1. HABERLER

  2. ARŞİV

  3. Ahde vefa ve vicdan
Ahde vefa ve vicdan

Ahde vefa ve vicdan

TMK Kültür Merkezi 19 Mart 2012 tarihinde “Star-Kıbrıs” gazetesinde yayımlanan “TMK Kültür Merkezi ve Ahde Vefa” başlıklı köşe yazımda hiçbir kimseye karşı sürçü lisan etmemeye çalışarak bir değerli eğitimci ve sanatçı olan ve TMK

A+A-

 

 

TMK Kültür Merkezi

19 Mart 2012 tarihinde “Star-Kıbrıs” gazetesinde yayımlanan “TMK Kültür Merkezi ve Ahde Vefa” başlıklı köşe yazımda hiçbir kimseye karşı sürçü lisan etmemeye çalışarak bir değerli eğitimci ve sanatçı olan ve TMK’ya yıllarca özverili bir şekilde hizmet edip, geçtiğimiz gün açılışı yapılan kültür merkezinin topluma kazandırılması için birçok değerli kişiyle birlikte uğraş veren rahmetli Mehmet Şinasi Tekman hocayı anmaya ve emeklerine bir yurttaş olarak teşekkür etmeye çalıştım. Burada amacım merkeze niçin verilen ismin verildiğini sorgulamak ve eleştirmek değil; “kızım sana söylüyorum gelinim sen anla” misali taşlama hiç değil. Kendisi zaten çok değerli olan bir ismi konu edip sorgulatmak ve eleştiri getirmek amacını da taşımıyor bu gündem. Sadece bazı adımlar atılırken bütünlüklü düşünmek ve “kaş yapayım derken göz çıkarmamak” deyimini hatırlatarak toplumsal vicdanın rahatsız edilmemesi gereğinin bir kez daha altını çizmek istedim. Dileğim en kısa sürede ahde vefa göstererek bu değerli hocamızın adını gelecek nesillere örnek olması açısından yaşatalım. Yalnızca Şinasi hocanın değil elbette, toplumumuzun ileriye taşınmasına katkı koyan herkesin, tüm sanatçıların, eğitimcilerin, yöneticilerin, düşün insanlarının ve her meslekten değerli insanlarımızın yarattıkları eserlere ve isimlerine sahip çıkmalı ve tüm bu güzel değerlerimizin geleceğe taşınmasına hepimiz katkı koymalıyız.

İşte burada ahde vefa olgusu gibi önemli olduğuna inandığım bir başka olguyu, vicdan olgusunu ele almak istedim. Bunun yanında değer yargılarımız, toplumsal değerlerimiz, etik, sevgi, saygı ve benzeri kavram ve olguları da önümüzdeki günlerde ayrı ayrı ele almak isterim çünkü inanın bizi biz yapan değer ve olguların başında son zamanlarda çok da hatırlanmadığını düşündüğüm bu olgular gelmektedir.         

 

VİCDAN

Vicdan; göreceli olarak yanlış ve doğrunun ne olduğunu bize içgüdüsel olarak hissettiren duygu ya da içsel sesimizdir diyebiliriz.

 

Bir başka tanımlama ile davranışlarımızın “ahlakça” veya “etik” olarak değerli olup olmadığı hakkında bize içimizden seslenen öznel şuur olarak da açıklanmaktadır. Bu öznel şuur bir davranışı yapmayı ya da yapmamayı içimizden gelen sesle bize öğütleyerek, davranımlarımızı uyararak, bir eylemi gerçekleştiren kişiyi hatta bazen kişinin kendi kendisini suçlayarak, kınayarak, yargılayarak ya da onaylayarak kendine özgü bir biçimde bireyin yaşam ve eylemlerine etki eden bir yapı olarak da ifade edilmektedir.

Vicdan; bu hassas ve dengeli özellikleri ile “insan ruhunun” en mümtaz ve erdemli özelliklerinin başında kabul edilmektedir . Bir kişinin vicdanı bir seye “evet” der ve bir durumu onaylarsa; onu ne akıl yanlışlayıp reddedebilir, ne de herhangi bir duyu organı. Vicdan öylesine güçlü bir durum ortaya çıkarır ki bireyler vicdanlarının kabul etmediği bir eylemi gözleriyle görüp kulaklarıyla duysa bile var olarak kabul edemeyecek durumda olabilirler.



İnsan vicdanı, insan aklı, ve beş duyu organının tümü de insana bir seyler sunarlar ancak vicdanın bunların başında geldiği, aklın vicdanı takip ettiği ve duyu organlarının da pekiştirdiği söylenir. Örneğin, yapılan bir haksızlık için vicdanımız bizi rahatsız ediyorsa; ne aklın ileri süreceği bir özür, ne de herhangi bir duyu organımıza hitap edebilecek somut bir delil, vicdanımızın sızlamasına engel olamaz.

