1. HABERLER

  2. ARŞİV

  3. Açıklamanın ve Anla(t)manın Buluştuğu İsim: Tufan Erhürman
Açıklamanın ve Anla(t)manın  Buluştuğu İsim: Tufan Erhürman

Açıklamanın ve Anla(t)manın Buluştuğu İsim: Tufan Erhürman

Hakkı Yücel: İnsanoğlunun büyük trajedisi sınırlı bir ömre sahip olması, daha doğrusu sınırlı bir ömre ama aynı anda sınırsız hayallere sahip olmasıdır.

A+A-

 

 

 

 

Hakkı Yücel

yucelh@kibrisonline.com

                    

 

İnsanoğlunun büyük trajedisi sınırlı bir ömre sahip olması, daha doğrusu sınırlı bir ömre ama aynı anda sınırsız hayallere sahip olmasıdır. Ne yazık ki ömrün bu sınırlılık hali hayallerinin sınırsızlığına asla yetişemez, onlar karşısında hep eksik kalır ve nihayet bir gün o hayaller tamamlanamadan sona erer. Her ölümün “erken” kabul edilmesi de bu yüzden olsa gerektir. Ancak hayatı anlamlı kılan da onun bu trajik sınırlılık halidir; insanın ölümlü olduğunun bilincine varması, bu sınırlı süreyi olağanüstü değerli kıldığı kadar, onun dolu dolu yaşanma amacının da gerekçesidir.  Dolu dolu yaşamak ise karşılığını, insanın ömrü boyunca yaptıklarının toplamında ve asıl o toplama anlam ve değer katan niteliğinde bulur. Kimin bunu ne kadar ve ne biçimde becerebildiği bir yana, burada öne çıkanlar o nitelik ölçütlerini gözeterek, deyim yerindeyse bir ömre birden çok hayat sığdırabilenlerdir.  Zor ve meşakkatli bir serüvendir bu; sağlam ve tutarlı ilkeleri olan, insan onur ve haysiyetini, hak ve özgürlüklerini, ahlâkı, vicdanı ve adaleti esas alan geniş ölçekli bir ilgi ve değer alanını kapsar, bu bağlamda derinlere nüfuz edecek bir birikimi, sürekli ve yorulmak bilmez bir öğrenme çabasını, enerjiyi, fedakârlığı ve mücadele gücünü gerektirir. Çoklu yetenekleri yanında yaratıcı ve üretici olmaları bu tür insanların belirgin özellikleridir. .

 

İtiraf etmem gerekir ki bana bu satırları yazdıran, geçtiğimiz günlerde kitabevlerinde yerini alan üçüncü romanı “Yazışma” ile edebiyat dünyamızda yeniden gündeme gelen, ancak sadece bu değil, bugüne kadar yaptıklarıyla ve duruşuyla yukarıda çerçevesini çizmeye çalıştığım tipolojiye uygun olduğunu düşündüğüm içimizdeki değerli bir insan, Tufan Erhürman’dır. Sevgili Tufan çoklu yetenekleri ve kimliği kendi şahsında bir araya toplamış, erdemlerini içselleştirmiş birisi. Öncelikle hukukçu bir akademisyen, bu alanda yetkin ve özgün çalışmaları var. Aynı zamanda kamusal alanda yer alan, toplumsal duyarlılık ve sorumluluk taşıyan, bunun gereklerini yerine getiren güçlü bir entelektüel-aydın. Belagati yüksek bir hatip, kalemi kuvvetli, velût bir düşünce -bilim insanı. Katılırsınız ya da katılmazsınız görüşlerini sağlam temeller üzerine oturtan, olayları ve olguları neden-sonuç ilişkisi üzerinden ‘açıklayan’ bir üslubu ve düşünce sistematiği var. Gerek konuşmalarında ve gerekse yazılarında bu ‘açıklayıcı’ akılcıl-bilimsel sistematik bütünlüğü görmek mümkün. Ancak hepsi bu kadar değil.. Kanımca Tufan Erhürman’ı asıl farklı kılan, bir bakıma (açıklaycı) aklın ötesine geçiren bir başka önemli kimliği -ve de yeteneği- daha var ki o da kültür-edebiyat insanı olan Tufan Erhürman’ın varlığıdır.  Onun özellikle Yenidüzen Gazetesi’nin Pazar Eki Adres’te yazdığı haftalık yazılarda açığa çıkan bu kimliğinin asıl karşılığını bulduğu yer ise geçtiğimiz günlerde üçüncüsü yayınlanan romanlarıdır. Burada Tufan Erhürman artık sadece ‘açıklayan’ bir bilim insanı, entelektüel-aydın değil, aynı zamanda hikâyeler ‘anlatan’bir edebiyat insanı, romancıdır da. Bu hikâyeler içinde insanlar vardır, durumlar ve haller vardır, duygular vardır, dil ve üslup çeşitlemesi vardır, hayal gücü vardır, ruh vardır. ‘Aklın ve yüreğin’, bir başka ifadeyle ‘açıklamanın ve anla(t)manın’  kesişmesi olarak nitelendirilebilecek olan ve kendi adıma çok önemli olduğunu düşündüğüm bu ‘büyük buluşma’nın sevgili Tufan’ın kaleminde giderek daha da yetkin bir mahiyet kazanması ise altı çizilmesi gereken bir başka önemli husustur ve bu yazıda benim üzerinde durmak istediğim de daha çok burasıdır.

