1. HABERLER

  2. ARŞİV

  3. 'AİHM'ye kadar gideceğiz'
AİHMye kadar gideceğiz

'AİHM'ye kadar gideceğiz'

Kıbrıs Türk Tabipleri Birliği Asbaşkanı Dt. Teksen Köroğlu, UBP hükümetinin, tüm tepkilere rağmen, petrol dolum tesisinin yapımı konusunda ısrar etmesi durumunda Petrol Dolum Tesisi’ne Hayır İnisiyatifi’nin AİHM’ye kadar gitme kararlılığ

A+A-

Kıbrıs Türk Tabipleri Birliği Asbaşkanı Dt. Teksen Köroğlu, Yedikonuk bölgesine yapılması planlanan petrol dolum tesisine karşı ortaya konan tepkilere UBP hükümetinin kayıtsız kalması üzerine Face to Face’e konuştu:

 

“AİHM’ye kadar gideceğiz”

 

·        “Eğer hükümet geri adım atmaz, bu tesisin yapımında ısrar ederse Petrol Dolum Tesisi’ne Hayır İnisiyatifi olarak mahkemelerimizde gerekli hukuki mücadeleyi vereceğiz, gerekirse konuyu AİHM’ye kadar götürme kararlılığındayız”

 

·        “Kaynaklarımızı vahşi sermayeye verirsek çevremizden, insani ölçeklerimizden çok şeyler kaybedeceğiz. Bu işi yapacak olanlar burada yaşamayacak. Biz yaşayacağız. Bu evimizin misafir odasına yabancıların tuvalet yapmasına izin vermemize ve onların kullanmasına benziyor. Kimse evimizin en güzel odasında bu tür bir yatırıma izin vermez”

 

·        “Bu kadar karşı olan kesim varken bu projenin uygulanması için ısrar edilmesi soru işaretlerini akla getiriyor. UBP içinde de projeye karşı çıkanlar var. Herkes buna karşı çıkarken şirketin neden ısrar ettiğini sorgulamalıyız? Neden bizim ülkemizi istiyorlar?”

 

·        “Biz, bizim gibi küçük, kalkınma planı turizm ve üniversiteler olan bir ülkede bu boyutta bir petrol depolama tesisi yapılmasının uygun olmadığını söylüyoruz. Bizim yüzölçümümüz 3 bin kilometrekare, Türkiye’nin yüzölçümü 783 bin kilometrekare ve Türkiye’de bile burada yapılmak istenen boyutta bir tane petrol dolum tesisi var” 

 

Kıbrıs Türk Tabipleri Birliği Asbaşkanı Dt. Teksen Köroğlu, UBP hükümetinin, tüm tepkilere rağmen, petrol dolum tesisinin yapımı konusunda ısrar etmesi durumunda Petrol Dolum Tesisi’ne Hayır İnisiyatifi’nin AİHM’ye kadar gitme kararlılığında olduğunu vurguladı.

Söz konusu tesisin çevreye geriye dönüşü olmayan zararlar vereceğini söyleyen Dt. Köroğlu, “Kaynaklarımızı vahşi sermayeye verirsek çevremizden, insani ölçeklerimizden çok şeyler kaybedeceğiz. Bu işi yapacak olanlar burada yaşamayacak. Biz yaşayacağız. Bu evimizin misafir odasına yabancıların tuvalet yapmasına izin vermemize ve onların kullanmasına benziyor. Kimse evimizin en güzel odasında bu tür bir yatırıma izin vermez” diye konuştu.

 

·        Soru: Adana’da benzer bir petrol dolum tesisine bir ziyaret gerçekleştirildi ve bölgede ceylanların cirit attığı yazıldı. Bahsedildiği gibi bir çevre felaketi olmadığı söyleniyor. Bu haberle ilgili ne düşünüyorsunuz?

