1. HABERLER

  2. ARŞİV

  3. Ağzımda eriyen peynir!..
Ağzımda eriyen peynir!..

Ağzımda eriyen peynir!..

2000’lerdeki sergiler/sergi düzenlemeleri/sergisi ön plana çıkan sanatçılar/sergilenen yapıtlar gibi kavram ve olaylar, yaşanacak dönemin açılışını yapabilecek yeni defterine, bir önsözdür/giriştir. İstanbul merkezli Salvador Dali, Pablo Picasso, F

A+A-

 

 

                           

 

2000’lerdeki sergiler/sergi düzenlemeleri/sergisi ön plana çıkan sanatçılar/sergilenen yapıtlar gibi kavram ve olaylar, yaşanacak dönemin açılışını yapabilecek yeni defterine, bir önsözdür/giriştir.  İstanbul merkezli Salvador Dali, Pablo Picasso, Frida Kahlo, Joan Miro, Rembrant ve Çağdaşları Hollanda Sanatı’nın Altın Çağı gibi hemen aklıma gelen yılların kovaladığı zaman sürecinde, gerek reklam kampanyaları, gerekse sergi ve sergilenen yapıt bağlamında memnuniyet ve memnuniyetsizliklere açılan paragraf dolusu yazılarla birlikte sanat belleğimizde söz konusu etkinlikler yerini almıştır. Daha önceki süreçte yaşanmışlıklarla dolup taşan ve satır aralarına polemiklerle dolu anılar bırakan, eski defter kapanmış mıdır?

Zaten bu defteri kapatmanın dönemi çoktan gelmişti ve geçmişti bile!

 

12 Eylül 1980 sonrası süreç, sanat olaylarının siyasal değişimden nasıl etkilendiğini belirleyip, üzerine incelemeler yapılması gereken bir başlangıç noktasıdır.

12 Eylül sonrası süreçte, sanat siyasal gelişmelerden nasıl etkilenmiştir?

Siyasetin sanata etkisinin derecesi düşünülüp, üzerinde tartışılırsa bugün ulaşılan nokta, güncel sanat bağlamında ortaya konulabilir?

Öncelikle “siyasetin sanata etkisi ortadayken, sanatın siyasete etkisi söz konusu mudur?” gibi bir soruyu da beslemek gerekiyor düşünce haznemizde ki, soruyu bize ancak ve ancak, sanatın tema dağarcığı en etkili biçimde yanıtlayacaktır.

 

Peki, siyasetin sanattan isteği nedir?

Daha doğru bir deyişle siyasetin sanatçıdan beklentisi ne olmalıdır?

Uygulamada bu beklentilerin düşünülenle eylem arasına sıkışıp kalan bir organizma hatası olduğunu da, özellikle “sansür” unsuru ön plana çıktığında,  görmeden geçmenin doğru olmayacağını belirtmeliyim.

Yeniden soralım: “Böyle bir sosyo-politik ortamda sanatın durumu nedir?”

 

Sanata yöneltilen “sansür kılıcı”nı kırmak ve bu kılıcın acıttığı kültürel yaşam noktalarının yaralarını sarıp, ayakta kalabilmek (ne acı bir deyim oldu, sanat mı ayakta kalmalıdır, yoksa sanat sosyal yapıyı ayakta mı tutmalıdır?) adına ne yapmalıdır?

Sanatı ideolojiden soyutlamak söz konusu olamaz!

Güncel sanat platformunda, böylesi bir tavır bekleyip de sırça saraylarında kendi atmosferinde soluyan bir sanatçı modelinden itinayla uzak kalınmalıdır!

Sırça Saray’dan çıkma, performansı gözden uzakta değil de, gerekirse toplumun kalp atışlarının yoğunlaştığı alanlara taşımak olasıdır!

Unutmayalım ki siyasal zaman çarkı dayatmacı, örtmeci, belirlemeci, kategorileştirici, süslemeci ve tema bağlamında çiçekli pembe düş bulutlarından oluşan bir sarayın bahçelerinde gezinmek adına, sanatın yön kavramını değiştirmekle muktedir’dir!

Sanatçının iç dünyası bir araç gibi algılanırken, beslenme dağarcığı toplumdan uzağa, Kaf Dağı’nın arka bahçelerine güdülmeye zorlanmaktadır!

Sanat ve propaganda, her ne kadar, birbirine karşıt bir anlam içerse de, anlamın üslupla olan yakın teması günümüz sanatının “Hayat Ağacı” bağlamında görülebilecek tavrıdır!

 

Sözün geldiği nokta beni bile bu yazının selametle (!) sonuca ulaşması için şaşırtmışken, Tolstoy’un Sanat Nedir? kitabının satırlarıyl,a düşünce yoğunluğumun karmaşık gri bulutlarını beyazlatma çabasını burada sergileyeceğim. Kuşkusuz sanat,  sadece duygusal duyumları dile getirmekle kalmıyor. Bir de düşünsel boyutu vardır.

İdeolojiktir!

Zaten yalnızca duygularla örülen, sevgiyle beslenen (!) bir sanat ağacının ürünlerinde tat, apaçık: ruhsal dehliz, eksiktir!

 

Sanat nedir? Ne değildir?

Açıkça konuşmak gerekirse bu tür soru cümlelerine doğru akan her bir düşünce bana artık çok fazla zorlama ve bir o kadar anlamsız gelmektedir.

Hala bu noktada diretip yol almakla bir arpa boyu yol gidilmeyeceği gerçeğini görme zamanı gelmiş ve geçmektedir, bile!

