1. YAZARLAR

  2. Sevgül Uludağ

  3. Abohor’dan Palekitre’ye…1
Sevgül Uludağ

Sevgül Uludağ

0090 542853 8436/00357 99 966518
Yazarın Tüm Yazıları >

Abohor’dan Palekitre’ye…1

A+A-

 

Abohorlu genç humanist yazar Dr. Derviş Özer, hayatını sürdürdüğü Ankara’dan birkaç günlüğüne Kıbrıs’a geliyor ve anlaştığımız gibi onunla buluşup Abohor ve Palekitre (Balıkesir) yöresinde araştırmalarımızı sürdürüyoruz… Havaalanından yeni gelmiş ve anlatşığımız gibi öğleye yakın saatlerde buluşuyoruz – hava çok güzel, ovalar yemyeşil ve sapsarı ve şurada burada birkaç horoz lalesi de görebiliyoruz… Bazı yerlerde eflatun renkli çiçekler boy atmış tarlalarda ve her yerde kırlangıçlar ve kumrular ötüyor, uçuyor, konuyor: Kıbrıs’ta ilkbahar zamanı, Kıbrıs’ta hayat zaman zaman karanlık görünse de ilkbahar dönemi doğanın çiçeklenip renklenmesi gene de daha güzel bir gelecek umudunu besliyor…

Dr. Derviş Özer’le birlikte bir şahidi evinden almaya gidiyoruz – önceden haber vermedik, telefon etmedik, ona gideceğimiz hakkında bilgi vermedik ancak bu iyi yürekli şahit hiçbir zaman kırmaz bizi, ne zaman yardım istesek işini gücünü bırakıp yardıma koşar… Palekitre katliamında öldürülen Suppuris ve Liasi ailelerinin bulunmasını o sağlamıştı… Bunun için ona ne kadar teşekkür etsek az gelir… Çok iyi bir aileden geliyor ve yapılan kötülüklerin ortasında çiçeklenen bir iyilik timsali o…

Önce Abohor’da bize tarif ettiği bir yere gidiyoruz – bir yıl kadar önce Kayıplar Komitesi bir köprü yakınlarında kazı yürütüyordu… Şahidimiz kahvede otururken, bu kazıdan tam bir yıl sonra konuşulanları dinlemiş… Kahvede oturanlar “Geçen sene Kayıplar Komitesi o köprüde yanlış yeri kazardı ya!” demişler ve dört ya da beş “kayıp” Kıbrıslırum’un gömülü olabileceği yeri tarif etmişler… Buraya birlikte gidiyoruz… Arabamı park edip otların arasından geçiyoruz, otlar belimizi geçmiş, sapsarı papatyalar açmış her yanda, papatyaların arasından geçip ona tarif edilen yeri bulmaya çalışıyoruz…

Kahvede oturanlara “Madem yanlış yeri kazarlardı, neden ortaya çıkıp da uyarmadınız Kayıplar Komitesi’ni?” diye sormuş. “Biz karışmak istemeyik” diye cevap vermişler! Bir yıl boyunca susmuşlar ve ancak şimdi konuşmaya başlamışlar bu konuyu – o da kahvede…

Bir mandranın arkasındaki ufak bir dereciği buluyoruz… Bu dereciğe “Mezarlık Deresi” diyorlarmış… Toprak yığınına tırmanıyoruz… İngiliz döneminde derecikten akan suyu durdurmak ve sulama için kullanmak üzere monte edilmiş “savak” denen cihazı görüyoruz dereciğin üstünde…

“Savak” da Kıbrıs’taki pek çok şey gibi kendi kaderine, çürümeye terkedilmiş… Kırılan kırılıyor, dökülen dökülüyor, kimse dönüp ikinci kez bakmıyor, ancak şikayete geldi miydi Kıbrıslılar’a harman kadar yer de yetmiyor – hep şikayet, hep şikayet, hep nostalji, hep nostalji ancak bir taşın üstüne bir taş koyacak insan pek çıkmıyor…

Şahidimiz “Dört-beş kişiyi işte bu bölgede gördülerdi” diye işaret ediyor, “Mezarlık Deresi”nin kıyısı boyunca yığılmış ohtoyu – toprak yığınlarını – gösteriyor… Mandranın arkasındayız… Fotoğraf çekiyorum, notlar alıyorum – sonra sapsarı papatyalar ve otlar arasından geçerek arabaya dönüyoruz…

Palekitre’ye (Balıkesir) doğru sürüyorum arabamı… Palekitre’de ağırlıkla çocuklardan ve kadınlardan oluşan Suppuris ve Liasi ailelerinin fertleri 1974’te soğukkanlılıkla katledilmişlerdi… Toplu mezarın bulunduğu yol üzerinde duruyoruz…

Şahidimiz, “O günlerde yol böyle değildi” diyor, “dar bir toprak yoldu…” Şimdi dar toprak yol yerine asfalt var…

Suppuris ailesinin evinde toplanmış olan Suppuris ve Liasi ailelerinden ağırlıkla kadınlar ve çocukları öldüren bazı Kıbrıslıtürkler, bu köyü kana bulamışlardı… Katliam ardından onları gömmek ise başkalarına kalmıştı… Zaten neredeyse her zaman öldürenler farklı, gömenler farklı kişiler oluyor Kıbrıs’ta – öldürenler çekip gidiyor ama olaya hiç karışmamış kişiler defnediyor öldürülenleri – bu genellikle böyle oldu hem kuzeyde, hem güneyde… Şahidimiz de asla bu olaylara hiç karışmamış olduğu, çok iyi bir aileden geldiği halde, o köyde tesadüfen bulunduğu için onları defnedenler arasındaydı. Askerin emri üzerine öldürülen insanları bir traktörün arkasına bağlı bir trolliye yüklemişler ve alel acele onları bu yolun kenarında, az içeride olan bir çukura gömmüşlerdi…

DEVAM EDECEK

Bu yazı toplam 1977 defa okunmuştur.
Önceki ve Sonraki Yazılar