1. HABERLER

  2. ARŞİV

  3. AFYON ETKİSİ
AFYON ETKİSİ

AFYON ETKİSİ

Adına zaman zaman “akıl tutulması” da dediğimiz şey, aslında açık olanı görmezden gelmenin bir başka hali. Aklın tutulup gerçekliğin temelini kavrayamaz hale gelişi. Analiz yeteneğini, sebep sonuç ilişkisini yitirmiş hali. Bu yılki Olimpiya

A+A-

 

Adına zaman zaman “akıl tutulması” da dediğimiz şey, aslında açık olanı görmezden gelmenin bir başka hali.

Aklın tutulup gerçekliğin temelini kavrayamaz hale gelişi.

Analiz yeteneğini, sebep sonuç ilişkisini yitirmiş hali.

Bu yılki Olimpiyatlarla ilgili de nedense herkeste bir akıl tutulması hali var. Ambargoları büyük bir hışımla protesto ediyor, Kıbrıslı Türkler’in olimpiyat yarışlarına kendilerini temsil ederek katılamamasının nedenini bir türlü anlayamıyoruz.

Bir taraftan bir ayrı kimlik bunalımı yaşıyoruz.

Yani bizim bir kimliğimiz var, neden bir başka ülkenin, Türkiye bile olsa, bayrağı altında yarışmak zorunda kalalım ki? diye sorguluyoruz.

Diğer taraftan, sanki kabul edilse ve Olimpiyat bayrağı altında Kıbrıslı Türkler’in de yarışmasının önü açılsa, bütün sorun çözülecekmiş gibi davranıyoruz. Bir taraftan bunu hayata geçirmeyen uluslararası camiaya tepki gösteriyoruz, bir taraftan da bunu kabul etmesi gereken milliyetçi kesimlerin hareketsizliğine kızıyoruz.

“Kıbrıslı Türkler de olimpiyat bayrağı altında yarışlara katılabilmeli” diyoruz.

“Sporun ruhuna ambargo yakışmaz. Kıbrıslı Türklere spor ambargosu uygulanıyor” diyoruz.

Bunun için eylemler bile düzenliyoruz. Bu eylemlere destek beyan ediyoruz.

Doğru… Kıbrıslı Türklere birçok alanda ambargo uygulandığı gibi spor alanında da ambargo uygulanıyor.

Ancak kabul etmek gerekiyor ki, Kıbrıs’ın Kuzeyi’nin maruz kaldığı ambargolar, uzun zamandır afyon etkisi yaratmış durumda. Bugün hepsi kalksa, bu afyonun etkisini dağıtıp dünyalı davranmayı öğrenmediğimiz sürece, daha çok uzun yıllar aynı durumda olmaya devam ederiz.

Olimpiyat bayrağı tartışması ise, tek başına bana son derece anlamsız bir tartışma olarak geliyor.

Sanki Olimpiyat Komitesi kabul etse, yarın bütün sporcular olimpiyatlara taşınacak ve dem altında tutulan başarılarını dizip, dünyayı nefessiz bırakacak bir halimiz var.

Bugün hangi bayrak altında yarışlara katılmanın tartışılmasından öte, on yıllardır bu ambargolardan dem vurmanın ötesinde, örneğin spor alanında ne yaptığımıza bakmamız gerekiyor.

Kıbrıslı Türkler olimpiyat bayrağı altında yarışlara katılabilmeli denilecek yerde, dünyayla buluşabilecek standartlara uygun Kıbrıslı Türk sporcular yetiştirebilmeliyiz demek lazım.

Bugüne kadar spor alanında nasıl politikalar geliştirdiğimizi sorgulamak lazım.

Dahası bugün serbest ticaret ya da uluslararası pazar konularını konuşurken, daha sorumluluğu altında olan bir avuç insanın gıda sağlığını koruyamayan bir devletin, uluslararası standartlar için ne yapması gerektiğini de ortaya koymak lazım.

Evet Mersin gümrüğü, yılların açık mı kapalı mı olduğu belli olmayan kronik bir sorunu.

Evet ortada karşılıklı bir siyasi irade olsa, bugün çözülebilecek bir sorun. Ancak bu siyasi iradenin bir tarafı yine bizim irademiz. Gümrükten standartlara uygun olmadığı gerekçesiyle dönen ürünleri iç piyasaya dağıtan da yine bizim devlet anlayışımız.

Evet AB bize verdiği sözleri tutmalı, ambargoları kaldırmalı. Peki ya bizim standartlarımız?

Çözümsüzlükten dem vurmak, iyi niyetten yoksun yabancılara öfke yaratmak adına harcadığımız enerjinin küçük bir bölümünü bile, kendi koşullarımızı iyileştirmek adına harcayamıyoruz ne acıdır ki.

Bir akıl tutulması altında afyonlaşmış bir uyuşukluk içinde, bildik ezberlerimizi tekrarlamaya devam ediyoruz.

Sağ ve milliyetçi siyaset bu afyondan yıllarca yararlanıp bu öfkeyle siyaset ürettiği, sol siyaset de çözüm hedefini Godot yerine koyduğu için, bu afyonun etkisi ne yazık ki birlikte güçlendiriliyor.

Ve sonuçta havadan suya, gıdadan yaşamın her alanında kadar hesabını soramadığımız, dünyanın çok gerisinde, kalitesiz koşulları kader gibi yaşıyoruz.

YENİDÜZEN için konuştuğumuz rekortmen Reşat Oğuz’un dünkü röportajını okumamışsanız mutlaka okuyun. Spor ambargosundan bahsederken, hangi şartlarda olduğumuzu açık yüreklikle ortaya koyuyor.

Daha da önemlisi bilirkişi olarak, Olimpiyat Yarışlarına katılabilmek için geçmeniz gereken uluslararası barajları anlatıyor.

Esas sorunun ambargo, bayrak ya da tanınma devlet değil de tamamen vizyon olduğunu bir kez daha ortaya koyuyor.

Meliz Redif genç ve başarılı bir sporcu olarak Olimpiyatlara Türkiye takımıyla, Türkiye bayrağıyla katıldı. Sadece katılması bile bir Kıbrıslı Türk sporcunun başarılarının hangi kapıları açabileceğini otaya koydu. Kendi adını yazdırdığı gibi bağlı olduğu coğrafyanın ve devletin de adını andırdı.

Önemli olan, Meliz gibi daha çok sporcular yetiştirebilmek. Önemli olan Onlara bu vizyonu verebilmek.

Bilimde, sanatta, sporda yetişmiş yetenekleri destekleyebilmek ve onları çoğaltabilmek. Böyle varolur devletler, toplumlar böyle yaşar.

Yoksa, siz zaten yoksanız, kimse varetmek için çaba sarfetmez.

 

 

 

 

 

 

Bu haber toplam 805 defa okunmuştur
Önceki ve Sonraki Haberler