1. HABERLER

  2. ARŞİV

  3. Ağaçlar Mitolojisi
Ağaçlar Mitolojisi

Ağaçlar Mitolojisi

Ağaçlar bizim neyimiz olur? Bu coğrafyada yetişen kimi şairlerimize göre “dedemiz”, “babamız”, “kardeşimiz”, hatta ve hatta “sevgilimiz”... Yoksa, varsayıldığı gibi şairler yokolan şamanların birtakım görev

A+A-

 

 

 

 

Ağaçlar bizim neyimiz olur?

Bu coğrafyada yetişen kimi şairlerimize göre “dedemiz”, “babamız”, “kardeşimiz”, hatta ve hatta “sevgilimiz”... Yoksa, varsayıldığı gibi şairler yokolan şamanların birtakım görevlerini devraldıkları için mi böyle söylüyorlar?

 

 

 

Eski Türklerin ve Moğolların inancı Tengricilikte, ve Kuzey Amerika’nın yerli inançlarında, dünyanın merkezinde durduğuna, yer ve gök alemini birleştirdiğine inanılan "Dünyalar ağacı" vardır. Ağaca tapınmanın izleri Oğuzlar’a kadar muhafaza edilmiştir: “Bay Terek”, “Temir Kavak”, veya “Hayat Ağacı” denilen kutsal “Evliya Ağaç” inanışına benzer inançlara sadece Türk mitolojisinde değil tüm dünya mitolojilerinde rastlanabilir. Dünyanın tam ortasından yükselen bu ağacın kökleri yeraltına iner, dalları ise dünya dağının zirvesine yükselir. Böylece bu kutsal ağaç, dünyanın her üç katını -gök, yer ve yeraltı dünyalarını- birbirine bağlamaktadır.

Şamanist Türklerin en kutsal bildikleri ağaç, kayın ağacıdır. Kutsal sayıldığı için de “Bau Kayın” denilen bu ağaç, bütün şaman ayinlerinde yer alır. Ağaç motifi olan kayın, Altaylarda şaman ayinlerinde, doğum, düğün ve bayramlarda önemli unsurdu. Ataların hayatları bu ağaçla bağlanırdı. Altay şamanlarının inancına göre, insanlar yaratıldıkları zaman ilk kayın ağacı da Umay Ana ile beraber yere inmiştir. Şamanı besleyip, büyüten ağacın adı Ara Ağaç'tı. Yakutlara göre, göğün en üst katında olup, göğün yere açılan kapısıdır. Yerle göğü birbirine bağlayan Dünya Ağacı’nın zirvesinde, iki başlı bir kartal yuva kurmuştur. Bu kartalın görevi, gökleri korumaktır.

 

Yaygın olarak bilindiği gibi, Yunan Mitolojisinde de her tanrı ve tanrıçanın bir veya birkaç ağacı vardı. Ayrıca, her ağacın, ömrü ağaçla başlayıp ağaçla biten birer de perisi bulunmaktaydı. Bu perilerin görevi içinde/üstünde/altında yaşadığı ağacı korumaktı. 

 

Druidism (Hristiyanlık öncesi kelt dönem) Avrupası’nda kullanılan bazı ay takvimlerinde her ay 28 gün olup bir ağaç tarafından temsil ediliyordu. Ayın dişi olduğuna inanan Druidler 28 günlük ay değişimlerini bir kadının adet dönemine benzetirlerdi. Adet dönemi ile ay arasındaki sihirli bağlantıya olan inanç geniş ve güçlüdür. Aybaşılı bir kadının iyi ve kötü bazı güçleri olduğu düşünülür. “...Dokunuşu asma, sarmaşık ve sedefotunu tahrip eder, menekşe kumaşı soldurur, yıkanmış keteni karartır, bakırı lekeler, arıların kovanlarını terketmesine, kısrakların düşük yapmasına sebep olur; aynı zamanda gündoğumundan önce tarlanın etrafında çıplak yürümesi bitkileri zarar veren küçük hayvan, böceklerden kurtarır, cinsel organlarını teşhir etmesi denizdeki fırtınayı dindirir, çıban, su korkusu ve kısırlığı tedavi eder. Aybaşılı kadın yanyana duran iki erkek arasından geçerse, bir tanesi ölür...”. İşte bu ay takvimlerini oluşturan bazı ağaçların taşıdığına inanılan özellikler şöyle: 

 

 

Huş Ağacı (Birch–Betula pendula): Huş ağacının dalları suçluları, suç işleyen çocukları ve delileri dövmek için kullanılıyordu. Amaç bu davranışlara sebep olan kötü ruhları kovmaktı.

