1. HABERLER

  2. ARŞİV

  3. Ah Benim Sinekli Ada'm…
Ah Benim Sinekli Adam…

Ah Benim Sinekli Ada'm…

Namık Kemal Mağusa zindanındaki sürgün yıllarında “bıktım bu Kıbrıs'ın sineklerinden ve dedikodusundan” demiş. Kıbrıs'ın dedikodusu meşhurdur elbette ama bizim bugünkü konumuz “sinekler”... Her yaz gelişinde bize yaşamı zehir eden

A+A-

 

 

Namık Kemal Mağusa zindanındaki sürgün yıllarında “bıktım bu Kıbrıs'ın sineklerinden ve dedikodusundan” demiş. Kıbrıs'ın dedikodusu meşhurdur elbette ama bizim bugünkü konumuz “sinekler”... Her yaz gelişinde bize yaşamı zehir eden envai çeşit sineklerimiz. Elbette ki devasa çöp yığınlarının arasında kaybolduğumuz; Lefkoşa Belediyesi gibi aslında çoğu belediyenin ve Kıbrıs'ın kuzeyindeki sistemin dibe vurduğu bu günlerde “sen de sineklerle savaştan bahsediyorsun!” deyip yazdıklarımı anlamsız bulabilirsiniz. Lefkoşa Belediye'sinin ve Lefkoşalının bu zor günlerindeki zamanlama garip bir ironiyi de içinde barındırmaktadır. Lefkoşa, bugün Rum tarafının Avrupa Birliği dönem başkanlığını üstlenmesiyle aslında Avrupa Birliğinin de başkenti pozisyonundadır. Bölünmüş, sokakları çöplere dolu bir Avrupa Başkenti. Kıbrıs sorununun bizi taşıdığı bu acı tabloda mutsuz insanlarla dolu bir başkent...

 

Namık Kemal'in Mağusa zindanında olduğu Osmanlı döneminde de, Lüzinyan ve Venedik dönemlerinde de bataklıkları bol adamızda gerçekten de sivrisinekler ve envai çeşit diğer sinekler tam bir baş belasıymış Kıbrıs adasında. Hatta Osmanlı ordusunun günler süren Mağusa fethi sırasında birçok askerin sıtmadan, tifodan ve sineklerin neden olduğu çeşitli bulaşıcı hastalıklardan telef olup öldüğü de kayıt altına alınmış adamızın gerçekleridir. Daha sonra İngiliz sömürge yönetimi geldiği zaman sivrisineklere karşı uzun süreli bir savaş başlattı. Önce sivrisinek yatağı bataklıkları kurutmak için Efkaliptus (Efkalipto) ağaçlarını ekti. Kökleri hortum gibi su çeken bu ağaçların adanın şu anda yaşadığı susuzluğun başlıca nedeni olduğu da diğer bir adasal gerçeğimizdir. Geçen yüzyılın başlarında İngiliz Sömürge Yönetimi sineklere karşı uyguladığı sistematik ve programlı savaştan galip çıkmayı başardı. O günlerde sineklerle savaşta efsaneleşen Kıbrıslı Türk Mehmet Aziz de bu programın başındaki kişiydi.

 

DOĞAL DENGE MAHVEDİLİYOR…

 

Mehmet Aziz, ya da Kıbrıslı'nın ona taktığı isimle “Sinekçi Aziz” Beyrut üniversitesinde Halk Sağlığı Bölümünü bitirmiş bir sağlıkçıydı. Ne ilginçtir ki o günlerde bile “Sinekçi Aziz” ve elbette ki İngiliz Sömürge Yönetimi, sivrisineklerle savaşta fiziksel ve biyolojik yöntemleri kullanıyorlardı. Bataklıkları ağaç ekerek kurutan İngiliz Sömürge Yöntemi, sineklerin yoğun olduğu bölgelere de “küllüsuyu” dediğimiz kül karıştırılarak yapılan sulu karışımı atıyordu. Daha sonra bu adada Avrupa'nın elli yıl önce terk ettiği kimyasal yöntemler yoğun bir şekilde kullanıldı. DDT ve mazotun karıştırılmasıyla ilaçlama yöntemi uzun süre uygulandı. Sinekleri öldürürken aslında doğayı ve insanı da öldüren bu kimyasal ilacın toplum olarak günümüzde yaşadığımız hastalıklara etkisini elbette ki bilmiyoruz ama bildiğimiz net bulgular bu ve buna benzer kimyasal ilaçlama yöntemlerinin insan sağlığına çok zararlı olduğudur. Sinekleri öldürürken doğadaki birçok canlının da onlarla birlikte  öldürülmesi, doğal habitatın bozulmasına ve doğanın dengesinin altüst olmasına neden oluyor.