·        Köroğlu: Bizim kimseyle kavgamız yok, doğruyu bulmak için uğraş veriyoruz. İnsan sağlığını tehdit eden hiçbir şeyde yokuz ama doğru olan herşeyi de destekliyoruz. Biz bu yatırımların başka ülkelerde olmadığını iddia etmiyoruz. Bu tür yatırımlar bazı ülkelerde çok iyi standartlarda, denetim altında, uygun şekillerde olabiliyor. Biz, bizim gibi küçük, kalkınma planı turizm ve üniversiteler olan bir ülkede bu boyutta bir petrol depolama tesisi yapılmasının uygun olmadığını söylüyoruz. Bizim yüzölçümümüz 3 bin kilometrekare, Türkiye’nin yüzölçümü 783 bin kilometrekare ve Türkiye’de bile burada yapılmak istenen boyutta bir tane petrol dolum tesisi var. 

 

“BU BİZİM BOYUMUZU ÇOK AŞAN BİR İŞ”

 

Haspolat’ta bir arıtma tesisi var, bunu kim denetliyor, etrafta yarattığı çevre sorunlarını hep birlikte görüyoruz. Diğer tarafta Dikmen Çöplüğü yıllardır bitmiyor, ülke zehirleniyor. Taşocakları, CMC kalıntıları ortada. Teknecik Santrali’nin yaydığı zehirler ortada, yıllardır filtre bile taktıramıyoruz. Bu gerçekler ortadayken, hükümetin bu tür bir tesis düşünmesine anlam veremiyoruz. Boyumuzdan büyük işlere kalkmamalıyız, bu bizim boyumuzu çok aşan bir iş.

Bu tür bir projenin yapılacağı ülkedeki yasalar da çok önemlidir. Bu gibi yatırımlarda olması gereken kriterler bizde yok. Gemilerden kaynaklanan kirliliğin önlenmesine ait uluslararası sözleşme var, Mortal Sözleşmesi, biz üye miyiz? Hükümet bize uluslararası standartlara, kanunlara uygun bir tesisi gösteriyor. Biz o tesisleri biliyoruz. Biz o tesislerin uygun koşullarda çalıştığını da biliyoruz. 2005 yılında Türkiye’de deniz çevresinin petrol ve diğer zararlı maddelerle kirlenmesinde acil durumlarda müdahale ve zararların tazmini esaslarına dair kanunlar çıkarıldı. 2005’e kadar Türkiye’nin durumu neydi? Türkiye’ye giden arkadaşlar Mersin’deki Karaduvar Mahallesi’ne gitselerdi ve oradaki kirliliği görselerdi. Bu ziyaretlerde amaç halkı yanıltmak ve şov yapmaktır. Bizde gerekli düzenlemeler yok, ülkemizde bu konudaki mevzuatın yeterli olup olmadığı  incelenmedi. KKTC’de petrol veya akaryakıt piyasasını düzenleyici mevzuat olmadığı gibi bu gibi yatırımlarda olması gereken kriterler, tedbirler, uluslararası standartdaki yasalar yok. uluslararası standartdaki denetim yok. hayati konularda düzenleme yok. Bu yüzden bu tesisi konuşmanın anlamı da yok. 2005’te Türkiye’de yasalar geçtikten sonra Mersin’deki petrol dolum tesisleri batmaya başladı. Şu anda Mersin’de kiralık ve satılık petrol dolum tesisleri vardır. Neden Rixoh hiç masraf yapmadan hazır olan bu tesisleri kullanmıyor. Rum tarafını örnek gösteriyorlar. Rum tarafındaki, Türkiye’deki ve dünyadaki diğer örneklere bakıldığında bu tür yerler hiçbir zaman serbest bölge içinde yer almıyor. Bizde neden böyle? Orada uluslararası hukuk var, ama bizde yok. Çözüm olursa uluslararası hukuk bizde de geçerli olacak, o zaman durum yeniden değerlendirilebilir. Bizi karşıt görüş gibi sunuyorlar, bizim karşıtlığımız yok. Biz halkımızın, devletimizin, ülkemizin ve insanımızın faydasına konuşuyoruz. Biz şirketin faydasını veya zararlarını düşünerek konuşmuyoruz. Hükümetin karar verme mekanizmasında olan siyasilerin yapması gerekeni sivil toplum örgütleri olarak bizler yapıyoruz. Bu ne kadar acıdır.

