1. YAZARLAR

  2. Sevgül Uludağ

  3. Abohor'dan Hatıralar...Galliga(1)
Sevgül Uludağ

Sevgül Uludağ

0090 542853 8436/00357 99 966518
Yazarın Tüm Yazıları >

Abohor'dan Hatıralar...Galliga(1)

A+A-

Dr. Derviş Özer

(Galliga’nın  oğlu Nihat Nalbantoğlu’nun izni ile onun hatıralarından öyküleştirilmiştir)

Galliga Ahmet dayı Sandalyeci Mustafa ve karısı Emine abanın çocuğu olarak doğar (doğumu 1905 yılıdır). Çok az bir süre Abohor’da kalır. Yoksulluk, uzun süren kıtlık zamanları ve çok fazla çocuk sahibi olunması, yoksul aileleri çocukların birini veya ikisini, kendini kurtarması için çok küçük yaşta meslek yanına verirlermiş. İşte 4-5 yaşlarında Ahmet dayı orada meslek öğrensin kendisini kurtarsın diye Temproz’a (Zeytinlik köyü) zengin bir çiftliğe verilir.

Beş yaşında bir çocuk Temproz’da bir çiftlikte çalışıyor, karnını doyuruyor ve galligalık (nalbantlık) öğreniyor. Bu öğrendiği galligalık mesleği onun hayatını değiştirecektir. Uzun süren maceraların arkası kesilmeyecektir. Belki hiç Temproz’a gitmemiş olsaydı, köyde ırgat olarak kalacak ve köyün dışına çıkmadan hep ırgat olarak yaşayacaktı.

Uzun yıllar Temproz’da kalır. Orada iyi bir galliga olur ve oradan ayrılır. Ayrılır derken eskiden galligalar köy köy gezer eşekleri nallar kendi nalını kendi yaparmış eşşeğin veya atının arkasına koyduğu aletleri ile bir köye gider, eğleşir, her kimin eşeği nallanması gerekir veya hangi eşşekte yağır varsa, tedavi edilmesi gerekirse tedavi edermiş. Tabii üç beş kuruş da karşılığını alırmış ve tekrardan başka bir köye doğru gidermiş. Bu kalış süresi işin çokluğuna, köyün kalabalığına göre de değişirmiş. Biraz da köydeki güzel kızlara ve dul kadınların varlığına da bağlıymış bu kalış süresi. Bir iki günlük iş beş altı günlük işe de çıkabilirmiş. Eğer yemekler ve bakım iyiyse veya bir de iş mevsimi ise köylüler galligaları köyden kaçırmak istemezlermiş. Onlara iş bitene kadar her türlü ihtimamı ve hizmeti verirlermiş. Kalacak yer, yatak ve yemek. Genellikle Ahmet dayının hep bahsettiği dağın arkası dediği yerleri mekan tutarmış Çatalköy, Esentepe-Ayguruş, Arapköy, Lapta gibi köyleri gezermiş. Arada dağın bu yanına da gelirmiş ama daha az. Çoğunlukla dağın öteki tarafını severmiş. Kendi deyimiyle denizi güzel, Deniz gören köyleri güzel, insanı güzel ve cömertmiş.

Resimden de görüldüğü gibi yakışıklı ve babayiğit bir adammış. Efe bir gençmiş. Yere bastığında toprak titrermiş ve ata binip inmesi bile gürültülü olurmuş, bir sekmede tek ayak ata binermiş. Ve attan indiğinde iki topuğuyla yere öyle basarmış ki yer titrermiş. Tabii sadece yer titremezmiş köydeki genç kızların da (Türk olsun Rum olsun) yürekleri de titrermiş. O da bunu bildiğinden, atın gemini çekip, atını şahlandırarak ve ata kısa ve net emirler vererek, köye gelişini kızlara belli edermiş.