 

VİCDANIMIZIN SESİNİ DİNLEMEK

Hani hep derler ya zor bir karar aşamasında “vicdanının sesini dinle” diye, işte bu yüzdendir; yani bir çok “hakikati” vicdanen çözebilme gücündendir. Vicdanın bir çok çetrefilli ve çatallı durum karşısında karşılaştırma, mantık, akıl yürütme ya da denence oluşturma gibi bir gereksinimi olmadığı, bireylerin böylesi durumlarda vicdanlarının sesini dinleyerek “doğruları” bulabildiğine inanılmaktadır. Nasıl ki örneğin kötü ve güzel kokuyu burnumuzla ayırt edebiliyor, karanlıkla aydınlığı gözümüzle fark edebiliyorsak, iyilikle kötülüğü ya da korku ile heyecan ve endişeyi, etik olanla etik dışılığı ve ahde vefa ile hıyaneti de vicdanen ayırt edebildiğimizi söyleyebiliriz.


 

O SESİ KAYBETMEMELİYİZ

Bu kadar önemli bir iç ses olan ve belki de sevgi, barış, dostluk gibi bir çok insani erdemin yanı sıra insanoğlunun yaşamındaki önemli erdemlerden biri olarak kabul edilen vicdanı maalesef gereğince dikkate almıyoruz. Çevremize baktığımız zaman bir çok durum karşısında insanların kendilerinin bireysel ya da zümresel çıkarlarını vicdanlarının önüne koyup kararlar alabildiğine şahit oluyor ve içimiz burkuluyor, buruklaşıyor. Böylesi durumlarda anlık ve bireysel çıkarlar elde edenler ilerleyen süreçte kendilerinin de kaybedebileceği durumların önünü açmış olduklarının farkına ya varamıyorlar ya da pişman olduklarında iş işten geçmiş de olabiliyor.

Ne yazık ki bireysel ve zümresel çıkarların, toplumsal ve evrensel çıkarların önüne sıkça geçebildiği dönemlerden geçiyoruz. Çoğu zaman gününü kurtarmaya çalışıp gelecek planları yapmadan ve yarınları düşünmeden hareket eden; “kaz gelecek yerden tavuğu esirgemeyen” bir anlayışla çıkar ilişkileri ile hareket ederken “vicdan” denen kendi iç sesini duymazlıktan gelen; ve böyle davranmakla zaman içerisinde toplumsal değer yargılarının da erozyona uğramasına katkı koyan insanlar gün gelir kendilerini de o vicdani sese ve toplumsal değer yargılarının güzelliğine ihtiyaç duyarlar ama ne yazık ki sesini duymadığımız o vicdan belki de artık bizi duyamayacak kadar uzağımıza gitmiş olabilecektir.

 

KIZILDERİLİ VE ZİRZİRO

Vicdan konusunu bir yaşam dersi olabilecek olan ve beğeneceğinizi umduğum aşağıdaki örnek olayı size aktararak bitirmek istiyorum bu günkü köşemizde:

"Bir gün New-York'ta bir grup iş arkadaşı, yemek molasında dışarıya çıkar.

Gruptan biri bir Kızılderili'dir.

Yolda yürürken insan kalabalığı, siren sesleri, yoldaki iş makinelerinin çıkardığı gürültü ve korna sesleri arasında ilerlerken, Kızılderili, kulağına zirziro (ağustos böceği) sesinin geldiğini söyleyerek zirziroyu aramaya baslar.

 

Arkadaşları, bu kadar gürültünün arasında bu sesi duyamayacağını, kendisinin öyle zannettiğini söyleyip yollarına devam eder.


Aralarından bir tanesi inanmasa da, onunla aramaya devam eder.

Kızılderili, yolun karşı tarafına doğru yürür, arkadaşı da onu takip eder. Binaların arasındaki bir tutam yeşilliğin arasında gerçekten bir zirziro bulurlar.
Arkadaşı, Kızılderili'ye:

"Senin insanüstü güçlerin var. Bu sesi nasıl duydun?" diye sorar.

 

Kızılderili ise; bu sesi duymak için insanüstü güçlere sahip olmaya gerek olmadığını söyleyerek, arkadaşına kendisini takip etmesini söyler.


Kaldırıma geçerler ve Kızılderili cebinden çıkardığı bir bozuk parayı kaldırımda yuvarlar.

Birçok insan, bozuk para sesini duyunca sesin geldiği tarafa bakarak, onun kendi ceplerinden düşüp düşmediğini kontrol eder.

Kızılderili, arkadaşına dönerek:

"Önemli olan, nelere değer verdiğin ve neleri önemsediğindir. Her şeyi ona göre duyar, görür ve hissedersin." der.

 

 

 

 

 

 

Bu haber toplam 1026 defa okunmuştur
Önceki ve Sonraki Haberler