 

Yukarıdaki düşünce bulutları içinde yazıya başlangıç olan cümle çıkmıştır:

 “Yeni bir defterin önsüzünü yazma zamanı gelmiştir.”

 1980 sonrası süreç ve bu sürecin zaman çarklarını hızlandırdığı 2000’li yılları ve içindeki sanat sirkülâsyonuyla (para dolaşımı) birlikte meydana gelen erozyonu ve karşıtlığında Babil Kulesi’nin inşasını önemsemekteyim. Tanrıları (!) kulenin inşasında kızdırmak hatta lanetlenip dilsiz bile kalabilmek riski göze alınmalı!

 

Düşüşler ve yükselişlerin yaşandığı isimleri, piyasayı, açılan sergileri, fiyat politikalarını, kapitalin akış noktalarını iyi gözlemlemek gerekliliğini çok yakın bir sanatçı dostum her zaman vurgulamıştır. Bu ironi zinciri içinden “saygıya layık” nitelikli gelecek belleğini seçmeliyiz. Kısa bir örnekle sözü bağlamak gerekirse; zayıf hikayeler ve kötü şiirler yazmak

(yüzlercesi, hatta abartmadan söyleyebilirim ki, binlercesi gazete ve dergilerde gözle görülür ve sosyal paylaşım sitelerinde kapış kapış beğenilir yüksek beğeni (!) kalıpları içinde) sanat olarak değerlendirilir hale gelmiştir.

Bu ironik fotoğraf karşısında, bir zamanlar aristokratların mütevazı evlerini(!)nin duvarlarına asılan manzara tasvirlerine bile, kitsch beğeni bağlamında yakınlık duymak bir yana, sempati bile duyamamanın dayanılmaz düş kırıklıklarını yaşıyoruz. Nedir kitsch? Bu sorunun yanıtını başka bir yazıya bırakalım, isterseniz?

 

Sanatı sanat olmayandan kesin bir çizgiyle ayırmak yararlı olacaktır!

Yapıt, imgeler dünyası, sanatçı imge avcısıdır!

Herbert Read’in şu sözlerini anımsayalım: “Hiç kimse sanatçı ile toplum arasındaki derin bağı inkar edemez. Sanatçı, topluma dayanır. Tonunu, hızını, şiddetini üyesi olduğu toplumdan alır. Fakat sanat eserinin şahsi özelliğinin bağlı olduğu başka şeylerde vardır; sanatçının şahsiyetinin bir belirtisi olan, kesin bir biçim verme isteğine bağlıdır; bu yaratıcı

istek olmaksızın önemli bir sanat meydana gelmez. Bir tezatla karşılaşmış gibi

oluyoruz. Eğer sanat içinde bulunduğu şartların sonucu olmayıp, şahsi bir isteğin

ifadesiyse, belli tarih devirlerine özgü sanat eserlerindeki şaşırtıcı benzerliği nasıl

açıklayabiliriz.”

 

Sonuç olarak “sanatın toplumsal değişimlerden nasıl etkilendiğine” bakmak önemlidir!

 

Üniversite ve vakıf müzelerinin başı çektiği Dünya Sanatı’nın odak isimlerinin üzerinde gerçekleşen, 2000’li yılların özel sergileri bana haklı olarak, Türkiye’de yaşanan bir dönemin kapanmakta olduğunu; ve merkezi-periferi (kıyı) kraterinin içinden, farklı vizyon arayışlarıyla evrensel pencerelere, daha doğrusu orijinal eserlerin ayağımıza kadar getirildiği, bir süreci muştulamaktadır. Bu sürecin içinde doğal olarak eksikliklerin yaşanması da kaçınılmazdır. Yine de her zaman söylediğim gibi iyi niyetli bakış açımızı, ne müzelerimize, ne de düzenlenen etkinliklere karşı elden bırakmamak gerekiyor. Çünkü her sergi, ölçeğine bakılmaksızın bir emeğin ve önemli bir kapital yatırımın sonucunda gerçekleşmektedir. Zamanla taşların yerine oturacağına olan inancımı kaybetmekten yana bir tavrım kesinlikle olmamıştır.

 

Aynı durumu Kıbrıs’ın sanat ortamı için de umut etmekteyim.  Uzaktan gözlemlerimle, iyi niyetimin sekteye uğramaması adına, gördüklerimle, duyduklarımla ve okuduklarımla barışık, ortak bir dil yakalamaya çalışıyorum. (Bunlar benim naçizane düşüncelerim! Parantezin açılması, çınlayan kulaklarım adına, bir nebze de olsa yatıştırıcı etki yaratması için zorunluydu!)

 

Geçen hafta İstanbul’dan gelen yakın dostum Fırat Arapoğlu ile Ankara Cer Modern’de açılan Salvador Dali sergisini gezdik. Daha sonra Estetik ve Sanat Felsefesi’ni (bilinçli olarak) söz konusu serginin gerçekleştiği mekânda, Güzel Sanatlar Fakültesi’ndeki öğrencilerimle birlikte işledik.

 

Gelelim asıl konuya:

 

Salvador Dali gerçek anlamda çılgın mıydı?

Yoksa her geçen gün çıldırtıcı bulutlarla sarılan hayatlarımıza, kesik kesik naralar atarak katılırcasına gülen, bir dahi miydi?

 

Dali mi yumurtadan, yumurta mı Dali’den çıkmıştı?

 

Bu haftalık benden bu kadar!

 

 

 

 

 

 

 

Bu haber toplam 1099 defa okunmuştur
Önceki ve Sonraki Haberler