1. HABERLER

  2. ARŞİV

  3. AĞIR CEZAYA SUNULDU
 AĞIR CEZAYA SUNULDU

AĞIR CEZAYA SUNULDU

12 Eylül Davası’na müdahil olmak için 3 Kıbrıslı Türk, dün Ankara 12. Ağır Ceza Mahkemesi’ne dilekçelerini sundu. Hazırlanan dilekçeler ve delil dosyaları dün Ankara 12. Ağır Ceza Mahkemesi Kalemi’ne dosyalandı. 1981-1983 yıllarında ana

A+A-

 

12 Eylül Davası’na müdahil olmak için 3 Kıbrıslı Türk, dün Ankara 12. Ağır Ceza Mahkemesi’ne dilekçelerini sundu.

Hazırlanan dilekçeler ve delil dosyaları dün Ankara 12. Ağır Ceza Mahkemesi Kalemi’ne dosyalandı.

 

1981-1983 yıllarında ana muhalefet partisi TKP’nin eski milletvekili Esat Varoğlu yanında Kıbrıs Türk Toplumunun bir parçası olarak Av. Barış Mamalı ve Av. Murat Soytaç mahkemeden davaya müdahil olmak için talepte bulundu.

Kenan Evren ve Tahsin Şahinkaya’nın sanık olarak yargılandığı 2012/ 3 nolu davaya verilen 8 sayfalık müdahil dilekçelerine 19 ana başlık altında toplanan birçok doküman ve kitap da delil olarak sunuldu.

Yapılan müdahil dilekçeleri 11.5.2012 tarihinde veya daha sonraki bir tarihte mahkeme tarafından değerlendirilip kabul veya ret şeklinde karara bağlanacağı bildirildi.

Ankara 12. Ağır Ceza Mahkemesi’ne sunulan müdahil dilekçesi şöyle;

Bu dilekçeler esasen ilgili dönemde ve halen adanın kuzeyindeki yaşanmışlıkları göstermek, realiteleri ortaya koymak bu hususta davaya müdahil olarak kamuoyu yaratmak keza 12 Eylül darbesinin kalıntılarının KKTC’den silinmesi ve/veya KKTC’nin demokratikleşmesine ve sivilleşmesine katkı sağlamak bakımından yapılmıştır.

Mahkemeye verilen dilekçeler genel anlamda aşağıda belirtildiği şekilde bir muhteviyat içermektedir, şöyle ki:

A) Sanıkların yapmış oldukları darbeden ve darbeyle oluşan statükonun Kuzey Kıbrıs’a  fiili ve siyasi etkisi, ülke demokrasisine haksız ve hukuksuz müdahalesi konu edilmektedir.

B) 12 Eylül darbesini gerçekleştiren üst yönetim T.C Genelkurmay Başkanlığı’na bağlı kuvvet komutanlarından müteşekkildi.  İşbu komutanlar 1974 tarihinde ve keza 1980 yılına değin de Askeri Komutanlıklar içerisinde üst kademelerde görev almış orduda emir-komuta zinciri içerinde söz sahibi ve etkin kişilerdi.

C) Kıbrıs Barış Harekatı sonrası takriben Eylül 1974 tarihinde adadaki T.C Askeri Kuvvet Komutanlığı ile o dönemki Kıbrıs Türk Cemaat Başkanı Sn. Rauf Denktaş, Kıbrıs Türk Başsavcısı ve Yüksek Mahkeme Başkanı tarafından uluslar arası hukukun ve özellikle özel mülkiyet hakkının ihlal edilmemesi yönünde yazılı olarak uyarılmıştır. Ancak işbu hukuki mütalaa göz ardı edilerek bugün AİHM’de Türkiye’nin mülkiyete yönelik mahkumiyetlerinin temelini oluşturacak hukuk ihlalleri yapılmıştır.  Bu ihlallerin bedelini bugün Türkiye ve Kıbrıs Türk halkı ödemek durumunda kalmıştır ve halen de ödemektedir.

