1. HABERLER

  2. ARŞİV

  3. ACEMİLİK Mİ; SADİZM Mİ?
ACEMİLİK Mİ; SADİZM Mİ?

ACEMİLİK Mİ; SADİZM Mİ?

Doğanın en acemi varlığı insanlardır sanırım… Üstün yetenekleriyle dünyanın “tek akıllı varlığı” olduğuna inanan insanlar; yürümeyi, yüzmeyi diğer canlılara kıyasla oldukça geç başarırlar(aletsiz uçmayı ise hiç başaramazlar)… İn

A+A-

 

 

Doğanın en acemi varlığı insanlardır sanırım…

Üstün yetenekleriyle dünyanın “tek akıllı varlığı” olduğuna inanan insanlar; yürümeyi, yüzmeyi diğer canlılara kıyasla oldukça geç başarırlar(aletsiz uçmayı ise hiç başaramazlar)…

İnsanoğlunun bu beceriksizliği ürettiği araçlara da bulaşmıştır sanırım(en azından bizde öyle); baksanıza aradan 38 yıl geçmiş hala daha bu tanklar, toplar, ve de tören alayları dümdüz yolda yürümeyi öğrenememişler!

Yıllardır aynı yolda bir saat yürüyecekler diye, her yıl onlarca prova yaparlar!..

Sıcakların asfalt erittiği bu günlerde yine ana arterler kesilip; insanlara cehennem işkencesi yapan bu anlayışın ardında yatan beceriksizlik değilse; sadistlik midir?

***

Ateşi nasıl kullanacağını (ateşin kendisini değil)da oldukça geç keşfetmiştir insanoğlu…  Bazıları O’nu nasıl kontrol edeceğini öğrense de; bizler (ilk atalarımızın alışkanlıklarını aşamadığımızdan olsa gerek) yalnızca Mangalda iyi kullanmayı biliriz ateşi…

En iyi becerdiğimiz işlerden biri olduğu için “Mangalımıza Dokundurmamakla” öğünür dururuz…

95’deki büyük yangında Beşparmakların kuzey tarafını küle çevirme becerimizi az daha geçtiğimiz hafta güney yüzeyi için de becerecektik!...

Tıpkı 95’de olduğu gibi, bu kez de Rum tarafından gelen yardım tekliflerini elimizin tersi ile iterek binlerce ağacın yanmasını seyrettik… “Aman da bu yanan ağaçcıklardan ne güzel kömür olur” diye sevinenlerin hevesleri kursağında kaldı ne yazık ki…

38 yılda, 38 kez makam araçlarını değiştirmeyi beceren devletimiz; bir yangın helikopteri almayı beceremediği; taş ocaklarının patlamalarını denetleyip, sınırlayamadığı için işin kolay tarafını seçip; Mangal yakmayı yasakladı…

Bu kararın ardından “ayaklanma çıkmasını” bekleyenler büyük bir düş kırıklığına uğradı…

Memleketi çöplüğe çevirenler; insanlarını fakirleştirenler; Türkiye’nin kulluğunu yapıp toplumu yok etme becerisini gösterenler, baktılar ki birkaç çatlak sesin dışında ÇIT çıkmıyor; Kıbrıslı’nın mangalına da dokundular sonunda!...

O Mangal ki, bizim yerlere göklere sığdıramadığımız kültür(süzlüğ)ümüz dü!..

Lefkoşa Belediyesinde DARBE yapanların aklına, İLK Tasarruf yapılacak birim olarak KÜLTÜR birimi geliyorsa;  Yıllar önce küle dönmüş Devlet Tiyatrosu binasının külleri bile süpürülmediyse; Öküzler trene bakarken, iktidarların kültüre bu gözle bile bakmadığını hatırladığımızda; Uluslar arası Kitap Fuarlarına Yazar/şair yerine bürokrat, kitap yerine ceviz macunu götürmeyi tercih eden (mantar)kültürü kafalıları hala daha başımıza taç ettiğimizi düşündüğümüzde; hangi KÜLTÜR’den söz edeceğiz?  

Yirmi yıl önce (bizi bu günlere getiren) bu “Müthiş kültürümüzü”  şu satırlarla anlatmaya çalışmıştım; sizce bir şey değişti mi?…

 

MANGAL KÜLTÜRÜ

 

Gece saatın 10’u. Lefkoşa’dan Girne’ye doğru gidiyorum. Boğaz’ın ilk yokuşunu bitirirken o değişik hava yine ciğerlerimi yalıyor. Hayır, hayır bu o bildiğiniz serin deniz havası değil..! Kebapçı dükkanının keskin kokulu havası...

Boğaz’ın öte yakası yangın yeri gibi; dumandan göz gözü görmüyor... Uzun ışıkları yakıp, arabanın hızını iyice düşürürken, kulağıma şu diyalog çarpıyor.

- Rusya’da darbecileri devirmişler...

        - Yandılar, yandılar...

        - Kim? Darbeciler mi, onları devirenler mi?

        - Yok olan, kebaplar yandı...

   - Ara seçimlerde Denktaş UBP yerine MAP’ı destekleyecekmiş.

 - Çevir, çevir...

 - Ne oldu? Bu konu seni açmadı galiba...

 - Yok be... Şişleri çevir derim...

 - Ekin Merkezi’ de kapanmış...

 - Küllendi, küllendi...

 - Yok yahu, olay o kadar da eski değil; daha yenile kapandı...

 - Yok be adam, olay değil kebaplar küllendi...

 - Mustafa Gökçeoğlu, Kıbrıs kültürüyle ilgili iki kitap daha   yayınlamış..

 - Ee..! Kepap tarifleri de var içinde?

 - Yok canım , ne kebabı..?

 - Şeftali kebabı be... Bizim en mühim kültürümüz değildir..?

 - Vallahi bilmem ama, bu gece kitaplarını imzalayacaktı.

 - Yaz, yaz...

 - Bizim elimiz kalem tutmaz ki yazalım...

 - Yok olan, o baddaniyacığı yaz yere da oturalım artık...

 - Haa... oturalım dedin de aklıma geldi; geçen hafta Sanatçı Ve Yazarlar Birliği “Gençlik ve Kültür” konulu bir açık oturum yapmış; epeyi tartışmışlar. Bizim bir arkadaş...

 - Kısa kes, onlar yapar da biz yapamayık yani? Aç o beytambal şişeyi da oturalım... Şişe açık, hava açık, biz da otururuk, aha sana Açık Oturum...

 - Konu ne olacak?

 - Peee, konu yok? İsdersen bu geceki konu , MANGAL KÜL /TÜRÜMÜZ olsun... KÜL/ türümüz  yakacağın  oduna göre değişir... Yerli odunun külü az olur...

 - Yabancı odun da vardır..?

 -Ma uyung be sen ? Doldular bunun içine / Sıçtılar mangalımızın  üstüne...Görün ama, şiir da yazarım, hah hah ha...

 - Yani , sende de ne cevherler varmış yahu...

 - Yaa, sen ne sandın... Bak sana  anlatayım bu işin sırrını... Harnubın guru dallarını mangala dizeceng...

Geceyi saran dumanla birlikte arkada kaldı sesler... KÜL/ türü/müzün kurşuni rengiyle koyulaşan gökyüzü, denizin soğumaya yüz tutan dalgalarıyla karışıp parçalandı kayalık kıyılarda...  (13 Eylül 1991,   ORTAM Gazetesi; ve REFERANDUM isimli kitabımdan) 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

Bu haber toplam 820 defa okunmuştur
Önceki ve Sonraki Haberler