 

“BU PARAVAN BİR ŞİRKETTİR”

 

·        Soru: Basında Rixoh şirketi hakkında da pek çok iddia yer alıyor. Sizin şirket hakkında detaylı bilginiz var mı?

·        Köroğlu: Ekonomistlerimiz bu şirketi araştırdılar. Karşımızdaki şirket maalesef 230 milyon dolarlık yatırım yapacak bir şirket değil. Bu şirket İsviçre’de kurulmuş ve bütün sermayesi 1 milyon İsviçre Frangı yani yaklaşık 2 milyon TL. Bunun sadece 600 bin İsviçre Frangı yani 1 milyon 200 bin TL’lik sermayesi ödenmiştir. Şirketin üç İtalyan ortağı var, bunlar da 100 bin İsviçre Frangı sermayeli küçük kurumlardır. Yani bu şirkete akıllı, güvenilir, sağlam hiçbir banka bu krediyi vermez. Bu paravan bir şirkettir. Bize “büyük şirket” diye göstermeye çalıştıkları şirketin sermayesi budur. Bu şirketin bizim ülkemizdeki sermayesi de 100 bin dolardır. Böyle bir şirketle bu tür bir yatırım olmaz. Yatırımcının güçlülüğü deneyimleri incelenmesi gerekirdi. Referansları nelerdir? Böyle bir yatırımı daha önce yaptı mı? Kredibilitesi, sermayesi, öz kaynak gücü araştırıldı mı? Bu büyük şirkette kaç kişi çalışıyor? Hiçbiri bilinmiyor.   

 

“BESİMLER ÜLKENİN GELECEĞİYLE İLGİLİ TEK BAŞINA MI KARAR VERİYOR?”

 

·        Soru: Projenin onaylanış şekli hakkında düşünceniz nedir?

·        Köroğlu: Hükümet yetkilileri her zaman YAGA’yı öne atıyor, “proje YAGA’dan bize geldi” diyorlar. YAGA’daki komite üyeleri uzun bir süre önce istifa etmişti ve yeni üyeler henüz atanmadı. Projelerin komite tarafından onaylanması gerekiyor. Ülkenin bütün yatırımlarını hükümete YAGA Direktörü Derviş Besimler sunmaktadır. Sayın Besimler ülkenin geleceğiyle ilgili tek başına mı karar veriyor? Eğer bu komite atanmadıysa bu yapılan iş yasal mıdır? Ayrıca hukukçular Bakanlar Kurulu’nun bu kararının yasal olmasını savunuyor. Verilen kararın yasama meclisinin yetkileriyle ilgili Anayasa’nın 78. maddesine, kıyıların korunmasıyla ilgili 38. maddesine,  mülkiyet toprak ve eşdeğer mallarla ilgili anayasanın 36-37-159. maddelerine, taşınmaz malların kamulaştırılmasına ilişkin anayasanın 41. maddesine ve 52/2001 sayılı Turizm Gelişim Yasası’na aykırı olduğunu iddia etmektedirler ve bununla ilgili dava da açılmıştır.

Ayrıca Çevre Dairesi bütün üniversitelerden gelen olumsuz görüşlere rağmen projeyi onaylamıştır. Tüm dernekler ve sivil toplum örgütleri projeye karşı çıkıyor. Pek çok konuda farklı görüşlere sahip sivil toplum örgütleri bu konuda aynı görüşte. Bütün sivil toplum örgütlerinin karşı olduğu bir projeye nasıl oluyor da YAGA Direktörü tek başına onay verebiliyor?

