1. HABERLER

  2. ARŞİV

  3. Absürdün Mekânı Maraş Ne Anlatıyor?
Absürdün Mekânı Maraş Ne Anlatıyor?

Absürdün Mekânı Maraş Ne Anlatıyor?

Orada bir kent var uzakta/Gitmediğimiz görmediğimiz o kent ne sizindir ne bizim/Ölgün gözlerle bakıyor hüzün içinde/Dünyanın absürt hallerine… Albert Camus Absürt için “insanların ihtiyaçları ile dünyanın aptal sessizliğe arasındaki çatışmada

A+A-

 

 

 

Orada bir kent var uzakta/Gitmediğimiz görmediğimiz o kent ne sizindir ne bizim/Ölgün gözlerle bakıyor hüzün içinde/Dünyanın absürt hallerine…

Albert Camus Absürt için “insanların ihtiyaçları ile dünyanın aptal sessizliğe arasındaki çatışmadan doğar” derdi. Ne zaman Maraş’tan söz edilse aklıma Camus’nün değerlendirmesi gelir. Onlarca yıldır orada atıl duran, daha doğrusu durmakta zorlanan bir kent. Bir zamanlar cıvıl cıvıl yaşam doluyken şimdi ‘Hayalet-Şehir’ olarak anılıyor. Ve insanların kente, kenttin de insanlara olan ihtiyacı karşısında dünyanın sunduğu tek şey vurdumduymaz bir sessizliktir.

Peki, Neden?

1960’lı yılların ortalarıydı. Kıbrıslı Rumlar Kıbrıs Cumhuriyeti’ni tek başına yönetiyordu ve iki-toplumlu Kıbrıs Cumhuriyeti’ne dönmeye hiç niyetleri yoktu. Hayatlarından son derece memnundular. Devlet yönetiminde artık Kıbrıslı Türkler yoktu ve bu da onları son derece mutlu ediyordu. Temsilciler Meclisi üyeliği kâğıt üstünde devam eden Kıbrıslı Türk milletvekillerinden bazıları Meclis’te seçim yasasının görüşüleceği bir oturuma katılmak isteyince, Kıbrıslı Rumlardan şöyle bir yanıt almışlardı: “Kıbrıs Cumhuriyeti hükümetini bütün adanın hükümeti olarak tanıyın ve aldığı bütün kararları kabul ettiğinizi açıklayın; ayrı çoğunluk ilkesine son verildiğinden Temsilciler Meclisi’nde ‘bir milletvekili bir oy ilkesi’ çerçevesinde oturumlara katılın.”

Kıbrıs Rum siyasi elitleri kısaca şunu söylüyordu: “Bizim yönettiğimiz tek toplumlu Kıbrıs Cumhuriyeti yönetimine tabi olursanız, bizim yönetimimiz altında yaşamayı kabul ederseniz, Meclise gelebilirsiniz.”

Şimdi, Maraş’ın açılması konuşulurken bu olay nereden aklıma geldi diye sorabilirsiniz. Şundan: Maraşlı Rumlara “bizim yönetimimiz altında yaşamayı kabul ederseniz evlerinize dönebilirsiniz” demek tam da yukarıda betimlediğim kendini beğenmiş tavrın aynısıdır. O zamanlar Kıbrıs Cumhuriyeti’ni gasp edenler kendi şartlarını dayatmak istiyordu, şimdi de Maraş’ı ele geçirenler aynı şeyi söylüyor. Nasıl ki 1965 yılında Kıbrıslı Rumlar bütün anlaşmaları görmezlikten gelerek iki-toplumlu Kıbrıs Cumhuriyeti’ni tek bir toplumun cumhuriyeti gibi yönetmişlerse, şimdi de birileri BM’nin bütün kararlarına ve yapılan anlaşmalara aykırı olarak Maraş’ın Türk idaresi altında yerleşime açılmasından söz ediyor. Hatırlatmakta yarar vardır. 18–19 Mayıs 1979 tarihlerinde Lefkoşa’da BM Genel Sekreteri’nin gözetiminde bir araya gelen Denktaş ve Kiprianou on maddelik bir Yüksek Düzey anlaşması imzaladılar ve bu anlaşmada Maraş’ın Kıbrıs sorununun çözümünü beklemeden Kıbrıslı Rum göçmenlerin yerleşimine açılması öngörülüyordu. Ayrıca, BM Kararlarında da Maraş’ın BM yönetimi altında Kıbrıslı Rumların iskânına açılmasından söz ediliyor. Böyle olduğu halde, birileri Maraş’ın Türk idaresi altında açılmasını gündeme getirebiliyor.

Şimdi sorumuzu yeniden soralım. Peki, Neden?

Yukarıda betimlediğimiz davranışlar Kıbrıs sorununun uzayıp gitmesinin en temel nedenini oluşturuyor. Kaynağında siyasi elitlerin Kuvvetten başka bir dil bilmemeleri yatıyor. Gücü eline geçiren öteki tarafı aşağılamaya çalışıyor, aşağılanan taraf da intikam peşinde koşuyor. Birbirimizden intikam alma tutkusu içinde ülkemizi ve kendimizi tüketiyoruz. Sadece kendimizi değil, doğmamış kuşaklara da gittikçe daha da büyüyen bir sorun bırakıyor ve onları kısır döngüler içinde yaşamaya mahkûm ediyoruz.

Maraş’ın acı acı bakan gözleri andıran boş binalarına bakıp da hüzün duymayan elitlerin acaba nasıl bir siyasi kültürü vardır? Ya da 1960’lı yılarda Kıbrıs Türk gettolarını görmezlikten gelen siyasi elitlerin değerler sistemini biçimlendiren neydi?

Yanıt basittir: Haklı olduğuna inanmak ve Kuvvete tapınmak! Kuvvetsiz oldukları yerde de hınç ve intikam duymak!

İşte bu yüzden şairin dediği doğrudur: “haklı olduğumuz yerde hiç bir bahar çiçek açmaz!”

Maraş’ta da zaten onca bahardır çiçek açmıyor…      

 

 

 

 

 

 

 

Bu haber toplam 1179 defa okunmuştur
Önceki ve Sonraki Haberler