 

Üvez Ağacı (Rowan, Mountain-Ash–Sorbus aucuparia): Britanya’da yaygın olarak şimşek, yıldırım ve cadı büyüsüne karşı hastalıktan koruyan, koruyucu, profilaktik özelliği olduğuna inanılıyordu. Örneğin, büyü yapılmış atları kontrol etmek için üvez ağacından yapılmış kırbaçlar kullanıyordu. Antik Yunan’da ölüler onuruna düzenlenen yortular haricinde ıstakoz, beykın, kırmızı tekir balığı, kerevit benzeri kırmızı yiyecekler ve üvez ağacı gibi tüm kırmızı meyveler tabu idi. (Kırmızı, Tunç Çağı Yunanistan ve Britanya’sında ölümün rengiydi). 

 

Dişbudak (Ash–Fraxinus excelsior): Britanya folkloründe dişbudak yeniden doğumun ağacıdır. 19. yüzyılda Killura’da duran bir ağacın (dişbudak) odununda denizde boğulmaya karşı koruyucu bir özellik olduğunu düşünülüyordu. Britanya Adaları’ndaki patates kıtlığı sırasında göçmenler bu ağacı yavaş yavaş, parça parça Amerika’ya taşımışlar. Dişbudak gölgesinin ot ve tahıla zararları olduğuna, köklerinin ise diğer orman ağaclarının köklerini boğduğuna inanılıyordu. 

 

Kızıl Ağaç (Alder–Alnus glutinosa): Gölgesinde büyüyen ekine faydaları olduğuna inanılıyordu. Bu ağacın odunları yakıt olarak zayıf olmasına rağmen (söğüt ağacı, kavak ve kestane gibi), en iyi kömürü sağlamakla biliniyordu. Kutsal bir kızıl ağacı kesip devirmenin, kendi evinin yanması ile karşılık bulacağına inanılıyordu. Kızıl ağaçtan üç saf boya elde ediliyordu; Kabuğundan kırmızı, çiçeğinden yeşil, ince dallarından kahverengi... Bunlar ateş, su ve toprağı simgelemekteydi.

 

Söğüt Ağacı (Willow–Salix alba): Yunanistan’da kutsal sayılan ağaça, cadılar tarafından tapınıldığına inanılıyordu. Söğüt ağacı Ay Tanrıçası için kutsaldı. Bunun nedenleri arasında söğüt ağacının suyu en çok seven ağaç olması ve Ay Tanrıçası’nın ‘çiğ ve nem sağlayıcı’ olması; yaprak ve kabuğundan yapılan bir asidin önceleri cadı büyüsü sanılan romatizma kramplarına karşı iyileştirici özelliği olması yatıyor.

 

Akdiken Ağacı, İngiliz Alıcı (Hawthorn, May–Crategus monogyna): İngilizce’de adını Mayıs ayından alan ağacın uğursuz olduğuna inanılırdı. Antik Yunan’da olduğu gibi, Britanya’da da insanlar bu ayda eski giysiler içerisinde dolaşırlardı. “Ne’er cast a clout ere May be out” (uğursuz ay bitene kadar yeni giysi giyme) atasözünden ortaya çıkan bir gelenektir bu ve Mayıs ayı ikliminin belirsizliğini vurgular. Tapınakların silip süpürüldüğü, tanrıların resimlerinin yıkandığı bu ayda cinsel ilişkiden de kaçınılırdı, o nedenle evlilik için de uğursuz bir ay olduğunu düşünülürdü.    

 

Meşe (Oak–Quercus robur): Zeus, Jüpiter ve Herkül’ün ağacıdır. Dayanıklılık ve zaferi sembolize eder. Köklerinin, dallarının havaya yükseldiği kadar, yeraltı derinliklerine de uzadığına inanılırdı. Bu nedenle hem gökyüzünde, hem de yeraltı dünyasında hüküm süren bir tanrıya benzetiliyordu.

 

Fındık Ağacı (Hazel–Corylus avellana): Fındık bilgeliğin ağacıdır. Kelt efsanesine göre derişik bilgeliğin simgesiydi; küçük ve sert kabuğuna sıkıştırılmış tatlı ve yoğun birşey...

 

Asma (Vine): Bütün Kelt ülkelerinde doyurucu ve besleyici bir meyve olmasına rağmen böğürtlen ya da üzüm yenmesi tabu idi. Sebep olarak da “periler yüzünden” deniyordu. Başka bir açıklama ise bu meyvelerin ‘İsa’nın kanı’ olduğuna olan inançtı. Gücünü şarapta koruyan asma yeniden dirilme, diriliş ile ilişkilendirilmiştir.

 

Sarmaşık (Ivy): Spiral büyümesi nedeniyle asma gibi yeniden dirilmeye, dirilişe adanmıştır.