 

ÇEVRE VE SAĞLIĞA ETKİLERİ...

 

·        Soru: Bu tür bir projenin çevre ve sağlığa ne gibi etkileri olacak?

·        Köroğlu: Kurulacak bir petrol dolum tesisi önemli boyutta çevre ve sağlık etkilerine neden olabilir. Su kaynakları, toprak ve hava petrol bileşeni olan, çoğu kanser yapar özellikteki kidrokarbonlarla kirlenebilir. Bunlar diğer canlıların varlığını da tehdit eden maddelerdir. Biyoçeşitlilik ve ekosistemler etkilenir. İnşaat nedeniyle yapılacak deniz dibi kazıma faaliyetleri de kıyı ekolojisini bozacaktır. Tesis önemli bir görüntü kirliliği oluşturacaktır. Sızıntıların önüne geçmek mümkün değildir, sızıntılar nedeniyle kıyıda petrol kirliği oluşacak ve biyoçeşitlilik ortadan kalkabilecektir. Deniz ürünlerinde petrol kalıntılarına bağlı olarak toksik birikimler olacak ve biz bunları yiyeceğiz. Özellikle uçucu hidrokarbonlar olmak üzere gaz sızıntıları bölgede hava kirliliğine yol açacak. Sintine ve balast sularının denize verilmesi sahil sularının kimyasal ve biyolojik etkenlerle kirlenmesine neden olacak. Toprak ve yeraltı suyu kirliliği başta bitkiler olmak üzere insan ve diğer canlıların sağlığını da etkileyecek.

Bu gibi tesislerin yangın tehlikesi de yüksektir. Eğer bu risk gerçekleşirse oluşacak hava kirliliğinin boyutu çok büyük olacak. Herhangi bir nedenle oluşabilecek ani petrol sızıntı kazaları deniz ve karada çevresel ve sağlık afetine dönüşecek. Az miktardaki sızıntılar, uzun süreli kirlilik etkisi, afet boyutuna ulaştığında farkına varılabileceğinden kanser, karaciğer ve böbrek sorunları gibi önemli halk sağlığı sorunlarına yol açacak. Sonuçta bu tür bir tesisin ülkemizde yapılması halk sağlığı, ülke ekonomisi, turizm gibi pek çok alanda ülkemiz açısından tehlikeli sonuçlara yol açacak.

 


 

“Ekonomik bir katkı sağlamayacak”

 

·        Soru: Ekonomiye katkısı olacağı da söyleniyor. Sizce bu tesisin Kuzey Kıbrıs’a ne gibi getirileri olacak?

·        Köroğlu: Bu tür bir yatırımın fayda maliyet analizi yapılmalıydı, ancak yapılmadı. Ülkemiz  kaynakları çerçevesinde turizm lokomotif sektör, ayrıca ülkemizdeki kaynaklar özel ilgi turizminin gelişmesine uygundur. Petrol tesisi diğer alternatif yatırımların yapılışından sağlanacak faydaları, sürdürülebilir kalkınma imkanını yok edecek. Petrol tesisi potansiyel turizm yatırımcılarının sağlayacağı sermaye girişlerinin de yitirilmesine neden olacak. Potansiyel yatırımların yitirilmesinin yanısıra petrol dolum tesisi ile turist sayısında azalma olacak. Çünkü hiç kimse uyandığı zaman petrol dolum tesisi görmek istemez. Dünya turizm trendleri özellikle özel ilgi turizmine kayıyor. Bu açıdan önemli potansiyel olan Yedikonuk bölgesinde özel ilgi turizminin unsurları olan ekolojik denge, yürüyüş, sağlık turizmi, inanç turizmi, doğa turizmi, fauna turizmi petrol dolum tesisinin gerek görüntü gerek ses gerekse bahsekonu depolanacak ürünlerin nitelikleri itibarıyla yaratılacak her tür kirlilikten geriye dönülmez zararlar olacak. Bu tür bir tesisin yapılmasıyla bölgedeki eko turizm yatırımları da değerini yitirecek.