D) 1980 yılında gerçekleştirilen askeri darbe esnasında adanın kuzeyindeki devletin adı Kıbrıs Türk Federe Devleti (KTFD) idi. 1974 müdahalesi sonrası oluşan fiili durum ışığında yeni bir anayasa ile yeni bir devlet modeli kurulmuş ve adanın tekrar birleşmesinde oluşacak federal yapı arzusuyla devletin adına da “federe” kelimesi eklenmişti. 1977-79 Doruk Anlaşmalarının hemen ertesinde yani 1980 yılında ABD ve CIA’in gözetiminde ( Ki bu husus artık netleşmiştir) gerçekleşen askeri darbe ile Türkiye kökten bir anti-demokratik değişime uğramıştır. 12 Eylül Darbesi’ni gerçekleştirenler aslında ABD yönetiminin “bizim çocuklar başardı” (our boys did it) diye adlandırdığı söz konusu paşalar ve subaylardı. Sanıklar da bu grubun içerisindedir. İşte tam bu dönemde Türkiye Genelkurmay Başkanlığı’nca bir rapor hazırlanmıştır. Bu rapor Genelkurmay’ın Askeri Tarih ve Stratejik Etütler (ATASE) Başkanlığınca özel olarak hazırlanmış olup 12 Eylül 1980 sonrası alınacak tedbirleri ve Türkiye’nin yakın geleceğini şekillendirme planlarını ihtiva etmekteydi. Bu planda Kıbrıs’a biçilen statüko da bulunmaktadır. Bu plan çerçevesinde adanın bazı kısımlarının Türkiye, Yunanistan, İngiltere ve BM arasında taksimi düşünülmüştür. 

 

E) Türkiye’de gerçekleşen 12 Eylül Askeri Darbesi ile yönetime el koyan militarist kadronun ve/veya kalıntılarının Kıbrıs’a ve/veya Kuzey Kıbrıs’ta bulunan Siyasi Yönetime ve/veya Hükümete ve/veya Muhalefete ve/veya  KKTC’ye hukuk dışı müdahalesinin ve/veya baskısının ve/veya etkisinin tafsilatını özetle şöyle sıralayabiliriz:

 

a)  1974 yılında garantörlük hakkına dayanarak yapılan Barış Harekatı’nın adada bozulan anayasal düzeni tekrar tesis etmek gayesiyle yapıldığı lider kadrolarca beyan edilmesine rağmen ( Temmuz – Ağustos 1974 tarihlerinde Türkiye’de yayın yapan gazetelerde devlet yetkililerinin bu yönde bir çok beyan ve demeçleri bulunmaktadır ) adanın bölünmüşlüğünün kalıcılığına yönelik politikalar üretilmiştir. Oysa 20 Temmuz 1974 sabahı Rauf Denktaş radyodan halka yaptığı konuşmada harekatın temel amacının Kıbrıs Cumhuriyeti’nin egemenliği ve toprak bütünlüğünün korunması olduğunu açıkça beyan etmişti.

 

b)  1975 yılında adanın kuzeyinde federasyona zemin olması amacıyla Kıbrıs Türk Federe Devleti (KTFD) kurulur ve yeni bir anayasa yapılır.  

 

c) 1981 yılında KTFD’nde yapılan genel seçimlerde sol ağırlıklı muhalefet Denktaş desteğindeki ve/veya liderliğindeki UBP’ye karşı üstün çıkar ( UBP :18, TKP+CTP+Diğerleri:21). Dönemin darbe yöneticileri ve onun temsilcisi askeri ve sivil yetkililer bu muhalefet partileriyle görüşme yaparak hükümette yer alamayacaklarını ve/veya hükümeti kuramayacaklarını kendilerine uyarı ve tehdit şeklinde aşikar olarak beyan ederler. Bu yapılanlar ada demokrasisine ve bağımsızlığına açıktan bir müdahale teşkil etmektedir. 1981 de yapılan demokratik seçimlerde solun güçlü bir oyla çıkması askeri yönetim güdümündeki Türkiye basınında adada sanki bir anarşi ve ihtilal tehlikesi varmış gibi gösterilerek Türkiye kamuoyuna bilinçli olarak yanlış ve yanıltıcı haberler yaptırılmıştır. Yine dönemin Kıbrıs’taki kolordu komutanı muhalif DHP başkanını çağırarak kendisine hükümet konusunda  “UBP ile kuracaksınız. CTP ve TKP ile kesinlikle olmaz” demiştir.

 

d) 11 Kasım 1983 tarihinde adada UBP’ye karşı güçlenen muhalefeti akamete uğratmak ve/veya ortadan kaldırmak ve/veya sesini susturmak amacıyla KTFD meclisinden bir yasa çıkarılır. Bu yasa o dönem Türkiye’de yaratılan olağanüstü halin K.Kıbrıs’ta da gerçekleşebilmesine imkan tanıyan hukuki zemini oluşturmaktaydı.