 

Bu noktada açımlayıcı olması bakımından şunları söylemek mümkündür: 19.ncu yüzyıl itibarıyla genel olarak birbirinin karşıtı kabul edilen ‘açıklamak-anla(t)mak’ ilişkisi, bir metin karşısında “birbirine karşıt iki tavrı, iki bilgi çeşidini” işaret etmektedir. Edebiyat eleştirmeni Mehmet Rifat’ın “Daha İyi Anlamak İçin Daha Dazla Açıklamak-Bir Yorumbilimci: Paul Ricoeur” başlıklı makalesinde (“Entelektüel Anlatıyı mı Savunuyorum?”-Yapı Kredi Yayınları.s:93) de ifade ettiği gibi bu iki bilgi çeşidi “Bir yanda olguların açıklanmasına dayanan ve doğa bilimlerine özgü olan bilgi; öte yanda anlamaya dayalı olan ve felsefe, edebiyat gibi düşünsel etkinliklerce benimsenen bilgi” olarak ayrımlanmaktadır. Daha çok çağdaş bilim anlayışından türeyen ve genelde birbirlerinin karşıtı, birbiriyle çatışan bilgiler olarak da nitelendirilen bu ayrımlaşmaya yönelik yorumbilimci Riceour’un , ‘açıklama’ ve ‘anla(t)manın’ birbiriyle çatışmak bir yana, birbirlerinin yerine geçtikleri ve son kertede bir araya gelerek birbirlerini tamamladıkları tespiti, bu bağlamda yeni bir anlayışı ifade etmektedir. Bunun önemi ise, hem disiplinler arası ilişkilerde, hem bilginin mahiyetinde, hem de metnin kurgulanmasında ve de yazımında yeni yaklaşımların oluşmasına fırsat tanıması, yeni alanlar açmasıdır.

 

İşte tam da burada edebiyatın-roman sanatının gerek dil ve üslup zenginliği, gerek biçim, gerek kurgu ve gerekse anlatı olarak çeşitlilik ve genişlik kazanan mahiyeti, onu, ‘açıklanan’ bilginin ya da gerçeğin-hakikatin ‘anlatılmasında-anlaşılmasında-anlamlandırılmasında’ etkin ve vazgeçilmez bir konuma getirmektedir. Onun ‘gerçek-hakikat’e yönelik olarak  hayallerle, imgelerle, hikâyelerle kurduğu çoklu-çok katmanlı ilişki, kategorik aklın -ya da kavramların- ‘gerçek-hakikat’le kurduğu kendileriyle sınırlı ilişkisine olağanüstü bir zenginlik ve derinlik kazandırmakta, bir başka ifadeyle ‘açıklama-anla(t)ma’ ilişkisi bu ‘büyük buluşma’da birbirini tamamlayan çok daha zengin ve doğurgan bir niteliğe bürünmektedir.