 

Saz (Reed): Ağaç gibi büyüyen bu kalın kök, Doğu Akdeniz’de kraliyetin antik bir sembölüydü.

 

Mürver Ağacı (Elder–Sambucus nigra): Cadılarla ilişkilendirilmiş, su kenarlarında bulunan bir ağaçtır. Eski İngiliz batıl inançlarına göre mürver ağacından yapılmış beşiğe yatırılan bir çocuk erim erim erir ya da morarana kadar periler tarafından çimdiklenirmiş. Beşikler için geleneksel olarak kötü ruhları kovduğu düşünülen huş ağacının tahtası kullanılmaktaymış. 

 

Köknar (Fir–Abies alba): Dişi bir ağaçtır. Doğumu sembolize ediyordu.

 

Karaçalı (Furze, Gorse): Cadılara karşı koruyucu özelliği olduğu düşünülürdü. Bu inancın güçlenmesini, yılın ilk arılarının ilk olarak bu ağacı ziyaret etmeleri sağlamış. (Arılar son olarak sarmaşığı ziyaret ediyorlar).

 

Süpürgeotu (Heather): Süpürgeotu yaz ortası ağacıdır, kırmızı ve tutkulu. Dağlarla ve arılarla ilişkilendirilirdi. Beyaz süpürgeotu aşkın zarar veren yönlerine karşı bir koruyucu olarak kullanılırdı.

 

Titrek Kavak (Aspen–Populus tremula): Latin efsanesine göre Herkül, dev Cacus’u öldürdükten sonra zaferini başına titrek kavağı bağlamakla simgelemiş. Böylece Herkül ölümü yenmiş. Bu efsaneye bağlı olarak Antik İrlanda’da tabut ustalarının cesetler üzerinde kullandıkları ölçme çubukları bu ağaçtan yapılıyormuş. Tahminen ölülerin ruhlarına bunun bir son olmadığını hatırlatmak için...

 

Porsuk Ağacı (Yew–Taxus baccata): En iyi yaylar porsuk ağacından yapılıyordu. Ağacın meyvesinin de yer aldığı zehirli bir karışım okların ucuna sürülüyordu. Shakespeare bu ağaca “double fatal yew” (iki kez öldürücü porsuk ağacı) diyor ve Hamlet’in amcasına Kral’ın kulağına bu karışımdan (‘hebenon’) damlatarak zehirletiyor...

 

* * *

Böyle bir yazı selvisiz olmazdı. Kıbrıs’ın adının selvi (cypress) ağacından geldiğini savunanlar, tabi ki baş köşeye oturtacaktır selviyi. Ülkemizde en çok yol kenarlarına ve mezarlıklara dikilen, kültürümüzde kutsal sayılan selvinin koruyucu özelliği olduğuna inanılıyor (veya inanılırdı). Yolu ve yoldan geçenleri kollar, mezarlıkta ise ölüleri korur, ve eskiden hayat ağacı olduğuna inanıldığı için yerden göğe yol göstericilik görevini yapar...

 

Kuzey Kıbrıs’taki genel ağaç ‘kesme’ ve ‘budama’ anlayışını anlayamıyorum. Bildiğim kadarıyla Güney’de Avrupa Birliği kriterlerine uymak için ülkenin %15’ini ormanlık alan haline getirmek için son iki-üç yıldır durmadan ağaç dikiyorlar. Kuzey’de de fidanlar dikiliyor ama sonradan sırf “arabalara zarar veriyor”, “beton evimizin inşaat planlarına uymuyor”, “bu kadar arabaya daha geniş, daha düz yollar gerek” veya “çok pislik çıkartıyor” diye bir ömürlük güzelim ağaçları katlediyorlar. Maalesef, ağaçlar konusunda da sınıfta kalıyoruz.

 

İşte ağaçların mitolojik güçlerini, büyülerini ve şifalarını biraz öğrensek; yeryüzünde bulundukları süre içinde diğer canlılara sağladıkları yararları düşünsek (ve kendimizinkiyle kıyaslasak) onlara dokunmak bu kadar da kolay olmayacaktı...

 

 


Kaynakça:

Pervin Ergun, “Türk Kültüründe Ağaç Kültü, Atatürk Kültür Merkezi Başkanlığı Yayınları, Ankara, 2004

Robert Graves, “The White Goddess – A historical grammar of poetic myth”, faber and faber, 1961

Paul Sterry & Bob Press, “A Photographic Guide to Trees of Britain and Europe”, New Holland, 1995

 

 

 

 

 

 

 

 

Bu haber toplam 13083 defa okunmuştur
Önceki ve Sonraki Haberler