 

e)  KKTC’nin kurulmasına ilk başta şiddetle karşı duran ABD, güçlenen solun yok edilmesi için adada yeni bir devletin kurulmasının gerekliliği yönünde işbu darbe yönetimi tarafından ikna edilmeye çalışılmıştır. Kenan Evren (sanık) bu konuda ABD Başkan’nın özel temsilcisine şu açıklamayı yapmıştır: “..Siz acaba Kıbrıs Türkleri arasındaki iç durumu biliyor musunuz? Her gün komünistler kuvvet kazanıyor. Bugün mecliste çoğunluğa R. Denktaş ancak bir farkla sahip bulunuyor. Bu durum devam ettiği takdirde bundan sonra yapılacak ilk seçimde tahminim sol grup iktidarı ele alacaktır. Rum tarafında zaten komünistler var. Türk tarafında da komünist bir grup var. Bunlar birleştiği taktirde işte o zaman Akdeniz’de tam Sovyetler’in arzuladığı gibi bir durum meydana gelir. Acaba Amerikalı dostlarımız bunu mu arzu ediyor?”

Görülüyor ki askeri darbe yöneticileri esasta adadaki siyasal solu dolayısıyla de muhalefeti bitirmek gayesiyle hareket etmişler, bu anlamda uluslararası hukuku bertaraf ederken ABD’yi de bu şekilde düşüncesini açıklayarak yumuşatmıştır. Kenan Evren ABD’yi ikna ederken adadaki siyasi görüntüyü dahi çarpıtarak vermekten kaçınmamıştır. Çünkü o dönem adadaki sol siyasi grubun takriben %75’i komünist olmayıp sosyal demokrat çizgideydi. TKP bu çizgisiyle soldaki en güçlü partiydi. Görüleceği üzere Darbeciler, Kıbrıslı Türklerin demokrasisine, kurulu düzenine ve siyasal statükosuna müdahale ederek, mevcut siyasal yapıyı değiştirmeyi ana amaç edinmişlerdir.

 

f) KKTC’nin askeri ve polis kuvvetleri T.C Genelkurmay Başkanlığı’na bağlı generaller tarafından uzun yıllardır yönetilmektedir. 1983 sonrası yaratılan anayasal yapı içerisinde darbecilerin istediği doğrultuda siyasete ve hükümete etki edebilecek militarist bir yapılanma gerçekleşmiştir. Halen dahi KKTC askeri ordusu yanında polis örgütü, T.C Genelkurmayı tarafından görevlendirilmiş bir general tarafından yönetilmektedir. Bu generallerin bir kısmı Türkiye’de devam eden Ergenekon, Balyoz gibi davalarda adı geçmiş ve/veya tutuklanmış ve/veya sanık olmuş kişilerdir. Kısaca 1983 yılından sonra dahi KKTC’de darbe ve demokrasiye karşı müdahaleci zihniyetlerin hegemonyası devam etmiştir. Bunun en güzel örneği yakın geçmişte yaşanmıştır. UBP-TKP koalisyon hükümeti döneminde GKK Komutanı polisin sivilleşmesine karşı olduğunu ortaya koymak amacıyla hükümete yönelik sert ve hakarete varan açıklamalar yapmıştır. Bu tavır karşısında TKP Başkanı Mustafa Akıncı’nın “Komutan çizmeyi aştı” diyerek karşılık vermesi üzerine adadaki askeri makamların baskısıyla TKP koalisyondan ayrılmak durumunda kalmıştır.

 

g) St. Barnabas olayı olarak da bilinen soygun olayında sivil işler dairesi ile askeri birliklerin iştiraki olduğu tanık ifadelerinden ortaya çıkmasına rağmen konu hakkında hiçbir ciddi soruşturma yapılmamıştır. Bir manastır ve müze olan St. Barnabas askeri bir operasyonla baskına uğramıştır. Hiçbir yasal dayanağı olmayan bu operasyon sonucunda manastır altında kazılar yapılarak bazı şeyler çıkartılıp götürülmüştür.

 

h) Lefkoşa’da bir astsubaya ait arabanın bagajında bir yığın C4 patlayıcı madde, TNT ve çeşitli fünyeler bulunmasına rağmen konu hakkında polis tarafından etkin bir soruşturma yapılmamış, konu yargıya taşınmamıştır.