 

Ülkemizde kimyasal ilaçlama yöntemlerinin zararlarının çok net bilinmesine rağmen hâlâ daha kullanılıyor olması ise sizce toplum sağlığına yönelik aleni bir cinayet değil midir?

 

ÇEVRE DOSTU MÜCADELE…

 

Geçtiğimiz haftalarda KABS (Alman Sivrisinek Kontrol Birliği) ve EMCA Avrupa Sivrisinek Kontrol Birliği temsilcileri Dr. Paul Schadler ve Prof. Dr. Norbert Becker Kıbrıs Türk Tabipleri Birliğinin misafiri olarak ülkemizdeydiler. Gerek Belediyelere ve gerekse Sağlık Bakanlığı yetkililerine bir dizi bilinçlendirme ziyaretleri yaptılar. Kıbrıs Türk Tabipleri Birliği'nde yaptıkları sunuda ise Almanya Ren nehri çevresindeki sineklere uyguladıkları biyolojik teknikleri anlattılar. Ren nehri çevresi 100 civarında belediyeyi kapsayan bir bölge. İki milyon yedi yüz civarında insanın yaşadığı bataklıklarla dolu bu bölgede sinekler tek kelimeyle baş belası. KABS belediyelerden, sivil toplum örgütlerinden ve bilim adamlarından oluşan organizasyonları ile tam kırk yıldır bu bölgede biyolojik yöntemlerle sineklerle mücadele ediyor. Uyguladıkları yöntemler öylesine çevre ile dost ki, sadece istenmeyen sineklerin ölmesini sağlıyorlar. Biyolojik yöntemlerde kültür ortamlarında üretilen bakteriler kullanılıyor. Her sinek türüne karşı değişik bakteri grupları. Tıpkı hastalıklara karşı üretilen aşılar gibi...

 

Kanserojen etkileri, doğaya verdikleri hasar bilimsel olarak ortada iken ve ülkemizde kanser vakalarının patlama noktasında olduğu gerçeği dururken, bizdeki gibi ilaçlama yöntemlerinden derhal uzaklaşılması gerekmez mi? Kimyasallarla yapılan ilaçlama sadece anlık bir çözüm; çoğu zaman sokaktaki ilaçtan sinekler, mutfaklarımıza ya da yatak odalarımıza kaçıyor. Anında ilaca direnç kazanan dünyamızın bu 200 bin yıllık yerleşikleri, daha büyük bir hızla çoğalmaya başlıyorlar. Halbuki biyolojik yöntemlerde yerleri daha önceden saptanan sinek lavraları daha yumurta halindeyken biyolojik bakterilerin çıkardığı toksinlerle yok ediliyorlar.

 

Peki ama ne yapmalı?.Kimyasal ajanların kullanılması ülke genelinde yasaklanabilir. Toplumun sağlığından sorumlu sağlık bakanlığı geçireceği bir yasa ile sinek ve diğer haşereyle mücadelede kimyasal ajanları yasaklayabilir, hatta bu konuda belediyeleri de eğitebilir. Sağlık bakanlığının izni olmadan belediyelerin istedikleri gibi ilaçlama yapması engellenebilir.

 

 

 

 

 

 

 

Bu haber toplam 1462 defa okunmuştur
Önceki ve Sonraki Haberler