Tüm dünyada örneklerinde gördüğümüz gibi tesiste bir sorun çıkması olasıdır. Akaryakıtın çevreye yayılmasının yaratacağı tahribat, söndürme ve temizleme maliyetinin yüksekliği KKTC tarafından karşılanabilecek bir maliyet değildir. Zaten bu tür ürünlerin yarattığı kirliliğin tamamen temizlenmesi de mümkün değildir. İnsan sağlığına ve çevreye verilecek zararın yanı sıra KKTC akaryakıt kaçakçılığı cenneti olacak ve isminin akaryakıt kaçakçılığı ile anılmasının maliyeti de yüksek olacak. Bölge serbest bölge olacağı için herhangi bir vergi alınmayacak ve hükümet yetkililerinin söylediği gibi ekonomik bir katkı da sağlamayacak.

Bu gibi büyük, çok boyutlu riskler içeren bir yatırımın fayda maliyet analizinde sadece gelir anlamında devletin kazançları değil ülkenin kaynaklarının ve geleceğinin uğrayacağı zararlar da maliyet olarak dikkate alınmalı ve uzun vadeli düşünülmelidir.

Yetkililer Hollanda örneğini veriyor. Hollanda’da bu gibi tesisler havadan ve karadan denetleniyor. Bunun denetlenmesi için,  8713 saat uçuş yapıldı. Bizde bu teknolojiler, imkanlar yok. Biz boyumuzdan büyük işlere kalkışıyoruz. Önce mevcut sorunları halledelim sonra çevre örgütlerine, üniversitedeki bilimadamlarına danışalım ve işbirliği içinde ülkemize faydalı yatırımlar yapalım.

 

 


 

“Belediye Reisi bölge halkını tehdit etmiş”

  

·        Soru: Projeyle ilgili çevreye ve sağlığa vereceği zarardan, kirlilikten bahsediyoruz ancak proje daha yapılmadan rüşvet ve tehdit iddiaları da gündeme geldi. Sizin bu konuda bilginiz var mı?

·        Köroğlu: Ateş olmayan yerden duman çıkmaz. Bu kadar karşı olan kesim varken bu projenin uygulanması için ısrar edilmesi soru işaretlerini akla getiriyor. UBP içinde de projeye karşı çıkanlar var. Herkes buna karşı çıkarken şirketin neden ısrar ettiğini sorgulamalıyız? Neden bizim ülkemizi istiyorlar. Ülkemize uymayacak bir yapıyı çok masum gibi göstermeye çalışıyorlar, insanımızı kandırmaya çalışıyorlar. Bu bir aldatmacadır ve çok tehlikelidir. Böyle vahşi bir sermaye gücü ülkemize geldiğinde ülkemizi çiftlik gibi kullanmaya başlayacak. Belediye Reisi Sezai Sezen bölge halkını tehdit etmiş. Devleti düşünmesi gereken belediye reisi şirketin bir numaralı savunucu durumunda.

Uluslararası tekeller başka bir Kıbrıs yaratmak istiyorlar. Kaynaklarımızı vahşi sermayeye verirsek çevremizden, insani ölçeklerimizden çok şeyler kaybedeceğiz. Bu işi yapacak olanlar burada yaşamayacak. Biz yaşayacağız. Bu evimizin misafir odasına yabancıların tuvalet yapmasına izin vermemize ve onların kullanmasına benziyor. Kimse evimizin en güzel odasında bu tür bir yatırıma izin vermez.