 

i) KKTC kurulmadan bir gün önce yapılan yemekli toplantıda muhalefet milletvekillerine karşı R.Denktaş tarafından mecliste yapılacak oylamada evet denmemesi halinde evet demeyen partilerin yeni oluşumda bertaraf edileceği, siyasal faaliyetlerinin sonlanacağı yönünde tehdit nitelikli uyarı yapılmıştır.

 

j) Küçük bir ada ülkesi olmasına rağmen birçok önemli adli meselenin failleri yeterli ve etkin soruşturma yapılmadığı için bulunamamıştır. Yasal soruşturma makamı olan Polis Örgütü, Kutlu Adalı cinayeti (1996), Kutlu Adalı’nın evinin kurşunlanması (1980), CTP Genel Merkezi’ne bomba konması (1989), CTP Milletvekili Fadıl Çağda, Özgürlük Dergisi sahibi Hürrem Tulga, Mağusalı Devrim Benzinci  ve Otel sahibi Sabri Tahir’in arabalarının ayni gece havaya uçurulması(1990), YKP Genel Başkanı Alpay Durduran’nın arabasının havaya uçurulması(1991), YKP Genel Merkezi’nin kurşunlanması(1992), Eski yargıç, avukat ve içişleri eski bakanı Orhan Z. Bilgehan’nın arabasının yakılması(1993), Dönemin Başbakan Müsteşarı gazeteci Hasan Erçakıca’nın evinin bombalanması(1994), CTP Lefkoşa İlçe Binasının bombalanması(1996), Eski Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat’ın evinin yanına bomba konması, Afrika Gazetesinin bombalanması, ve daha bir çok adli olayın faili bulunamamıştır.

 

k) 1980 darbesi ile yasal bir örgüt olan KÖGEF isimli Kıbrıslı öğrencilerin derneği kapatılmış ve üyeleri hakkında polis takibatı yapılarak bazı üyeleri dayak ve işkenceye tabi tutulmuştur.

 

l) Askeri makamların emri altındaki KKTC Polis Örgütü, Anayasa ve yasalara itaat etmeden sık sık keyfi karar ve işlemler yapmaktadır. Mahkeme kararlarıyla bu keyfi işlemlerin bazısı iptal da edilmiştir. Ancak Polis Örgütü bir yığın hukuk dışı işleme imza koymasına rağmen mevcut militarist yönetim yapısı hasebiyle sivil denetime tabi tutulamamaktadır.

 

m) Anayasa’nın emredici kuralına rağmen avukatların tutuklular ile görüşmesi Polis Genel Müdürünün emri ile engellenmektedir. Polis Genel Müdürü karakollara dağıttığı yazılı bir emirle avukatların hava karardıktan sonra tutuklu görüşmesi yapması yasaklanmıştır. Askeri Disiplin Mahkemesindeki yargılamalara avukatların girmesi yasaktır. Daha kısa bir süre önce mahkemeye müvekkilini temsil etmek için girmeye çalışan bir avukat yol içerisindeki polis barikatı ile engellenmiştir.

 

n) Bugün Türkiye mahkemelerinde devam eden Ergenekon ve benzeri davalarda bulunan bazı sanıklar aynı zamanda KKTC vatandaşıdır.

 

o) 2000 yılındaki Cumhurbaşkanlığı seçimlerine “derin devlet” tarafından müdahale edilerek Derviş Eroğlu adaylıktan çektirilmiştir. Sayın Eroğlu bunu dolaylı da olsa ifşa etmiş “peşimde yüzlerce ajan vardı” demiştir. Belli ki bu olay darbecilerin adadaki işbirlikçi ve/veya kalıntılarının etkisiyle yapılmıştır. Keza Ergenekon iddianamesinin en az 100 sayfasında bu örgütlenmenin KKTC ile olan bağlantıları bir şekilde iddialarla ortaya konmaktadır. Ve yine 12 Eylül’ü yaratan provokatif eylemlerin o dönemde ( 1978-79 arası) Kıbrıs’ta planlandığı ve hatta Kıbrıs’tan giden bazı kişilerce provoke edildiği de çeşitli kesimlerce beyan edilmektedir.

 

p) Kıbrıslı Türkler ürettiği malları 1983 öncesinde her ülkeye ve özellikle AB’ye rahatça ithal edebilirken şu anda 3. dünya ülkesi statüsü içerisinde görülerek aşırı gümrük vergilerine tabi kılınarak yeterli ithalat yapılamamaktadır. Bu da üretimi sonlandırmakta ve Kuzey Kıbrıs’ın bu yüzden ekonomik açıdan yıkım noktasına gelmesine önemli etken olmaktadır.

