” suçlamıştır.

 

***

 

Dünya üzerindeki bütün olaylar zaman içerisinde meydana gelmişlerdir. Bu zaman süreci içerisinde insanların sebep olduğu sayısız olaylar ve pek çok faaliyetler vardır. İnsanlığın tüm faaliyetlerinin zaman ve mekân çerçevesi içerisinde ele alınması, onun tarihinin incelenmesidir. İnsanlığın geçmişine ait somut veriler,  insan tarafından yapılan ve günümüze kadar gelebilen sanat yapıtlarıdır. Bu demektir ki, insanlık tarihiyle, sanatın öyküsü aynı zamanda ortaya çıkmıştır. Diğer bir deyişle sanat, insanlığın tarihi kadar eskidir ve onunla iç içedir. Bireylerin bilinçli ve kişilik sahibi olabilmelerinin bir şartı da hafızalarının olmasıdır. Bu durum toplum için de geçerlidir. Kültür mirasları, toplumun belleğidir.

 

Toplumların belleği, ,tarihtir. Tarih yazılı belgelere dayanır. İnsanın duygu ve düşüncelerini ifade edebildiği yazıdan başka en önemli alan ise “sanat”tır. Öte yandan yazı bir dil ile bağlıdır. Diller üstü okuyan okumayan bütün insanlığa hitap edecek çapta ve güçte bir ifade alanı sanattır. Bu bakımdan sanat, tarih çağları boyunca da en önemli bir anlatım, iletim alanı olma değerini korumuş ve sürdürmüştür.

 

Sanat yapıtlarını bulabileceğimiz ilk akla gelen yerler ise müzelerdir. Muazzam bir müze uzak diyarlara açılan bir penceredir. Peki, bir kültürü hem var etmek, hem de yok etmek adına müzenin “trajik” bir sonla ölümünün müsebbibi olabilir mi, insanoğlu? Elbette! Çok yakın zamanda yaşadık, oturduğumuz yerden gördük, bir film izler gibi tanık olduk hep birlikte! Bir müzenin ölümüne! Bu bağlamda bir kültürün “hiçlik” denilen sarmalın kollarında kıvranarak,  bombaların gürültüsü, kanın kokusunun gölgelediği bir şehirde yok oluşuna!

 

Bir müzedeki her yapıtın anısı ve yok oldukları andan başlayarak da anılarını saklama gayreti vardır!  

 

10. İstanbul Bienali’nin (2007) söylemi, İmkânsız değil, üstelik gerekli: Küresel Savaş Çağı’nda İyimserlik  idi. Bienale katılan 1973 doğumlu Michael Rakowitz’in “Görünmeyen Düşman Varolmamalı” adlı projesini sergilendiği zamandan çıkarmayı düşünüyorum. Bir bellek oyunu yapmalıyım! Rakowitz’in projesi, bienalin belki de en iyimser işiydi. Görünmeyen Düşman Varolmamalı teması, Nisan 2003’teki Amerikan işgali sonrasında Bağdat’taki Irak Ulusal Müzesi’nden çalınan sanat yapıtları, hâlihazırda nerede olabilecekleri ve işgal, yağma ve bunlarla ilgili kişiler etrafında gelişen bir dizi olayla, karmaşık bir hikâyeye açılıyordu. Bir zamanlar, Babil’deki, İştar Kapısı’ndan geçen tören yolunun adı “Aj-ibur-shapu”nun doğrudan çevirisi olan Görünmeyen Düşman Varolmamalı bir kültürü hem var etmek ve hem de aynı zamanda yok etmenin dayanılmaz hafifliği içinde geçen bir süreci anlatıyordu. New York’lu Arap grup Ayyoub’un seslendirdiği Deep Purple’ın Smoke On The Water’in oryantal tınılı cover’ı, enstalâsyonun (yerleştirme) fon müziğiydi. Gruba kayıt sırasında Bağdat Ulusal Müzesi’nin eski müdürü Dr. Donny George davulda eşlik ediyordu. Dr. George, yağmalanmış yapıtları kurtarmak için o yıllarda çok çalıştı. Hüseyin Dönemi’ndeki Baas Partisi’nin toplantılarını önlemek için, aktif çalışan Dr. Donny George tam bir Deep Purple hayranıydı. Arkeolojik sitlerin dışında çalışmaktan öte, geceleri caz kulüplerinde, gizli gizli davul çaldığı bilinmekteydi. Ailesine yönelik tehditlerin ardından Suriye’ye kaçan Dr. George, kısa bir süre sonra Bağdat Ulusal Müzesi müdürlüğünden istifa etmek zorunda bırakılmıştır.  

 

Yeniden Rakowitz’in projesine dönersek, enstalâsyonun (yerleştirme) merkezinde yağmalanmış arkeolojik yapıtları yeniden oluşturma teşebbüsünü temsil eden bir dizi heykel vardı. Sanat yapıtları, Ortadoğu menşeli gıda ambalajları, yerel Arap gazeteleri ve ABD şehirlerinde bulunmuş kültürel görünürlük anıları kullanılarak tekrar oluşturulmuştu. Sergi nerede oldukları meçhul 7000’den fazla nesnenin telafi edileceğine dair bir taahhütte bulunuyordu. Acaba?  Bu soruya cevabı yine serginin içinde buldum. “Arkeolojik kalıntımız yenilenmesi imkânsız bir kaynaktır. Bir parçası zarar gördüğünde artık sonsuza dek kayıp demektir. (Usam Ghaiden – Anna Paolini)”

 

Sanat yapıtlarımız yenilenmesi imkânsız bir kültürel belge ve kaynaktır; içlerinden bir tanesi zarar gördüğünde artık sonsuza dek kayıp demektir ve aslında bu, kültürel kalıntımızın katmanlarından kayıp giden önemli bir değerdir. Bu bir kültür erozyonudur. Ve bu erozyona kapılıp giden her değer, daha doğru bir deyişle sanat yapıtı tarihtir, bellektir. Kültürel katmanımızın somut delillerini bugünlere, daha doğrusu yarınlara taşıyan, müzelerimize sahip çıkmamızın değerini anlatan ve de gözler önüne seren bir projeydi Michael Rakowitz’in “kâğıt”tan yapıtları. İronik, komik, ikna edici güce sahip olmayan kâğıttan eserler, bir kültürün yok edilişinin trajik komik sahnelenmeleri gibidir! Irak asıllı bir Amerikalı olan Rakowitz’in göstermek istediği kurgulanmış yaşam gerçeklerimizdir. Kim kurgulamaktadır yaşamı? Bilmiş bir tavırla (!) herkes sorunun yanıtını “kapitalist kentsoylular” olarak yanıtlayacaktır. İŞİN İÇİNDEN BU KADAR KOLAY SIYRILMALI MIYIZ? Bugün yaşadığımız “düzen” bir kargaşadır! Bu kargaşayla başa çıkmanın kolay olmadığını her aklı başında insan bilmektedir. Bazen bilmek yetmiyor! Sözün özü şu: dehamızı uyanık tutacak her alanda, bilim-sanat-edebiyat, söz sahibi olmalıyız!

 

Apaçık: “Yazılmayan, kayıt altına alınmayan tarih yok olmaya mahkûmdur.”

 

Ne yazık ki, zaman bir yıldan ötekine akarken, görünmeyen düşman da, sanat için sanatçı için, günümüzde, var olmaya devam ediyor…

 

 

 

 

 

 

 

 

 

Bu haber toplam 1232 defa okunmuştur
Önceki ve Sonraki Haberler