 

Tufan Erhürman’ın “Yüzleşme” ile başlayan, “Yozlaşma” ile devam eden ve serinin son kitabı olan “Yazışma” ile tamamlanan roman üçlemesinde beni en fazla heyecanlandıran da bu ‘büyük buluşma’nın, üstelik yetkin bir biçimde, gerçekleşmiş olmasıdır.  Herbiri hem ayrı ayrı hem de hep birlikte bir bütün olarak okunabilecek geçirgenliği içerecek biçimde kurgulanan üçlemede yazar, aynı anda roman sanatının farklı alt türlerini gerek ayrı ayrı herbirinde ve gerekse bütününde buluşturmayı becerebilmiş, bu anlamda zengin bir biçim, biçem ve içerik mimarisi sağlamıştır. Sadece bununla da kalmamıştır, üçleme ile yazın hayatında bir döneme nokta koyarken, şimdiden sonra yeni yolculuklara yelken açacağının haberini de son romanı ‘Yazışma’nın kilit cümlelerinden biri olan “İtiraf et ki başka numaralar bulmak zorundasın artık. Merhaba“ ile dolaylı olarak vermiştir. Esas olarak kendisi ile yüzleşmekten kaçınan, yozlaşmanın girdabında savrulan ve mızmızlanmaktan öteye pek de bir şey yapmayan topluma yönelik doğrudan ciddi bir eleştiriyi içeren ve de bir toplumsal silkinmeyi-değişimi öneren bu cümle, dolaylı olarak yazarın kendisinin de bundan sonra kendi roman sanatında farklı arayışlar içine gireceğinin işareti gibidir.

 

Tufan Erhürman bu çabasını üçleme’sinde de  hep sürdürmüştür zaten. Nitekim son romanı ‘Yazışma’ya  Edebiyata olan ortak merakımızın da etkisiyle, çevremizdeki insanlarla ve onların bu koşullar karşısındaki halleriyle ilgili küçük hikâyeler yazmaya ve bunları birbirimize göndermeye karar verdik evleri ayırmadan önce....” cümlesiyle başlarken aslında bu işaret verilmektedir. Bu durum yazarın kendi anlatı serüveninde bir başkalığı ifade ederken, aynı anda  ‘hikâye anlatmanın’ insanın varoluşsal durumunu açığa çıkarması anlamında en etkin yol olduğunu ima etmesi bakımından da kayda değerdir.  (Tam da burada aklıma Marcel Proust geliyor. Annesiyle arasında çok özel bir ilişki olan Proust,  geceleri uyuyamadığı zamanlarda ona çeşitli hikâyelerle süslediği mektuplar yazar sonra da onları sabah bulup okuması için odasının kapısının önüne bırakırmış..Tamamı yedi cilt, üç bin sayfa ve bir milyon ikiyüzellibin kelimeden müteşekkil “Kayıp Zamanın İzinde” romanının yazarının kendini böyle ifade etmesinin çok anlaşır olması bir yana, galiba asıl çarpıcı olan insanın kendini en iyi bir hikâyenin içinde bulduğu, var ve ifade edebildiğidir. ) 

 

Yaratıcı ve yapıcı çoklu kimlik ve yeteneklerinin tanığı olduğumuz Sevgili Tufan Erhürman, “Yazışma” romanıyla bir kez daha bir edebiyat insanı olarak karşımıza çıktı ve biz okurlarını sevindirdi. Toplum olarak ciddi sorunların, gerilimlerin ve buna bağlı ruh hallerinin açığa çıktığı, yaşamın her alanında ciddi bir kirlenmenin söz konusu olduğu, aynı anda çıkış yollarının arandığı, kestirmeden çıkarsamaların ve açıklamaların yapıldığı bir dönemde çıkagelen bu romanı okurken kendi adıma buradan iki sonuç çıkardım.

Bunlardan bir tanesi yazarın o kilit cümlesinde gizliydi:

“İtiraf et ki başka numaralar bulmak zorundasın artık. Merhaba!!!” .

Diğeri ise yürekten inandığım çok daha genel bir gerçeğin bir kez daha teyit edilmesiydi: İnsanın kendine ve hayata bakarken ona farklı görme ve duyumsama biçimleri sağlayacak olan hikâyelere ihtiyacı olduğu, bunu da en çok edebiyatın-romanın sağladığıydı.

 

Açıklayabileceğimiz hayat onun karmaşasını anlatabileceğimiz, anlatırken anlayabileceğimiz, aklın ve yüreğin buluştuğu hikâyelerle mümkün. Kendi dünyasında bu ‘büyük buluşma’yı gerçekleştiren Sevgili Tufan Erhürman oradan devşirdiği hikâyelerini ustaca anlatmaya ediyor.

Onu kutluyorum, enerjisinin ve hikâyelerinin hiç bitmemesini, bereketinin daim olmasını diliyorum..

 

 

Bu haber toplam 842 defa okunmuştur
Önceki ve Sonraki Haberler