 

r) Adanın güneyi AB müktesebatına ve nimetlerine tabi iken bizler bundan izole halde yaşamak zorunda kalmaktayız. Bu izole insan hakları ihlallerinin denetlenememesine de sebebiyet vermektedir.

 

s) KKTC’nin kurulmasıyla Polis Örgütü anti-demokratik şekilde Askeri Kuvvetlerin yönetimine devredilmiştir. Polis militarist bir kurum olan Güvenlik Kuvvetleri Komutanlığınca (GKK) yönetilmektedir. Ve sürekli olarak insan hakları bu örgüt tarafından ihlal edilmektedir ( KKTC Meclisi Araştırma Komisyonu “Polis örgütünde İşkence yapılır” diyerek rapor hazırlamasına rağmen askerin vesayeti sebebiyle statüko devam etmektedir ). Ancak askerin polise olan bu anti-demokratik etkisi nedeniyle yapılan insan hakları ihlalleri hiçbir şekilde soruşturulmamaktadır. Örneğin KKTC Meclisi işkence yapan polislerin görevden uzaklaştırılmalarını talep etmiş ancak asker işbu polisleri görevden uzaklaştırmayıp adeta onları korur duruma girmiştir.

 

t) 1981 -1983 yıllarında ana muhalefet partisi TKP idi. Bu yıllarda TKP ve dolayısıyla seçmenleri darbecilerin ve onun temsilcilerinin haksız, kanunsuz ve anti-demokratik müdahalelerine maruz kalarak siyasal anlamda iktidar olamamış ve/veya Kıbrıs Türk halkını temsil etmesi haksızca ve demokrasi dışı tavırlarla engellenmiştir.

 

u) 1980 darbesini hazırlayan T.C Genel Kurmay kademesi 1974 sonrası icraatlarıyla özellikle Mülkiyet haklarının ihlaline zemin hazırlamış ve/veya göz yummuştur. Bu sebeple Kıbrıslı Türkler uluslararası ve/veya başka ulusal mahkemelerde şahsen yargılanma tehlikesi içerisine sokulmuştur. 

 

v) Mülkiyet ihlalleri nedeniyle Kıbrıslı Türklerin vergileriyle oluşturulan Bütçeden Kıbrıslı Rumlara milyonlarca Euro tazminat ödenmektedir ( Taşınmaz Mal Komisyonu kararlarıyla ). Her tazminat benim ve Kıbrıslı Türklerin geleceğinden ödenmektedir.

 

y) Yukarıda iktibas edilen hukuk dışı müdahaleler ve etkiler ülkemizde yürürlükte olan muhtelif yasalar ve özellikle Fasıl 154 Ceza Yasası’na göre ciddi suçlar içerisinde yer almaktadır. Bu tür suçlarda zamanaşımı da bulunmamaktadır. Ancak ceza hukuk sistemimiz gereği suç konusunda soruşturma yapma yetkisi polis makamlarında olduğu cihetle bu hususta herhangi bir işlem başlatılmaması garip karşılanmamalıdır. Keza polise bu hususta talimat verecek en üst makam yine askerin kendisidir.

 

 

 

G) Yukarıdaki iddialara ilişkin deliller ekte sunulmuş olup bir kısmı şu belge, doküman ve bilimsel eserlerden müteşekkildir: “Kripto Geldi mi?, Ahmet Billuroğlu 2012 - Belgelerle Türk Tarihi Dergisi, Şubat 1997 -  Türkiye’nin Siyasi İntiharı, Cengiz Özakıncı, sy.199-200 – Aslında Hiç Kimse Uyumuyordu, İsmail Tansu, 2. Baskı, 2002, s.37 - Hatıralar,R. Denktaş, 10. Cilt, s.387 – Kenan Evren’in Anıları, Kenan Evren, C.4, Milliyet Yayınları, s.441 – Tarih Yargılanıyor, İlter Türkmen, Hürriyet Gazetesi, 26.7.2008 – Haberdar Gazetesi, Temmuz 2010 -  Loiziodu Davası (AİHM) - Orams Davası (ABAD) - Cumhuriyet Gazetesi, 20.7.1974 ile 30.8.1974 arası muhtelif sayıları.

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

Bu haber toplam 1296 defa okunmuştur
Önceki ve Sonraki Haberler