Dağın bu tarafında Lefkonuk köyü vardır. Ve o köyde bir ağa varmış. Galliga orayı da gezmeyi, orada da çalışmayı ihmal etmez, ağaya da sık sık uğrar oturup içerlermiş. Ağanın da çok güzel bir kızı varmış. Ona aşık olduğu için Lefkonuk köyünü epey zaman mekan tutmuş . Ağa işkillenmiş ama engel olamamış. Ve bir gün aşık olduğu ağanın kızını kaçırmış. Dağa çıkarmış. Ha kaçırmış derken, öyle değil kızın da rızası varmış. Bir gece atın arkasına atmış ve gitmişler. Dağda kalırlar ve köye gelip imam nikahıyla evlenirler. Artık yerleşmek kök salmak zamanıdır der. Kaçırdığı karısı da hamiledir. 18 yaşında bir adam olmuş, sevdiği kızı kaçırmış ve evlenmiş, yolda bir de çocuk vardır. Mutludur ama hayat böyle devam etmez. O zaman hastalık kol gezer tifo, kolera ,dizanteri, biri biter biri başlar. Ve bir tifo salgınında ilk eşi ( ki adından hiç bahsetmez, sadece ağa kızı der) 7 aylık hamile iken köydeki birçok kişi ile birlikte ölür.

Çocuğu ve çok sevdiği ağa kızı ölür. İçinde bir volkan yanar ama bir tek lav çıkmaz dışarı. Öyle öğretilmiştir. O zamanlar ağlanmaz. O da ağlamaz. Ne ağa kızına, ne de doğmamış çocuğuna. Götürür köyün doğusundaki güneşin ilk göründüğü yere, kendi elleri ile kazar mezarını ve yatırır karısını, karnındaki çocuğuyla toprağa. Dağa gider günlerce gezer ve iki tane taş getirir diker başına ama en heybetlisinden, diğer mezarlardan ayrı diğer mezarlardan büyük.

Günlerce dağlarda gezer köye uğramaz. Ne dağın öteki yüzüne ne de bu yüzüne. Köyden oduna gidenler onu görürler. Gelirler ve köyde derler, Galliga’nın kendini içkiye ve berduşluğa verdiğini. Ağabeyi Galliga Mehmet bu böyle olmaz der. Atına atlar, dağda günlerce gezdikten sonra Galliga’yı bulur ve alır getirir köye. Kapı gibi kardeşi elinde eriyip gitmektedir. Çeker konuşur olmaz. Alır kaçırır dağın ötesine, yine olmaz ve kardeşine emrivaki yapıp bir kadın getirir eve. Bu kadın dağın bu yanından Kufez’dendir ve bir gözü kördür. Galliga beğenmese de ses etmez. Ağası, getirmiştir. Bir gözü kör olsa da ses etmez çünkü abisi mehel görmüştür.
Yeni kadınıyla, biraz olsun, ağanın kızını ve doğmamış çocuğunu unutur. Ama sonraları sorunlar başlar. Ağa kızına hiç kaynanalık yapmayan anası, bu tek gözü görmeyen kadını evde istemez. Her olayda bir sebep bulur ve Galliga’dan onu boşamasını ister ama Galliga direnir. O da insan der. Bu evde ona da bir çanak çorba fazladan vardır der.

Sonraları o bir çanak çorbanın sahibi masmavi gözlü bir oğlan çocuğu dünyaya getirir. Galliga çocuğa babasının adını koyar. MUSTAFA…

Aradan yıllar geçer evdeki huzursuzluk artarak devam eder Galliga bu huzursuzluktan eve uğramaz olur. Eve gelmesi sadece Mustafa içindir. Gelir Mustafa’yı görür ve gider. Zaten sevmemiş olduğu karısını görmek istemez. Annesinin de ısrarıyla bu kadını da boşar…

Eve geldiği bir gün karısı avluda yemek pişirmektedir. Mustafa da toprak oynamakta, tavukların peşinde koşmaktadır. Eve gelir, atını bağlar, avluda yürürken annesinin dırdırı artar, Mustafa, düşüp ağlamaya başlar ve bunlara hiç umursamaz bir şekilde avluda  yemek yapan kadının yanından geçerken, yemeğin içindeki Mustafa’nın tavukları kovalamasından düşen tüyü görür. Ve orda ipler kopar. Avlunun ortasında durur ve haykırır BOŞ OL. BOŞ OL, BOŞ OL.

Devam edecek...

Bu yazı toplam 1960 defa okunmuştur.
Önceki ve Sonraki Yazılar