Bu projeyle ilgili ihale yapıldı mı? Neden bu şirket? Bu işten devlet zarar edecek. Devekuşu misali kafalarını kuma gömdüler ve sanıyorlar ki kimse bunları görmüyor. Bu konuda neden ısrar ediliyor? Milletvekilleri televizyonlarda 5 milyon dolarlık rüşvetlerden bahsetti, rantın olduğunu söylüyorlar. Bunun araştırılması lazım. Ancak bizim ülkemizdeki bütün kararlar kişisel, zümresel menfaatler ve parti çıkarlarına bağlı olduğu için 1974’ten beri hep başaşağı gitmekteyiz. Bence bunun da arkasında birilerinin menfaati vardır ki bu projede bu kadar fazla ısrar ediliyor. Biz TC Büyükelçiliği’ni ziyaret ettik ve bu projenin stratejik bir durumu var mı diye sorduk. Sayın elçi bize böyle birşey olmadığını söyledi. Her gelen projeyi YAGA’ya gönderdiklerini söyledi. Hükümet de topu sürekli YAGA’ya atıyor. O zaman Derviş Besimler sorgulanmalı. Ancak YAGA şu anda yasal değil, tek bir kişi bütün ülkenin yatırımlarına karar veremez.   

Petrol dolum tesisi projesi eğitim ve turizm adası olan ülkemizin profiline kesinlikle uygun değildir. Ekonomik açısından da kayda değer hiçbir getirisi olmayacağı gibi korkunç boyutlarda zararları olacağı kesindir. Rixoh Şirketi’nin hiçbir kredibilitesi yoktur, bugüne kadar bu tarz bir proje gerçekleştirmemiştir. Bizim ülkemizi seçme sebebi de yasal ve siyasi boşluklardır. Bu şartlarda UBP hükümetinin derhal bu projeden vageçmesi gerekir. Ülkenin kaynakları ve imkanları bu ülkenin vatandaşlarına ve gelecek nesillere aittir. Bu ülkenin kaynakları ve tür güzellikleri çocuklarımıza aittir ve yaşayabileceğimiz başka bir Kıbrıs yoktur.

 


  

“Konuyu AİHM’ye kadar götürme kararlılığındayız”

 

·        Soru: Başbakanlık önünde yapılan eyleme hükümetten olumlu tepki gelmedi. Bundan sonra ne yapmayı düşünüyorsunuz?

·        Köroğlu: Eğer hükümet geri adım atmaz, bu tesisin yapımında ısrar ederse Petrol Dolum Tesisi’ne Hayır İnisiyatifi olarak mahkemelerimizde gerekli hukuki mücadeleyi vereceğiz, gerekirse konuyu AİHM’ye kadar götürme kararlılığındayız. Bu kadar büyük bir grup projeye olumsuz bakarken bu konuda ısrar etmek UBP’nin sonu olacak, halk bunun hesabını mutlaka soracak. Bu şirket de eğer ciddi bir şirketse kendine bu kadar karşı olan varken bir gün bile burada durmaz gider. Savcılığı, sayıştayı göreve davet ediyoruz. Devlet birkaç kişinin elinde olmaz. Atatürk’ün dediği gibi bizi yönetenler gaflet, delalet ve hatta hıyanet içinde olabilirler. Onun için gözümüzü açık tutmalıyız. Devletimizi yönetenler eğer devletimizi ve ülkemizi seviyorlarsa onlar da gözlerini açık tutmalıdırlar, yargıdakiler bunları kontrol etmeli ve hesabını sormalıdır. Tesiste tek bir kazanın olması geriye dönüşü olmayan çok büyük zararlar verecek. Biz, Kıbrıs Türk Tabipleri Birliği olarak yazıktır, günahtır diyoruz ve bir Çin atasözünü tüm karar vericilere hatırlatmak istiyoruz, “Biz dünyamızı atalarımızdan miraz bulmadık çocuklarımızdan emanet aldık”.

 

 

 

 

 

 

 

 

Bu haber toplam 2979 defa okunmuştur
Önceki ve Sonraki Haberler